İyi-kötü, İman-küfür, Mümin-kâfir
وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ وَالَّذِي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ إِلَّا نَكِدًا كَذَلِكَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ
İyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır. Şükredecek toplum için böylece ayetleri yerli yerince/tekrar tekrar açıklarız.
Bir önceki ayetinde Yüce Rabbimiz, rahmet rüzgarlarından, onların sürüklediği yağmur yüklü bulutlardan, o bulutlardan yağan rahmet yağmurlarından ve o yağmurların bitirdiği bitkilerden söz etmişti. Kâinatta asırlardır belli plan ve ölçü çerçevesinde tekrar edip duran bu tabiat olayı, bir yandan Yüce Rabbimizin erişilmez kudretine işaret ederken, diğer taraftan da O’nun ölüleri diriltişine de işaret etmektedir.
Kur’ân’da tekrar tekrar anlatılan gökten yere yağan yağmurlar ve onlar sayesinde yeşeren ölü arz olayının birkaç yönü vardır. Her şeyden önce gökyüzü ve yeryüzü Yüce Yaratıcının yarattığı iki eşsiz varlıktır. Yer ve gök birlikte bir aile gibidir. Ailenin iki temel direği olan anne ve baba gibi. Her ikisi de birbiriyle ilgili ve irtibatlı, birbirine bakan ve birbirini tamamlayan iki unsurdur. Göğün yere bakan tarafına gökyüzü, yerin göğe bakan tarafına gökyüzü diyoruz. Güneş, ay, yıldız, bulutlarıyla gökyüzü yere çalışır; yeryüzünde meydana gelen değişimler de göğe bakar ve ona doğru yükselir. Yerin bağrına saçılmış/ekilmiş/dikilmiş tohumlar, fideler göğe doğru yükselirler. Gökten yere inen yağışlar, önce yerin derinliklerine nüfuz ederler, sonra orada birikirler ve nihayet çeşitli vesilelerle buharlaşarak gökyüzüne yükselirler. Bu süreç kesintisiz bir biçimde deveran eder durur.
Gök ve yer arasında karşılıklı olarak devam eden bu fizikî olayın bir de manevi tarafı vardır: Kur’ân’a göre iman hayattır, küfür ölümdür; mümin gerçek diridir, kâfir yaşayan ölüdür. İlki iyi ve güzel olandır, ikincisi ise kötü ve çirkin olandır. Buna göre Yüce Rabbimiz, yaratıp yeryüzüne sınav için gönderdiği insanı başıboş bırakmamış, ona hayat düsturu olsun diye yukarılardan ona vahyini indirmiş, mesajını göndermiştir. Peygamberler vasıtasıyla insanlığa ulaşan mesaj zaman olmuş insan tarafından kabul görmüş, karşılık bulmuş; zaman olmuş reddedilmiş, karşılık bulmamıştır. Kabul görünce yücelerden gelen mesaj, dua, ibadet ve sâlih amel olarak Rabbe yükselmiştir. Kabul edenler nezdinde gelen vahiy, hayat iksiri/suyu olarak müminlere can olmuş, onlara hayat vermiş ve onların hayatını anlamlı hale getirmiştir. Tıpkı gökten inen yağmurun, mümbit topraklar tarafında sahiplenip bağrına basılması ve buna karşılık toprağın bağrından enva i çeşit ürünlerin canlanması gibi.
Kabul etmeyenler katında ise mesaj sahiplenilmemiş, kıymeti bilinmemiş ve reddedilmiştir. Tıpkı taşlık arazinin üzerine düşen suyu içine almayıp başka yerlere akıtması gibi. Yahut çorak killi-kumlu toprağın o rahmet yağışını değerlendirip faydalı ürüne dönüştüremeyişi gibi. Yağan yağışlar karşısında yeryüzünün toprakları da farklı farklıdır. Kimi suyu hiç kabul etmez, kimi kabul eder içinde tutar, dışarıya vermez, kimi senede bir kez ürün verirken kimi birden fazla ürün verir, kimi çok kıymetli ürünleri verirken, kimi de sıradan basit otları dikenleri verir. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
Allah’ın benimle gönderdiği hidâyet ve ilmin misâli; bol yağmur gibidir. O yeryüzüne indiğinde isabet ettiği yerlerden bazısı temizdir. Suyu kabul eder ve bol otlar, bitkiler çıkarır. Bir kısmı da vardır ki; kurak olup suyu tutar. Allah onunla insanları faydalandırır. İçerler, sularlar ve zirâat yaparlar. Yeryüzünde bir başka yer daha vardır ki; çukur olup su tutmaz. Bitki de bitirmez. İşte bu; Allah’ın dininde bilgin olan ve Allah’ın gönderdiği ile öğrenen ve öğreten kişinin misâlidir. Başını kaldırıp bakmayan ve benimle gönderilen Allah’ın hidâyetini kabul etmeyenin misâlidir.
Kur’ân’ın bu çarpıcı örneğinde yaşanan hadiselerden ve anlatılan ayetlerden ders alan müminler iyi, mümbit toprağa; onlardan ders almayan inkârcılar ise kötü, çorak toprağa benzetilmiştir. Buna göre mümin iyidir, ameli de iyidir. Buna karşın kâfir kötüdür, ameli de kötüdür. İyi olanlar, hakikati kabule ve onları iyiliklere dönüştürmeye hazır ve yeteneklidirler. Kötüler ise onu kabule ve iyiliğe dönüştürmeye hazır ve yatkın değildirler. İyiler için evrende yaşananlar, ibretlik olaylardır, onlar için hayra dönüştürme, ibadet ve dua etme vesilesidir. Kötüler için ise bütün bunlar kötülük işleme, sızlanma ve isyan sebebidir. Ayetler de öyledir. İyiler için hayat suyudur, onların imanına iman katar, onları hep hayır işlemeye sevkeder. Kötüler için ise inkâr ve isyan sebebidir, onların küfrünü, nefretini artırır.
Nitekim Peygamberimiz insanlar, altın ve gümüş madenleri gibidir buyurarak bu gerçeğe işaret etmiştir. Ayetler de hakikatler karşısında iyi ve kötülerin tepkisini/duruşunu bize şöyle açıklar:
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler. De ki: «Kur’ân’a ister inanın, ister inanmayın, O’ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar» ve «Rabbimiz münezzehtir. Rabbimizin sözü şüphesiz yerine gelecektir» derler. Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar. Bu, onların gönüllerindeki saygıyı artırır.
And olsun ki Rabbinden sana indirilen, Kur’an, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kafirler için tasalanma. Kur’ân’dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır. Onlara: «Rahman’a secdeye varın» dendiği zaman «Rahman da nedir? Senin emrettiğine mi secdeye varacağız?» derler. Bu, onların nefretini artırır.
Aynı yağan yağmura karşılık yeryüzü toprağının farklı tepkiler vermesi gibi, aynı vahiy gerçekleri karşısında insanların farklı tepkiler vermesi onları gerçeğe bakış açılarıyla alakalıdır. Elbette takdir eden Yüce Rabbimizdir. Elbette her şey Rabbimizin izniyle gerçekleşir. Ancak insanlar da takdiri hak ederler, kaderlerine müstahak olurlar. Hakikate susamış bir halde, tüm alıcılarını ona çevirenler ondan istifade edecektir. Ona sırt çevirenler, gözlerini ve kulaklarını kapatanlar yahut ona önyargıyla bakanlar ise ondan faydalanamayacaklardır. Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır.
Yüce Rabbimiz, kâinatta sürekli tekrarlanan bu olaya dikkatlerimizi çektikten sonra konuyu şöyle bağlıyor: Şükredecek toplum için böylece ayetleri yerli yerince/tekrar tekrar açıklarız. Biz açıklıyoruz, Biz hep gerçekleri en güzel şekilde açıklarız. Tabi ki bütün bu olanlar ve açıklananlar insanların şükretmesi içindir. İnsanlar bu açıklananların kıymetini bilir, hakikatlerin farkında olur, onları yerli yerince kullanır ve dilleriyle de şükrederlerse gerçek anlamda şükreden bir toplum olurlar. Yoksa sürekli yaşadıkları bu olayların yanından geçip giderler, farkına varmazlar ve ibret alıp gereğini yapmazlarsa şükredenlerden olmazlar. Onlar bu durumda yaşananlardan ve anlatılanlardan faydalanmamış olurlar.
Ayetin bu son cümlesinde yer alan tasrif, tekrar tekrar, döne döne anlatım demektir. Tıpkı ölü arzın rahmet yağmurlarıyla tekrar tekrar ölüp dirilmesi, kuruyup yeşermesi gibi, konu tekrar tekrar açıklanmaktadır. Konu başka ayetlerde de tekrarlanmaktadır.
Çarpıcı Örneğin İbretlik Dersi: İnsan topraktan yaratılmıştır ve toprağın özelliklerini taşır. Topraklar farklı özelliklerde yaratılmıştır. Topraklar, sürme, işleme, sulama gibi verilen emekler sonucu verimli hale gelir, varlıklara çeşit çeşit ürünler verir. Terkedilen, işlenmeyen topraklar da çoraklaşır. İnsan da öyledir. Emek verildikçe, usta ellerde işlendikçe iyi olur, iyilikleri artar. İhmal edildikçe, ehil olmayan ellere teslim edildikçe çoraklaşır, kötüleşir, zararlı hale gelir. O halde insan, önce kendini tanımalı, özündeki iyilik tohumlarını fark etmeli ve onların neşv ü nema bulmasını sağlamalıdır. Davetçiler de usta bir sanatkâr gibi, muhatapları olan insanların özündeki cevheri ortaya çıkarmak için gayret etmeli, onları tecrübeli bir çiftçi gibi işlemelidir. Unutmayalım her insan da iyi olma, mümin ve Müslüman olma fıtrîdir. İnsan da kötülüğe meyletme özelliği de vardır. Önemli olan ise insanın fıtratı üzere kalması, aslına dönmesi ve bu asıl üzere mesafe katetmesidir. Biz insana eğri ve doğru iki yolu da gösterdik. Hakka yönelerek kendini Allah’ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah’ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.
