Koşturanlara And Olsun Ki, İnsan Pek Nankördür!
وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا
فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا إِنَّ الْإِنسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ
And olsun Allah yolunda soluk soluğa koşturanlara… And olsun kıvılcımlar saçanlara… Sabah sabah akına çıkanlara… Ve tozu dumana katanlara… Düşman topluluğunun içine dalanlara ki! İnsan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
Sureye de isim olan Âdiyât, koşturan atlar demektir. Tabi ki koşturan atlar deyince savaş atları akla gelir. Ancak surenin indiği Mekke döneminde savaş meşru kılınmadığı için öncelikle bu ifadeyle Arafat’tan Müzdelife’ye, oradan Mina’ya koşturan deve ve atlar kastedilmiştir. Onların Arafat tepesinden vadiye doğru soluk soluğa koşuşuna dikkat çekilmiştir. Öte yandan Mekke toplumu savaşı ve savaşta koşturan atları da bilmekteydi.
Ayette belli hedefler doğrultusunda durup dinlenmeden, soluk soluğa koşturan, ayaklarını kum ve taşlara vurmakla etrafa ateş cıngaları saçan, sabah sabah baskın yapıp toplulukların içerisine dalan hayvanlara yemin edilmiştir. Böylece hayvanların insanların emrine verilişi, onların hizmetinde koşturmaları hatırlatılmıştır. Gerçekten de hayvanlar insanlar için büyük nimetlerdendir. Onların koşuşturmalarına vurgu yapılarak, boş durmanın değil koşturmanın ne kadar önemli olduğuna da işaret edilmiştir. Yine onların sabah vaktinde koşturmaları ve baskına katılmalarına yemin edilerek sabah vaktinin önemine vurgu yapılmıştır. Elbette sabah vakti, yalnızca savaşta baskın yapmak için değil, her hayırlı işte önemli ve bereketli bir vakittir. İnsanın uykudan sonra dinç ve dinamik olarak kalkıp hayata başlaması ve işine yönelmesi sonuçta bereketlere sebep olacaktır. Onun için Sabah uykusu rızka manîdir hadisi şöyle terennüm edilmiştir: sabah uykusu, rızka bir pusu denmiştir. Tabi ki burada sabahleyin namaza kalkmak, namazdan sonra uyanık olmak önemlidir, ancak asıl olan ibadet, zikir ve dualardan sonra hayırlı işlere koyulmak, işe dört elle sarılarak onun hakkını vermektir. Yoksa sadece uyanık kalmak yeterli değildir.
Ayetlerde canlı tasvirler yapılarak insan zihninin zinde ve dinç kalması sağlanıyor. Koşturan hayvanlara dikkat çekildikten sonra insanın nankörlüğü hatırlatılarak; koşturan hayvanlara rağmen boş duran insanların ne kadar yanlış hatırlatılarak; sahiplerinin emrinde hedefleri doğrultusunda koşturan hayvanlara rağmen, her şeyin sahibi Yüce Rabbin emirlerinden kopan yahut o emirler doğrultusunda hareket etmeyen nankör insanların mukayesesi yapılmıştır. O halde çevremizdeki hayvanlara ve diğer varlıklara ibret nazarıyla bakmamız, onların yaratılış gayeleri doğrultusunda koşuşturmalarından ders almalıyız. Durup dinlenmeden çalışan karıncalardan, cıvıl cıvıl öten kuşlara, bal yapmak için koşuşturan arılardan tüm diğer hayvanlara. Şairin dediği gibi:
Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!
Bunların hakkında bilmem bir bahanen var mı? Dur!
Masivâ bir şey midir, boş durmuyor Hâlik bile:
Bak tecelli eyliyor bin şe’n-i gûnâgûn (çeşit çeşit iş) ile.
Ey, bütün dünya ve mafîhâ (içindekiler) ayaktayken, yatan!
Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan!
Kenûd, kefûr gibi nankörlükte ileri olan ve sürekli nankörlük yapan demektir. Aynı zamanda kenûd, hakkı ve hayrı engelleyen, nimeti unutan, külfette sızlanıp duran kimse anlamlarına gelmektedir. Zaten bu özellikler de nankörlerin özelliklerindendir.
Gerçekten de insan Rabbine karşı pek nankördür. Başına bir musibet geldiğinde sızlanmaya başlar, bir nimete erdiğinde de onun şükrünü eda etmekten geri durur, nimeti nimet sahibinin emirleri doğrultusunda kullanmaz, onu başkalarıyla paylaşmaz. Başına gelen belaları görür de içerisinde yüzdüğü nimetleri hiç görmez, görmezden gelir. Başı nimet yastıklarındadır, ama gönlü gaflet meydanlarında yüzer durur. Elde edemedikleri için sızlanıp dururken, kazandıklarını ve onlara karşılık şükretmeyi unutur. Rabbine karşı nankörlük yapan insan, başkalarına karşı da nankördür. Üzerinde hakkı olan anne babasına, eşine, akraba, konu komşusuna, birlikte iş yaptığı kişilere nankörlük yapar. Onların haklarını, emeklerini görmezden gelir. Öyle ya Rabbin hakkını gözetmeyen bir kişi, kullarının hakkını ne kadar görür gözetir ki!
Oysa insan yaptığının tanığıdır. İnsanoğlu, artık kendi kendinin şahididir. Hele bir de yaptığı yanlışları bile bile, gözgöre göre yapıyor ve bunda ısrar ediyorsa bu daha vahim durumdur. Her şeyi bilen Yüce Rab de insanın her hal ü karda şahididir. İnsanın etrafında başka şahitler de vardır, bulunduğu yer, içerisinde yaşadığı zaman, yazıcı melekler, diğer insan ve varlıklar hepsi onun şahididir. Ama asıl olan insanın kendi şahidi olması ve her şeye tanık olan Yüce Yaratıcının huzurunda olduğunun farkında olmasıdır. Yarın hesap gününde, insanın konuşan dili susacak, organları yaptıklarına tanıklık edecektir. Onun için sonraki ayetlerde insanın kendi üzerindeki şahitliğine, mala düşkün oluşuna, hesap günü bütün sırların ortaya döküleceğine ve en önemlisi Rabbin her şeyden haberdar oluşuna dikkat çekilmiştir. İnsanın şahitlerle kuşatıldığını bildiren ayetlerden bir kaçı şöyledir:
Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler. Derilerine: Aleyhimize niçin şahitlik ettiniz? derler. Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O’dur ve O’na döndürülüyorsunuz, cevabını verirler. Siz, gözleriniz, kulaklarınız ve derilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır; Allah’ın, yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz.
Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, “Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!” derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez. Kıyamet günü açılmış bulacağı Kitap’ı önüne çıkarırız. Kitabını oku, bugün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin.
Kitabı sağından verilen “Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum” der. Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir. Onlara söyle denir: Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz.
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: “Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı” der.
O halde ey insan, bütün bu gerçekler ışığında çevrende koşturup duran varlıklara bak, sen de boş durma koştur. Ancak belli hedefler için koştur, hayırlarda yarış. Amel defterine hayır ve iyilikleri doldur. Ahiret hazırlığına, orada geçerli olan azıklarla hazırlan. Rabbine karşı nankör olma, şükreden kul ol. Nimetleri fark et ve nimetin asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullan.
Yemin eden: Yüce Allah.
Kendisiyle Yemin Edilen: Soluk soluğa koşturan, sabah sabah baskın yapan, topluluğun içine dalan atlar.
Üzerine Yemin Edilen: İnsanın nankör, kendi üzerine tanık ve mala düşkün oluşu; Yüce Rabbin her şeyden haberdar oluşu.
Alâka: Ayetlerde belli hedefler doğrultusunda durup dinlenmeden koşturanlarla, nankörlük yapanlar mukayese edilmiştir. Şöyle ki: Hayvanlar, yaratılış gayeleri doğrultusunda durup dinlenmeden, emekliye ayrılmadan son anlarına kadar hep koşturuyorlarsa… Hizmetlerinde bulundukların insanların işlerini görüyorlar, onlar için çalışıyorlarsa… İnsan da bütün bu nimetleri kendi emrine sunan Yüce Rabbi tanımalı, nimetlerine karşı O’na şükretmeli, nankörlük etmemelidir. İnsan hep hayırlarda koşturmalı, şerlerin içerisinde yer almamalıdır. Şahitlerle kuşatıldığının farkında, yaptıklarının hesabının vereceğinin bilincinde hareket etmelidir. İbadet ve kulluktaki koşturuşuna ölene kadar devam etmeli; hayır işlerindeki yarışını ara vermeden, rehavete kapılmadan sürdürmelidir. Rabbin yolunda durmadan çalışanlar, size Rabbim takacak cennetten nişanlar!
