28 – Alîm Olan Allah’ın Kuluna İlim Yolunda Olmak Yakışır!

Yüce Rabbimizin isimleri arasında el-Alîm, Âlimü’l Ğayb ve’ş-Şehâde, Allâmü’l-Ğuyûb gibi isimler vardır. el-Alîm, her şeyi ayrıntı ve incelikleriyle bilen, sonsuz ilim kaynağıdır. O’nun bu ismi ayetlerde 162 kere geçer. O, her şeyi bilendir, O’nun ilmi her şeyi kuşatmış ve her bilginin üstündedir. O’nun ilmi, zaman ve şartlara göre değişmez. O’nun ilmi, kulların bilgisi gibi düşünerek ve çalışarak elde edilen bir ilim değildir. O, her şeyin önünü ve sonunu, her zaman ve tüm ayrıntılarıyla bilir. O,giziliaçık, görünen görünmeyen her şeyi bilir. O’nun için bilinmez, meçhul olan yoktur. Gönüllerde olanı, insanların gizleyih saklamaya çalıştıkları şeyleri O bilir. Allahü A’lem/Allah her şeyin iç yüzünü en iyi bilendir.

Buna göre Yüce Mevlâ, ilmin kaynağıdır. O, her şeyi, her şeyi bütün yönleri ve ayrıntılarıyla bilir. Kullarının da bilgilenmesini ister. Elbette O’nun eşsiz ve sonsuz ilminden kullarının payına düşen çok az bir şeydir. De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi. Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa ve yedi misli deniz de yedekte bulunup yazılsa yine de Allah’ın sözleri bitmezdi. Doğrusu Allah güçlüdür, hakim’dir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir. Ancak herkes gücü ve kapasitesine göre bu paydan nasibini artırmaya gayret etmelidir. O halde gerçeğin bilgisini isteyen O’na yönelmeli, O’nunla bağlantı kurmalı, O’nun engin ilminden nasiplenmeye çalışmalıdır. Unutulmamalıdır ki en şerefli ilim, O’nun bilgisidir, O’nu tanımak ve O’nun ilminden nasiplenmektir. Zira Onu tanıyan, kendini tanımış ve hayatı anlamlandırmış olur. Elbette O’nutanıma, insanın kendini tanımasıyla başlar. Ama insanın kendini ve çevresindeki varlıkları tanımasındaki asıl amaç da tüm her şeyin sahibini tanımak olmalıdır. Zira gerçek O’dur, O’nun dışında olan her şey gölgedir, fânidir, sonludur.

İlimler Hazinesi Kur’ân’ın RehberliğindeBir Hayat!

İlimler hazinesi Kur’ân-ı Kerîm’in ilk inen ayeti Yaratan Rabbinin adıyla oku cümlesidir. Bu Kur’ân’ın ilim öğrenmeye ne kadar önem verdiğinin açık bir göstergesidir. Nitekim Peygamberimizin, nübüvvet öncesi durumunu tespit eden bir ayeti kerimede şöyle buyrulur: İşte sana da buyruğumuzla Cebrail’i gönderdik; sen önceleri Kitap nedir, iman nedir bilmezdin… Kitap nedir, iman nedir bilmeyen bir peygambere gelen ilk emrin, iman et, abdest al, namaz kıl, oruç tut, zekat ver şeklinde değil de oku şeklinde gelmesi son derece anlamlıdır. Zira kişi neye nasıl iman edeceğini bilmeden doğru bir imanın sahibi olamaz. Abdesti nasıl alacağını, namazı nasıl kılacağını bilmeyen bir kişi nasıl doğru bir şekilde abdest alıp namaz kılabilir ki?! Orucu ne zaman ve nasıl tutulacağını bilmeyen bir kimse sıhhatli bir orucu nasıl tutabilsinki?! Zekatı hangi maldan, hangi şartlarda ve kimlere verileceğini bilmeyen bir kimse layık-i vechile zekat verebilir mi? Onun için kişi, önce bunları okuyup öğrenecek, sonra da layıkı veçhile yerine getirecektir. Bunun için ilk emir oku şeklinde gelmiştir.

