47 – Oku ve Yüksel! Kur’ân ile Yükselenler!
Hayat düsturumuz Kur’ân-ı Kerîm, bizim dünya hayatımızı tanzim eden ve bize dünya ve ahirette şerefli bir hayat va’deder. Kur’ân’ın aydınlığında müslümanca bir hayat yaşayanlar hem dünyada aziz olurlar, hem de ahirette. Hem dünyada izzete ererler, hem de ahirette cennete nail olurlar. Nitekim bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
“ Kur’ân’ın sahibine kıyamette şöyle denir: Oku (ikra’) ve yüksel/terakkî et! Dünyada tertil ettiğin gibi tertil et. Şüphesiz senin makamın (dünyada) en son okuduğun (tekraü) ayetin yanındadır.”
Hadiste okuma ile ilgili iki kavram kullanılmıştır. Kıraat ve tertîl. Bu kavramlar Kur’ân’ı gereği gibi ağır ağır, manasını sindire sindire okuyup gereği ile amel etmeyi ifade eder. Hadis, Kur’ân’ın sahibini cennete götüreceği ve orada yüksek makamlara taşıyacağını bize haber verir. Zira Kur’ân’ın sahibi olan kimse, onu devamlı okuyan ve onunla amel eden kimsedir. Bir kimse Kur’ân’ın ne kadar ayetini okur ve o ayetlerin gereğini yerine getirirse cennetteki derecesi de o kadar yüksek olacaktır. Kur’ân ahkâmını bütünüyle yerine getiren kimsenin makamı en yüce makam olacaktır.
Peki, Kur’ân sahibini nasıl yükseltip cennetin âlî makamlarına taşıyacak, onu da Kur’ân’dan öğrenelim. Rabbimiz buyurur:
“İzzet isteyen kimse bilsin ki, izzet, bütünüyle Allah’ındır. O’na güzel sözler yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir.“ Ayette şu cümleler dikkatimizi çekmektedir:
Güzel-hoş sözler yalnızca O’na yükselir. O sözleri de yararlı iş yükseltir. Ayetteki güzel sözden kasıt tevhid sözüdür. Buna göre ayeti şu dört şekilde anlamak mümkündür:
a- Salih ameli tevhid yükseltir. Tevhid sözü, eyleme vurulur, eğer söz eylemle uyuşursa kabul edilir; uyuşmazsa reddedilir.
b- Salih ameli, hoş-güzel söz yükseltir. Buna göre tevhide dayanmayan herhangi bir eylemin hiç bir değeri ve anlamı yoktur.
c- Salih ameli, Yüce Allah yükseltir ve kabul eder.
d- Salih amel, sahibini yükseltir.
Birbirini tamamlayan bu anlayışların hepsinde iman-amel, inanç-eylem, bilgi-eylem, teori-pratik bütünlüğüne dikkat çekilmekte, iman ve bilginin ancak eyleme dönüşmesiyle bir anlam ifade ettiği, tüm bu sayılanların birlikte insana değer kazandırıp onu yücelttiği, Allah katında üstün ve değerli kıldığı vurgulanmaktadır.
Güzel-hoş söz, kelime-i tevhîd, tesbih, tahmid, tekbir, dua, istiğfar ve diğer zikirlerin hepsini kapsar. Çünkü ayette ‘el-Kelimü’t-Tayyib’ (Güzel sözler) ifadesi çoğul olarak kullanılmıştır. Nitekim bir ayette şöyle buyurulur: “Allah’ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor. Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.” Bir görüşe göre, ayette söz konusu edilen ağaç kişidir. O ya mümindir, ya da kâfirdir. Mümin, kökü sağlam, sürekli meyve veren bir ağaç gibidir. O ağacın meyveleri mesabesinde olan salih amelleri, sürekli semaya yükselir. Kâfir de yerden koparılıp atılan bir ağaç gibidir. Kuru ve ölü bir ağaç. Ne gölgesinden istifade edilir, ne de meyvesinden. Ondan ne güzel bir söz sadır olur, ne de salih bir davranış. O çürümeye mahkûm olmuş bir kütüktür.
Bir başka ayette de kelimetü’t-takvâ/takvâ sözüne dikkat çekilir: Allah, peygamberine ve inananlara huzur indirdi; onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar, bu söze layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilmektedir. Ayette geçen takva sözünden maksat lâilahe illallah sözü, ihlâs, her şeyi Allah’ın adıyla yapma/besmele ve Allah’ın emirlerine semi’nâ ve eta’nâ/başım gözüm üstüne demedir. O söz, Yüce Allah’ın her zaman yüceltilmesini istediği kelimetüllahtır. Elbette Allah’ın sözü yücedir. Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Tüm güzel ve hoş sözlerin Allah’ın yüce katına yükselip makbul ve geçerli olabilmesi ise, bunları doğrulayacak salih amellerle birlikte yapılmasına bağlıdır. Salih amel olmazsa, ne kelime-i tevhîdin, ne tesbihin, ne tahmidin, ne duanın, ne istiğfarın, ne de bir başka güzel sözün bir anlamı kalır. Çünkü güzel sözleri, Allah katında anlamlı ve geçerli kılan, salih ameldir, onun gereği gibi yaşanmasıdır. İzzet de ancak bununla elde edilebilir. Yoksa tembellik, miskinlik, şeytanlık ve kötülüklerle izzete erişilmez.
Güzel-hoş söz söylenir ve salih amellerle desteklenirse sahibini yükseltir ve Allah’a yaklaştırır. Kur’âna göre salih söz ile salih amel arasında çok sıkı bir ilişki vardır. İşlenen bir amel, salih bir niyete, sağlam bir inanca dayanmıyorsa makbul değildir. Salih amelle doğrulanmayan hiçbir akidenin de Allah katında bir geçerliliği olmaz. Diliyle tevhidi söylediği halde, eylemleriyle Allah’a baş kaldıran kimselerin dilleriyle söylediklerinin bir anlamı yoktur. Tevhidi söylemeyenlerin yaptıkları eylemlerde de bir hayır yoktur. Amel imanın bir parçası değilse de, amel imanın altyapısıdır, göstergesidir, meyvesidir. Nitekim Yüce Rabbimiz, yaptıkları iyi işleri tevhîd üzerine bina etmeyenlerin tüm yaptıklarının boşa gittiğini açıkça beyan etmiştir:
“Onların dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı. Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden eylemleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz.”
Güzel-hoş sözler yalnızca O’na yükselir. Ayette vurgulanan bir başka husus ta şudur: Tevhid sözü sadece Allah’a yükselir, başka bir merciye değil. Bu yüzden güzel-hoş sözler sadece O’nun için söylenmeli, O’nun rıza ve hoşnutluğunu kazanmak için getirilmeli. Salih ameller de yalnızca Allah için yapılmalı, bir başkası için değil.
Ayette yalın olarak ‘sözler’ denilmemiş, ‘güzel-hoş sözler’ buyurulmuştur. Buna göre, söylenen her söz Allah’a yükselmez, O’nun tarafından kabul görmez. Ancak güzel-hoş sözler O’na yükselir ve kabul görür. Çirkin-batıl sözler ise, sahibi için bir yük ve vebaldir. Onun aşağılara batmasına sebeptir. Tıpkı denize düşmüş birinin sürekli ağırlıklarını artırıp denizin dibine doğru batması gibi.
Ayette güzel sözün yükselmesi için maddî şeylerin yükselmesi için kullanılan suud kökü, salih amellerin yükseltilmesi için de raf’ kökü kullanılmıştır. Demek ki söz ve niyetlerin Allah katına yükselmesi ile davranışların yükselmesi arasında fark vardır. Buna göre söz ve niyetler eyleme dönüşerek mücessem bir kalıba girdikten sonra Allah’a yükselecek ve sahibini Allah katında terfi’ ettirecektir…
Evet, İslam terakkî dinidir. O, sahibini hem dünyada yüceliklere taşır, hem de ahirette. Önemli olan onun o manevî asansörüne binmek, onun kopmayan ipine sımsıkı sarılmaktır.
