32 – Tevhid Ağacının Meyveye Durması
Ağaç dikmekten maksat, ne sadece ağacın büyük bir gövdesinin olması, ne de dal ve yapraklarının olmasıdır. Asıl maksat, ağacın yaşaması ve meyveye durmasıdır. Kurusun diye yahut sadece odun olsun diye ağaç dikilmez. Hayat Düsturumuz Kur’ân, tevhidi bir ağaca benzetir:
Allah’ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.
Buna göre bu ağaç, kökü yerin derinliklerine sağlamca kök salmış, gövdesi göğün derinliklerine uzanan ve Rabbin izniyle her zaman, her mekân ve her şartta meyveye duran bir ağaçtır. Ağacın kökü gözle görülmez; o, ağacın kalpte kökleşen imanıdır. Ağacın gövdesi, dal ve yaprakları ise imanın dil ile ikrarı, cihana ilan edilmesidir. Ağacın meyveleri ise, Salih amellerdir. Bu ağacın gövde ve dallarının semanın derinliklerine doğru sürekli gelişmesi gerekmektedir. Zira bu ağacın yerinde sayması ona yakışmaz. Onun için, mümin cennete girene kadar hayır dinlemeye ve hayır işlemeye doyumsuz olan kişidir. Mümin büyük düşünen, büyük hedefleri olan ve bu büyük hedeflerine ulaşmak için durmadan, dinlenmeden çalışan, koşturan kimsedir. Çünkü iki günü birbirine eşit olan zarardadır. Buna göre müminin bugünü, dününden; yarını bugününden daha hayırlı ve daha kazançlı olmalıdır. Bu her bakımdan böyledir. (İman, ilim, amel, mal, beden her bakımdan) güçlü mümin, zayıf müminden çok daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir.
İmanın güçlenmesi ve kök salması için, onun sürekli aslı ile irtibatlı olması gerekir. Topraktan kopan bir ağacın uzun süre hayatta kalması mümkün değildir. Mümin de Rabbi ile sürekli irtibatlı olmalı, O’nun Kelamından sürekli beslenmesi ve gıdalanması gerekir. Vahiyle beslenmeyen/sulanmayan/yenilenmeyen iman ağacı kuruyacak ve solup gidecektir.
İmanın asıl vatanı kalptir. Kalpteki imanı görmek mümkün değildir. Ancak onun eseri davranışlarda kendisini gösterir. İman adamının söz ve eylemlerinde imanın izleri görülür. Onun için imanın dille ikrar edilerek ortaya konulması şarttır. Ancak bu, yeterli değildir. Asıl olan imanın davranışlara imzasını atmasıdır. Kelam âlimlerinin amel imandan bir parça değildir, ameli olmayan kimse de mümindir, büyük günah işleyenler de kâfir sayılmaz sözleri, asla salih amelin gereksiz ve önemsiz olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Onların bu sözleri, günah işleyen herkesi tekfîr eden aşırı anlayışlara karşı tedbir olarak geliştirilmiş formüllerdir. Elbette salih amel önemlidir ve gereklidir. Elbette gönüllerde kökleşen iman, söylem ve eylem dünyasında kendisini göstermelidir, salih amelleriyle meyvesini vermelidir.
İmam-ı Azam’ın meşhur eseri el-Fıkhu’l-Ekber’inde şu cümleler yer alır: İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir… İslam, Allah’ın emirlerine teslim olmak ve itaat etmek demektir. Lügat itibarıyla iman ile İslam arasında fark vardır. İslamsız iman, imansız İslam olmaz. Onların ikisi, bir şeyin içi ve dışı gibidir… Günahlar, mümine zarar vermez, demeyiz. Keza günah işleyen kimse, cehenneme girmez de demeyiz…
Nitekim bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, «İnandık» deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır.
And olsun ki mallarınız ve canlarınızla sınanacaksınız.
Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından soracağız. Bu son ayette, onlara söylediklerinden soracağız denilmemiş de yapıp ettiklerinden soracağız denilmiştir. Bu şu anlama gelir, onlara tevhid sözünü söyleyip söylemediklerini değil, o sözün gereğini yerine getirip getirmediklerini soracağız. Nitekim bu hususta tabiûn büyüklerinden Hasenü’l-Basrî hazretleri şöyle der: İman süslü sözlerden, Din de temennilerden ibaret değildir. Ama iman, kalpte kökleşen, amellerle ispat edilen şeydir. Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: Kim ihlâslı olarak tevhid sözünü söylerse cennete girer. Onun ihlâsı nedir, ey Allah’ın Rasülü diye sorulunca şöyle cevap verdi: Onu, Allah’ın haramlarından uzak tutmandır. Yani diliniz Peygamberlerin sözü tevhidi söylerken, davranışlarınız azgınların yaptığını yapmamalıdır.
O halde, kalbimizde var olduğunu iddia ettiğimiz imanımızı şek ve şüpheden uzak bir şekilde iyice kökleştirmeli, onu cihana ilan etmekten çekinmemeli ve onun kuru bir iddiadan ibaret olmadığını salih amellerimizle ortaya koymalıyız. Bütün bunlar ise, iman ağacını vahiyle beslemek, tevhidi zikirlerle yenilemek, iman doğrultusunda salih amellerle meyvelerini dermek gerekir. Meyveler çoğaldıkça ve olgunlaştıkça, tevazu ile başımızı öne eğmeli ve şükür secdelerine kapanmalıyız. Tıpkı meyveli ağaçların dallarının yerlere eğildiği gibi.
