48 – Kur’ân’ın Cihad Dünyası
İslam’ın temel kavramları vardır. Cemaat, cihâd, şehîd, şeriat, tâğut, hizbullah, hizbuşşeytân gibi. Bu kavramlar, tarih boyunca çok önemli işlevler görmüş, pek büyük manaları bağırlarında taşımışlardır. Son dönemlerde bu kavramların bir kısmı, bir kısım çevrelerce istismar edilmiş, içi boşaltılmış, yanlış yerlerde yanlış amaçlar için kullanılmış olabilir. Durum ne olursa olsun, bizim bu kavramlardan vazgeçmemiz yahut onları başkalarının süfli emellerine bırakmamız söz konusu olamaz. Yanlış anlaşılan, yanlış yerlerde kullanılan bu kavramları sahiplenmek, içini doldurmak ve hak ettikleri yerde, doğru bir biçimde kullanmak durumundayız. Çünkü bu kavramlar bizim kavramlarımızdır, Kur’ân ve sünnette geçen kavramlardır. Biz istismar ediliyor, yanlış yerlerde kullanılıyor diye kavramlarımızdan feragat edemeyiz. Bu önemli kavramlarımızdan biri de cihâd kavramıdır.
Cihâd, batıla karşı hakkın mücadelesini yaparken sahip olunan tüm gayret ve çabanın Allah yolunda harcanmasıdır. Bu konudaki çok sayıda ayetten bir kaçı şöyledir:
İnananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihâd edenler Allah’ın rahmetini umarlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.
İnananlar, ancak Allah’a ve peygamberine inanmış, sonra şüpheye düşmemiş; Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihâd etmiş olanlardır. İşte onlar doğru olanlardır.
Yoksa içinizden Allah cihâd edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?
Ey İnananlar! Allah’tan sakının, O’na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihâd edin ki kurtulasınız.
Allah uğrunda hakkıyla cihâd edin.
Hak uğrunda cihâd eden, ancak kendisi için cihâd etmiş olur. Doğrusu Allah, âlemlerden müstağnidir.
Ama Bizim uğrumuzda cihâd edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz. Allah şüphesiz, iyi davrananlarla beraberdir
Ayetlerde öne çıkan hususlar şunlardır:
Hak batıl mücadelesi, ilk insanla beraber var olan ve kıyamete kadar da devam edecek olan bir mücadeledir. Bu mücadelenin aşamaları vardır ki bunların hepsi cihâd kavramı içerisinde yer alırlar. Bunlar sözle cihâd, amelle cihâd, mal ile cihâd, can ile cihâd. İlk aşamalar sonuç vermediğinde, yapılacak başka bir şey kalmadığında başvurulan cihâdın son evresinin Kur’ân’daki adı kıtâldir. Buna göre sıcak savaş denilen kıtâl de cihâdın bir aşamasıdır. Ancak her kıtâl cihâddır ve fakat her cihâd kıtâl olmayabilir.
Kur’ân’ın en büyük cihâdı, Kur’ân ile yapılandır. Bu konudaki bir ayet şöyledir: Sen, inkârcılara uyma, onlara karşı Kur’ân ile olanca gücünle savaş. Biz küçük cihâddan büyük cihada döndük hadisinde nefisle mücadele büyük cihad sayılmıştır. Sûfîler de nefisle mücadeleyi büyük cihad saymışlardır. Elbette bu, ayette geçen manaya ters değildir. Zira nefis eğitimi de Kur’ân hakikatleriyle gerçekleşen bir ameliyedir. Gerçek mücahid önce kendi nefsini tezkiye ve ıslah edecek ki düşmanla savaşabilsin ve düşmana karşı koyabilsin. Nefsini tezkiye edemeyenlerin, düşman karşısında hakkıyla cihâd edebilmesi mümkün değildir.
Cihâd, müminlerin en temel özelliğidir. Cihâd, dosdoğru yolda olmanın göstergesidir. Cihâd, sınav dünyasında tabi tutulduğumuz kulluk sınavının en önemli sorularından biridir. Tarihte nice insan, Allah yolunda, tüm cehd ü gayretini ortaya koyarak cihad ibadeti ile dünya ve ahirette büyük payeler kazanmıştır. Yine tarihte pek çok kişi de ya cihaddan kaçarak, ya cihadın içerisinde yanlışlara saparak yahut cihaddan sonra yoldan çıkarak kaybedenlerden olmuştur.
Cihâd, Yüce Mevlânın merhamet, mağfiret, nusret, ganimet, zafer ve cennetini kazandıran en büyük amellerden biridir.
Cihâd, Allah yolunda, O’nun rızasını kazanmak için olmalıdır. Bu, Yüce Allah’ın rızasını kazanma niyetiyle başlatılan cihâd ameliyesinin Allah’ın ölçülerine uygun olarak yapılmasıyla gerçekleşir. Gösteriş ve riya olmadan, yalnızca Yüce Rabbin rızasını kazanmak için olan bir ameliyenin adıdır cihâd. Nitekim Peygamberimize, hem sevap hem de şöhret kazanmak için savaşan bir adamın durumu sorulunca O şöyle cevap vermiştir: Böyle bir kişi hiçbir şey kazanamaz. Hiç şüphesiz ki Yüce Allah, sadece kendi rızasını kazanma adına yapılan samimi amelleri kabul eder. Bir başka rivayette de şöyle buyrulmuştur: Ne ganimet elde etmek için, ne şan şöhret elde etmek için ve ne de kahramanlığını göstermek için savaşan Allah yolundadır. Allah’ın kelimesi, en yüce olsun diye savaşan Allah yolundadır. Yüce Allah’ın kelimesi, O’nun dini İslam’dır. İslam’ın yaşanması, yayılması ve yücelmesi için savaşan Allah yolundadır. Bir kişi bu gayeye, yukarıda sayılan dünyalıkları karıştırsa o sâlih ameli bozmuş, onu sâlih olmaktan çıkarmış olur. Onun için ecdadımız seferlere şu sloganla çıkmış ve sonunda Allah’tan zaferler beklemiştir:
İmtisâl-i Câhidû fillah’ oluptur niyetim/Din-i İslam’ın mücerred gayretidir, gayretim. Benim gayem, Yüce Mevlâ’nın, Allah yolunda cihâd edin emrini yerine getirmek, yalnızca İslam’ın gösterdiği hedefi gerçekleştirmektir.
Bir amelin cihâd olması için, tüm gayret ve çabanın gösterilmesi gerekir. Bu cihâdın hakkıdır. Malî, bedenî tüm cehd ü gayret gösterilmezse cihâdın hakkı verilmemiş, hakkıyla cihâd edilmemiş olur. Hakkı verilmeyen seferden zafer beklemeye hakkımız yoktur.
Cihâd ibadeti kıyamete kadar devam edecek ve kerahat vakti olmayan bir ibadettir. Cihadın hakkını vererek bu ameli layığı ile yapan gerçek mücahidlere selam olsun!