Yaratan Rabbinin adıyla oku cümlesi, Kur’ânî okumanın keyfiyeti hakkında da bizlere ipuçları sunmaktadır. Zira Kur’ân’ın bizden istediği, kuru ve sorumsuzca bir okuma değil, Rabbin adına gerçekleşecek bir okumadır. Hemde bu Rab, herhangi bir rab değil, yaratan-yoktan var eden bir Rab’dir. Bu ayetin indiği dönemde ve günümüzde bunca rablik davasında olan, rablik makamına çıkarılan şeyin olduğu düşünülürse,Yaratan Rab ifadesi daha iyi anlaşılır. Onun için mümin Yaratan Rabbinin adıyla okuyacaktır. O’nun okuyup öğrenmemizi istediği şeyleri, Murad-ı İlahiye uygun bir şekilde okuyacaktır. Zira O’nun oku emrindeki maksadı sadece bilgilenmek değldir. O’nunmuradı, doğru bilgilenmek, ardından doğru bilgiyle amel etmektir. Zira eyleme dönüşmeyen bilginin sahibine getireceği yük ve sorumluluktan başka bir şey yoktur. Nitekim Kur’’ân’da ilmi ile amel etmeyenler soluyan köpeklere ve kitap taşıyan merkeplere benzetilmiştir.

Fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir.

Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür! Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.

Günümüz dünyasını, insanlara zulmeden,insanları topluca katletmeyi marifet sayan, çevre ve varlık katili nice insan işfal etmiştir. Okumuş yazmış,pek çok diplomayı cebine katmış bu insanlar, hem kendilerine hem çevreye zarar vermekte, nesli ve harsi tahrip etmektedirler. Çünkü bunlar yalnızca okumuşlar, yalnızca bilgilenmişler, ama bilgiyi kim için elde edeceklerini, nerede ve nasıl kullanacaklarını bilememişlerdir. Değerleri ve ölçüsü olmayan, gayesiz ve sorumsuz bir eğitim bu gibi insanları, insanlığın ve dünyanın başına bela etmiştir.Yalnızca bilmek yetseydi İblis, kendisine lanet okunan şeytan olmazdı; Nemrutlar, Firavunlar, Belamlar, Ebû Cehiller dünyayı kan gölüne çeviremezlerdi.

Muallim Peygamberin İzinde!

İlk olarak Yüce Rabden oku emrini alan ve bu emirle nübüvvet makamının sahibi olan Peygamberimiz, ben muallim olarak gönderildim buyurarak kendi durumunu beyan etmiştir. Onun ilim, ilim öğrenme ve öğretme ile ilgili bu kısa yazıda zikredilemeyecek kadar çok sözü ve yönlendirmesi vardır.

Muallim Peygamber, 23 yıllık nübüvvet vazifesi sırasında bir baba şefkatiyle, mahir bir usta maharetiyle, hâzik bir doktor eliyle, dâhi bir sanatkar ruhuyla, azim ve sabırla insanları yetiştirmiştir. Onun bir yed-i beyza mesabesindeki şefkat eli sayesinde yontulmamış kayalardan sanat âbidesi eşsiz eserler meydana gelmiştir. Cahiliye döneminin eşkıyaları O’nun bu kutlu eliyle,bu bereketli talim veterbiyesi sayesinde İslamî dönemin evliyaları olmuştur.

Yüce Allah’a inanan, O’nun Kitabını kendisine düstur edinen ve O’nun Peygamberinin izinde giden mümin de bu anlayış içerisinde ilim yolcusu olmalı, Kur’ân’ın ilim irfan sofrasına oturmalı, Hz. Peygamberin kapısı herkese açık olan Evrensel Okuluna talebe olmalı ve Allah’ın ahlakıyla yetişmeli, kendisini yetiştirdiği gibi, çoluk çocuğunu, maiyyetindeki insanları ve çevresindekileri yetiştirmelidir. Öyleyse mahvolan, apaçık belge üzere mahvolsun, yaşayan da apaçık belge üzere yaşasın!Yani hiç kimse bilgisiz belgesiz, delilsiz mesnetsiz yaşamasın ve ölmesin.

Yazımızı ilim yolcularını dillerinden düşürmemesi gereken bir Kur’ân duasıyla sonlandıralım: Rabbimilimce beni artır. Dua cümlesinin Rabbi zid ilmî/Rabbim ilmimi artır şeklinde değil de Rabbi zidnî ilmâ/Rabbim ilimce beni artır şeklinde gelmesi ne kadar anlamlıdır! Demek ki bizler, bize Rabbin katında değer kazandıracak faydalı ilimlee talip olacağız ve öyle ilimleri isteyeceğiz. Yoksa hedef ilim küpü olmak değil, bilgi yüklenmek değil. Alîm olana yaraşır kul olmak, O’nun ilimler hazinesi Kur’ân’ı düstur edinmek ve Muallim Peygambere layık ümmet olmak da ancak bu şekilde mümkün olacaktır.

Söyleyen ne güzel söylemiş: ilim elinde çıra/ Yak da Mevlâ’yı ara. İlmekolmak değildir, olmaya bak olmaya!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir