Semâ ve Yıldıza And Olsun! Herkes Gözetim ve Denetim Altındadır!
وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ النَّجْمُ الثَّاقِبُ إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ
Göğe ve gece ortaya çıkan yıldıza and olsun. Gece ortaya çıkanın ne olduğunu sen bilir misin? O, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır. Üzerinde gözetici olmayan kimse yoktur.
Yüce Rabbimiz, semâya yemin ederek hem o eşsiz bir esere dikkatleri çekmekte, hem de insanı yüceliklere davet etmektedir. Semâ, maddî manevî her türlü yüksekliğe, güneş, ay, yıldız, gezegen, burçlar, hava, bulut ve hür türlü yağışa ve o yağışlar sayesinde varlıklarını sürdüren canlılara delalet eder.
Târık, sesli vurmak anlamına gelir. Ayakla vurulduğu için yola da tarîk denmiştir. Târık, geceleyin gelip kapı çalan misafir; ışığıyla karanlığı delip geçen ve onu aydınlatan, sabaha doğru doğan sabah yıldızıdır. Bununla kastedilen Zühal yıldızı yahut Süreyya yıldızı yahut genel olarak tüm saçtığı ışıkla karanlığı delip geçen parlak ve yükseklerde doğan yıldızlardır.
Bu ayetler indiğinde, Allah’ın son elçisine de vahiy inmeye başlamıştı. Bir gece karanlığında inen vahiyle Allah Rasülünün ve kâinatın karanlıkları son bulmuş, ortalık apaydınlık olmuştu. Son Peygamberin gelişi ve onun insanlığa sunduğu vahyin nuru karanlıkları delip geçmiş ve insanlığın gündemine oturmuştu. İnsanlar, gece karanlıklarında yıldızlarla yollarını buldukları, gözlerini dinlendirip gönüllerini rahatlattıkları gibi; birer yıldız mesabesinde olan Kur’ân nurlarıyla da doğru yolu bulabilmekte, gönülleri ve beyinleri imanla aydınlanıp inşirah bulmaktadır. Gerçekten de Kur’ân’ın hikmetleri, insanın içine işler, yüreğini hoplatır, aklını harekete geçirir. Yıldızın ışığıyla karanlığı delip geçtiği, gözü şenlendirdiği, gönüllere inşirah verdiği gibi. Vahiy, insanı yüceliklere taşımak için semalardan yere iner. İnsana düşen, yücelerden gelen ve insana elini uzatan vahye gözünü ve gönlünü açması, ona sımsıkı sarılması ve uzanan o eli tutmasıdır.
Ve yeminin cevabı geliyor: Üzerinde gözetici olmayan kimse yoktur. Koruyucu-gözetici ile kastedilen, her insanın hayır-şer tüm yaptıklarını kaydeden yazıcı melekler yahut insanı kaderi nispetinde koruyan hafaza melekleridir. Yüce Allah, sınav için gönderdiği insanı başı boş bırakmamıştır. Donanımlı bir şekilde yarattığı insanı kendi başına buyruk bırakmamıştır. Ne halin varsa gör diyerek onu, ona bırakmamıştır. İnsanın konumu-makamı ne kadar yükseklerde olursa olsun hep ilahî gözetim ve denetim altındadır. Bu, Yüce Yaratıcının insanı sevdiğinin ve ondan vazgeçmediğinin göstergesidir. İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır? Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, ‘İnandık’ deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
Yine O, insanın tüm yapıp ettiklerini kayıt altına almıştır. Aslında O’nun ezelî ve ebedî ilmi olanları kayıt altına almayı gerektirmez. Zira O, asla unutmaz, hiçbir şey de O’nun her şeyi kuşatan bilgisinden kaçmaz. Ancak O, insan için bunları kayıt altına alır. Bu yazılı tanıklarla insan, Yüce Allah’ın kesin bilgiyle ve şahitlerle insanı yargıladığını şeksiz şüphesiz görür ve insan için herhangi bir itiraza baş vurma imkânı kalmaz. And olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız. Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zapt ederler. Oysa, yaptıklarınızı bilen değerli yazıcılar sizi gözetlemektedirler. Ardında ve önünde insanoğlunu takip edenler vardır; Allah’ın emriyle onu gözetirler.Tüm bu korumaların üstündeki güç, Yüce Yaratıcının gücüdür. Allah en iyi koruyandır, O merhametlilerin merhametlisidir. İnsanın bilgilerini koruyan hafızası da O’nun hıfzının bir yansımasıdır ve O’nun kontrolü altındadır.
Bir hadiste beyan edildiği üzere, müminin korumasına yüz altmış melek görevlendirilmiştir. Onlar, bal çanağından sinekleri kovarcasına müminden şeytanları kovarlar. İnsan, bir an bile kendi haline bırakılsa şeytanlar onu yağmalayıverirlerdi. İnsanın bu şekilde koruma altında oluşu da Yüce Yaratıcının onu sevdiğinin, onun için hep hayır dilediğinin, onun hidayette olmasını istediğinin açık göstergesidir.
O, düzenli, planlı, programlı çalışan semaları ve onları dolduran yıldız ve gezegenleri bırakmayan Yüce Allah, seni bırakır mı ey Peygamber ve ey insan? Elbette bırakmaz, ne vahiysiz bırakır, ne kontrolsüz bırakır, ne yardım ve ikramsız bırakır. Onun için ilk insanı ilk peygamberi olarak görevlendirmiş ve ilk kitabını ona vermiştir. İnsanlığın üzerinden maddî rızıkları hiç eksik etmediği gibi manevî rızıkları da hiç eksik etmemiştir.
O halde semâ bu plan ve düzen içerisinde aksatmadan nasıl vazifesini yapıyorsa, gece gündüz varlıkların hizmetini hem de karşılıksız olarak görüyorsa, ey insan sen de vazifeni bil ve yap. Sen de boş durma, koştur. Ama hep hayırlarda koştur, sen de faydalı ol. O semâ, nasıl rahmetini, nurunu varlıkların üzerine yağdırıyorsa, sen de varlıklara faydalı ol, sen de imkanlarını onların hayrına seferber et. O yıldız nasıl karanlıklara son veriyorsa, sen de nurunla aydınlat. Senin de yaktığın/yakacağın meşalelerle nice insan yolunu bulsun, istikamet üzere kalsın, hak yolda ilerlesin ve maksuduna ersin.
İnsan kendine baksın, evrene ibretle bir baksın. Neden yaratıldı, niçin yaratıldı, nereden geldi ve nereye gidiyor bir düşünsün ve dersini/tedbirini alsın. Kaldırsın gözünü semaya baksın, tekrar tekrar ona akıp incelesin. Ondaki erişilmez kudretin izlerini görsün. Gökleri yedi kat üzerine yaratan O’dur. Rahman’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin? Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer. And olsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.
Suredeki ilk olarak semaya ve yıldıza yemin edildi. Bu yemin, dünyayı ahiret hazırlığı için anlamlandırmaya yönelik olarak geldi. Surede ikinci olarak yine semâya ve arza yemin edildi. Semanın dönüşümlü olması da yerin yarılıp içindekileri yeşertmesi de öldükten sonra dirilmeye ve ahirete işarettir. Buna göre ilk yeminde dünya hayatına dikkat çekildi, ikinci yemin ile ahiret hayatının mümkün oluşuna işaret edildi. İlk yeminle birlikte insanın yaratılışına dikkat çekildi, ikinci yemin ile de insanın hayat rehberi Kur’ân’a dikkat çekildi. Çünkü insan, rehberiyle insan olacak ve insan kalacak, dünyası ve ahireti cennet olacaktır.
Şimdi bu yeminli ayetlerdeki mesajları özetleyelim:
Yemin eden: Yüce Allah.
Kendisiyle Yemin Edilen: Semâ ve karanlığı delip geçen yıldız.
Üzerine Yemin Edilen: Her insanın üzerinde bir koruyucu, gözetleyici vardır.
Alâka: Sema, Yüce Yaratıcının erişilmez kudretinin en açık delillerinden biridir ve semâ yücelik demektir, insanı yüceliğe çağırır. Karanlık gecelerde semada doğun yıldız, ışığıyla karanlığı deler geçer ve aydınlatır. Hafaza melekleri de Yüce Allah’ın izniyle insanı pek çok kaza ve beladan, şer odaklarının şerrinden korurlar. Yine yazıcı melekler, gece gündüz, gizli açık insanın yaptığı her şeyi ayan beyan görür bilir ve kaydederler. Bütün bunlar, semayı direksiz tutan erişilmez kudretin sahibi Yüce Allah’ın emir ve izniyle gerçekleşir. İnsan kendi yaratılışına ve varlık âlemine dikkatli bakarsa bu kudretin izlerini görür. O halde insan, bütün cisim ve hareketleriyle gökleri Yüce Allah’ın ayetleri olarak görmeli, onların uyumlu ve sürekli çalışmasından ibret almalı, kendisi de yapıp ettiklerinin kontrol altında olduğunun bilincinde yaratılış gayesine uygun olarak, kâinatla uyumlu bir şekilde devamlı çalışıp gayret etmeli, kendisine ve çevresine faydalı olmalıdır. Işığa gözünü ve gönlünü kapatan değil; ışığa gözünü ve gönlünü açan, yanan ışığa yeni ışıklar yakarak katkı sağlayan ve süfliyâttan ulviyâta yücelen kimse olmalıdır.
