15 – Aşırılıktan Uzak Bir Hayat Anlayışı ve Dünya Ahiret Dengesi

Fatiha duası ile başlayan, Felak-Nâs dualarıyla sona eren ve dualarla dopdolu olan bir kitabımız var. Hayat Düsturumuzun ilk suresinde Rabbimiz, bizleri kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğramışların, azıp sapmış olanların yoluna değil diye dua ediyoruz. Gazaba uğramış ve azıp sapmış olanlar iki aşırı gruptur. İfrat tefrit çizgisinde iki grup. Biri, hayatı sadece bu dünya hayatından ibaret görüp dünyayı putlaştıran, dünyevileşen grup; diğeri ise dünyayı büsbütün terk eden, dünyadan el etek çeken, ruhbanlaşan güruh. Kur’ân. her iki uç anlayışı reddeden ve bu iki aşırı uca karşın orta yolu öneren bir hayat anlayışı getirmiştir. Kur’ân, insanın üzerinde yaşadığı ve fıtratında var olan dünya düşkünlüğünü sınırlandırarak yönetmiştir.

Hayat Kitabı Kur’ân’ın getirdiği bu anlayışta dünyaya, dünya kadar değer verme vardır, ahirete ahiret kadar değer verme vardır. Buna göre dünya, geçici ve sonludur, günü gelince terk edip gideceğimizi bir yerdir. Ancak o bize, ahireti kazandıracak olan yerdir. Ona göre değer vermeli, onu putlaştırmadan sahiplenmeli, onu ahireti kazanma yolunda kullanmalıyız. Dünyadan nasibimizi unutmadan, ama onu yegane gaye haline getirmeden onu yaşamalıyız.

Ahiret ise, bizim asıl ve kalıcı yurdumuzdur. Ahiret hayatına göre, dünya hayatı sınırlı, sonlu ve çok kısadır. Bunun için biz, dünyayı ahretin hizmetine vermeliyiz. Bize ahireti kazandıracak olan dünyaya talip olmalı, bize ahiret yurdunu kaybettirecek olan dünyadan uzak durmalıyız.

Müslüman iki dünyaya da taliptir. Bu dünya, ona öteki dünyayı kazandıracak yerdir, onun için gerekli ve önemlidir. Bu yüzden İman Adamı, peygamberimizin dilinden düşürmediği şu Kur’ân duasını sürekli okur: Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru.

AHİRETİ KAZANMA YOLUNDA BİR DÜNYA

Dünyayı, ahireti satın alma, onu kazanma adına kullanmalıyız. Hedefe dünyayı kor, ahireti ötelersek; dünyada kalıcıymış gibi hareket eder ahiret hazırlığı içerisinde olmazsak, işte o zaman dünyevileşme tehlikesi baş göstermiş demektir. Böylelerinin ahrette nasibi olmayacağı gibi, aslında onlar dünya huzurunu da kaybetmişlerdir. Onlar için dünya hayatı aşağılanmış denî bir hayata dönüşmüştür:

Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azapları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler.

Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir.

Yüce Allah, dünya ve ahiret konusunda yanlış anlayış ve saplantılara düşmeyelim diye bize ayetlerini bir bir açıklamaktadır. Kur’ân, doğru ve dengeli bir dünya anlayışının oluşmasına yönelik ayetlerle doludur: Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar. Yüce Rabbimiz, bizden ahiret yurdunu asıl ve kalıcı yurdumuz olarak bilmemizi ve dünyayı onu kazanmaya vesile kılmamızı ister hep: Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti kazanmanızı ister.

Elbette dünya hayatı, ahiret hayatıyla karşılaştırıldığında değersizdir. Dünya hayatı sadece oyun ve oyalanmadır; ahiret yurdu, sakınanlar için daha iyidir. Düşünmüyor musunuz? Peygamberimizden bize gelen ve dünyayı yeren hadisleri bu çerçevede değerlendirmeliyiz. Bir hadislerinde peygamberimiz şöyle buyurur: “Dünya la’netlenmiştir. İçindekiler de öyle. Ancak Allah için olanlar, zikrullah, zikrullaha yardımcı olanlar, ilim adamları, ilim yolcuları, ma’rufu emretmek, münkerden sakındırmak, kısaca Allah için yapılanlar hariç.” Demek ki lanetlenen dünya, zikrullahtan uzak olan dünyadır. Zikullah ise, öncelikle Kur’ân ve Yüce Allah’ı hatırlatan her şeydir. O halde zikrullah gölgesinde yaşanan bir dünya hayatı asla lanetli değildir. Nitekim peygamberler ve Salihlerin dünyası böyle bir dünyadır ve asla aşağılık ve lanetli değildir.

Dünyanın bize ahiret yurdunu kazandıracak sınav yeri olduğunu bir başka hadis şöyle açıklar:

“Şüphesiz ki dünya görüntüsü hoş bir tatlıdır. Allah, neler yapacağınıza bakıp sizi denemek için sizi orada halife tayin etti. Dünya ve Kadınlar hakkında sorumluluklarınızı yerine getirin. Zira İsrailoğullarının ilk fitnesi kadınlar konusunda olmuştur.” Evet hadise göre bizler, dünya ile sınanmaktayız. Dünya ve dünyalıkların her biri bizler için birer sınav sorusudur (fitne). Sınavda başarı gösterenler için bu sorular son derece önemli ve anlamlı olacaktır. Sınavı kaybedenler için ise bu sınav soruları yürek acısı olarak kalacaktır.

Bize ahireti kaybettirecek olan dünya yerilmiştir, ama bize ahireti kazandıracak olan dünya değerlidir. Onun için peygamberlerin ve Salihlerin dünyası asla aşağılık bir dünya değildir. Bu sebeple Hz. Musa, Rabbimiz, bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz diye yalvarmıştır. Zaten iki dünyaya birden talip olan müslümanın kazanımı da iki dünya saadeti, iki dünya izzetidir: Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. Bu büyük kazançtır. Ahiret saadeti de bu dünyada yaşanan hayatın bir sonucudur: Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur! Bu nedenle insanın dünya meylini çok iyi bilen ve dünyanın ahretin tarlası olduğunu vurgulayan Kur’ân, müminleri şöyle uyarır:

Allah’ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma!

Sözün özü, nimetlerinin eserini kullarında görmekten hoşnut olan Yüce Rabbimiz dünyayı bizim için yaratmış, bizi de dünyayı imar için görevlendirmiştir. Allah’a kulluk edin, O’ndan başka tanrınız yoktur! Sizi yerden inşâ eden ve orada yaşatan O’dur.

Hayat, ne sadece Dünyadır, ne sadece Ahirettir. Hayat hem Dünya, hem de Ahirettir. Ölüm bir yok oluş ve bitiş değil; yeni bir hayata olan yolculuktur. İslam İnsanı, hesabını her iki dünyaya göre yapan ve iki dünya için çalışan kimsedir.

Dünyaya, dünya kadar değer vermeli; Ahirete de Ahiret kadar değer vermeli. Dünya sonlu, Ahiret sonsuzdur.

İslam Dini, iki dünya mutluluğumuzu sağlamak için gelmiştir. İslam Dini, dünyadaki hayatımızı programlayan İlahî sistemin adıdır. Dünya/dünyalık önemli, değerli ve gereklidir.

Müslüman, Ahireti kazandıran bir dünya/dünyalığa taliptir. Bizler, bize Rabbimizin rızasını ve ahireti kazandıracak olan, dinimizi ve bizi yüceltecek olan bir dünyaya talip olmalı; bize dinimizi ayaklar altına aldıran bir dünyaya itibar etmemeli ve o dünya/dünyalıktan uzak olmalıyız.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir