500 – Kimsesizlere Kimse Olmak

İnsan, soysa bir varlıktır. Hemcinsleriyle birlikte yaşar. Peygamberler, şehirlere gelmiştir. Pek çok ibadette cemaat emredilmiştir. Namaz cemaatle kılınır, hac cemaat ibadetidir, zekat zengin ve fakirler arasında cereyan eden sosyal bir ibadettir. Bireysel bir ibadet gibi görünen oruç bile, birlikte eda edilir. Hadiste, birinizin orucu hepinizin orucu olsun, birinizin bayramı da hepinizin bayramı olsun buyrularak oruc ve bayramda birlikteliğe dikkat çekilmiştir.

Bir arada yaşaması insana bir takım sorumluluklar yükler. Bir arada yaşayan mümin, beraber yaşadığı insanlara karşı duyarsız ve ilgisiz olamaz. Zira çevresindeki insanlar ya onun yakın akrabalarıdır, ya komşularıdır. Onlara karşı akrabalık ve komşuluk hakları vardır. Maddî ve manevî olarak onlara yardım ve destek olmalı, onlara ilgisiz kalmamalıdır.

Bu konuda Kur’ân’da yer alan Ey inananlar, kendinizi ve ehlinizi cehennem ateşinden koruyun (66 Tahrîm 6) uyarısı dikkat çekicidir. Bu ayetle ilgili olarak Hz. Ömer, Ey Allah’ın Rasülü, insan kendini cehennem ateşinden koruyabilir, peki ehlini nasıl koruyacak diye sorunca Efendimiz, onlara iyilikleri emrederek, kötülüklerden onları men ederek ateşten koruyabilir diye cevap vermiştir.

Peygamberimiz, Allah o kadına rahmet etsin ki, geceleyin namaz için kalkar, kocasını da uyandırır, uyanmayacak olursa yüzüne su serper; Allah o kocaya rahmet etsin ki geceleyin namaz için kalkar, karısını da uyandırır, uyanmazsa yüzüne su serper buyurarak insanın en yakın eşine karşı sorumluluklarını hatırlatır.

Ehline namazı emret (20 Tahâ 132) emrine muhatap olan Peygamberimiz, gelin ettikten sonra Hz. Fatıma’nın kapısına gelerek onları sabah namazına uyandırmıştır.

İyilikleri emretme ve kötülüklerden sakındırma bizim Müslümanlara karşı kardeşlik borcumuzdur.

Bugün çevremizdekilere karşı duyarsız ve ilgisiz bir toplum olduk. Bir taraftan internet yoluyla dünyanın öte ucundan hiç görmediğimiz insanlarla sanal dostluk ve arkadaşlıklar kurarken, yanı başımızdaki çocuklarımızı, kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı, komşularımızı ihmal etmekteyiz. Yanı başındaki insana karşı asosyal olan bir insan, çok uzaklardaki insanlarla nasıl gerçek anlamda dost olabilir!?

Özel odalarına terk ettik çocuklarımızı ve onlara karışamaz olduk. Daha doğrusu onlara karşı ilgisiz kaldık ve onların içlerini dökeceği, dertlerini paylaşacağı bir güven ortamı oluşturamadık. Kur’ân bize, Hz. Lokman’ın oğluna va’z edişini anlatır uzun uzun. Biz çocuklarımızı karşımıza alıp onlara va’z ü nasihat etmeyi hiç düşünmedik. Onlara sadece emrettik, sadece azarladık, yalnızca biz konuştuk, onlara kendilerini ifade etme imkanı sağlamadık.

Bütün bu ihmaller kalabalıklar içerisinde yaşadığı halde yalnızlık sendromu yaşayan insanları beraberinde getirdi. Artık insanlar meropollerde kimsesizliği yaşıyorlar. Artık kimsesizlik, huzurevlerinde yahut sokaklarda bir başına yaşayan insanlarla sınırlı değil. Variyet sahibi, çoluk çocuk sahibi nice insan kimsesizlik sendromu içerisinde kıvranıyor.

O halde en yakın çevremizden başlayarak kimsesizlerin kimsesi olmaya gayret etmeliyiz. Yüce Yaratıcının, ellerimle yarattım, canımdan can kattım diyerek değer verdiği insana değer vermeli, onu muhatap kabul etmeli, onunla konuşmalı, onun konuşmasına imkan vermeli, ona dost olmalı, onun dertlerini paylaşmalıyız. Biz kimsesizlerin kimsesi olalım ki, Yüce Yaratıcı da bize sahip çıksın, bizim kimsemiz olsun!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir