18 – Pasif Değil, Aktif Müslüman Olmalı!
İslam, yalnızca iyi insan yetiştirmez. O, iyiliği kendinde kalan pasif iyileri istemez. İslam’ın istediği, iyiliği başkalarına yansıyan aktif iyiler olmaktır. Çünkü İslam, sadece kendini kurtarmayı düşünen bencil bireylerden razı değildir. Elbette bunun için önce bireyin ilmî ve amelî yönden donanımlı olması gerekir. Kendini kurtaramayan kimsenin, başkalarını kurtarmaya kalkması hem yanlıştır, hem de bu girişim başarısız olacaktır. Elbette kişi, önce kendini kurtaracak, kendini yetiştirip geliştirecektir; ama bununla kalmayacak birikimlerini başkalarına taşıyacaktır.
Bir hadislerinde Peygamberimiz, Mümin, cennete girene kadar hayır dinlemeye/hayır işlemeye doymaz buyurur. Aslında bu cümle, müslümanın hayra doyumsuz kimse olması gerektiğinin nebevî ifadesidir. Evet, Müslüman beşikten mezara kadar ilim öğrenme yolunda cennete doğru ilerleyecektir. Onun asıl hedefi/aksa’l-gayesi, Yüce Allah’ın Rızasını kazanıp cennete girmek olmalıdır. Zaten ilim yoluna girmiş olan bir kimse cennet yoluna girmiş demektir. Bu yüzden mümin, sürekli bilgilenen, sürekli ilmini eyleme dönüştüren ve bu şekilde Rabbin katında değerini artırmaya gayret eden kimsedir.
Bir hadislerinde peygamberimiz şöyle buyurur:
Güçlü mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir. Elbette her müminde bir hayır vardır. Sen, sana fayda verecek şeyin ardına düş…
Hadis bize hedef göstermektedir. Buna göre Müslüman güçlü olmak için gayret etmelidir. Hangi konularda? Elbette her konuda. Gerçek Mümin, ilmî bakımdan güçlü olmalı. imanî bakımdan güçlü olmalı. Amelî bakımdan güçlü olmalı. Fizikî bakımdan güçlü olmalı. Malî bakımdan güçlü olmalı. Kısaca güçlendirebileceği ve güzelleştirebileceği her şeyini geliştirmeye, güçlendirmeye gayret etmelidir. Buna göre hadisi şöyle de okuyabiliriz:
İlmî bakımdan güçlü mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir. İslam, ilim dinidir. Oku emri ile başlamış ve çok yönlü bir okuma ile ilimce değer kazanmayı en büyük hedef olarak göstermiştir. De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Rabbimizin öncelikle Peygamberimize, onun şahsında hepimize emrettiği bir duada şöyle buyrulmuştur: Rabbim ilimce beni artır! Ayetin Rabbim, ilmimi artır şeklinde değil de Rabbim ilim bakımından beni artır şeklinde gelmesi, ilim öğrenmedeki asıl hedefin yalnızca bilgilenmek olmayıp ilmi eyleme dönüştürmek olduğuna dikkat çekmek içindir. Sahibine değer kazandıracak olan ilim de, eyleme dönüşen ilimdir.
İmanî bakımdan güçlü mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir. Kur’ân pek çok ayetinde imanı güçlendirmeyi salık verir, imanı güçlü müminleri, gerçek müminler olarak niteler. Sözgelimi bir ayette imanın artması/güçlenmesinin Allah’ın ayetleriyle olacağı açıkça belirtilmiştir: Müminler ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Demek ki imanın zinde olması, güçlü olması Allah’ın ayetleriyle beslenmesine bağlıdır. Allah’ın ayetlerini okumayan, dinlemeyen, onlar üzerinde düşünüp gereklerini yerine getirmeyenlerin imanları zayıflayacak, belki de küçük sarsıntılarda uçup gidecektir.
Zihnî bakımdan güçlü mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir. Din, akıllı insanlar içindir. Akıllı olmayanlar, dinin yükümlülüklerinden sorumlu değildir. Kur’ân, pek çok ayetinde aklı kullanmayı emreder. Kur’ân’da yalın olarak akıl kelimesi geçmez. Ayetlerde sürekli olarak akletme fiil kalıbında kullanılmıştır. Zira Kur’ân, durağan akılı değil, işlevsel akılı ön plana çıkarır. Hayat Kitabımız, aklı çalıştıracak delillerle doludur. Bu nedenle mümin, Yüce Allah’ın Kur’ân ve Kâinat Kitabındaki ayetlerini okuyup düşünerek aklını zinde tutmakla mükelleftir.
Amelî bakımdan güçlü mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir. Kur’ân, hayırlarda koşturmayı, hayırlarda yarışmayı emreder. Onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler. Yine Kur’ân’a göre Allah yolunda olanlar, bu uğurda koşturanlar, bu uğurda ayakta olanlar; oturanlardan çok daha hayırlıdır. Allah, inananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile mal ve canlarıyla cihat edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır.
Fizikî bakımdan güçlü mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir. İslam, Yüce Yaratıcının hemen hemen her insana bahşettiği sağlıklı halini korumayı hedefler. Hastalara bir kısım kolaylıklar sağlansa da onun asıl hedefi sağlıklı müminlerden oluşan bir toplumu kurmaktır. Bunun için din, helalinden olmak ve ölçüyü kaçırmamak kaydıyla yiyip içmeyi, Allah’ın nimetlerinden yararlanmayı emretmiştir.
Mâlî bakımdan güçlü mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir. Veren el alan elden üstündür. Bu itibarla İslam, dünyevileşmeden malı Rabbin Rızasını kazanma yolunda kullanabilen zenginliğe teşvik etmiştir. Zekat, sadaka, hayır hasenat, Allah yolunda cihad gibi pek çok ilahî emrin yerine getirilebilmesi variyetle alakalıdır. Mâlî imkanlara sahip olmayanların bu emirleri layığı ile yerine getirmeleri imkansızdır.
Hadisin son cümlesi de oldukça dikkat çekicidir. Elbette her müminde bir hayır vardır… Zayıf da olsa her mümin değerlidir ve asla İslam toplumundan dışlanamaz. Nitekim peygamberimiz, çeşitli seviyelerdeki ashabını hep bağrına basmış, onlardan yanlış yapanları uyarmış hak etmişlerse cezalandırmış, ama asla onlardan hiç birini dışlamamıştır. Onun hayatında, adam harcama diye bir şey yoktur. Münafıklığı tescilli olan, pek çok sahabînin nazarında öldürülmeyi çoktan hak etmiş olan İbn Übey’i öldürmeyi teklif edenlere Ben, Muhammed adamlarını öldürtüyor dedirtmem diye karşılık vermiştir.
MÜMİN, HAYIRLARIN ADAMIDIR
Hayat Kitabımız Kur’ân, müminleri çalışkan, üretken olmaya çağırırken onların istikamet çizgisinden sapmadan koşturmalarını özellikle ister:
Rabbinizin mağfiretine ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşusun.
Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. O halde iyiliklere koşusun, hepinizin dönüşü Allah’adır. O halde yarışanlar, bunun için/cennet için yarışsınlar.
İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnutturlar.
Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
Hayırlı bir işte yorul, bir başka hayırlı işe doğrul. Rabbin ile irtibatını kesme.
Tüm bu ayetler, büyük hedeflere doğru sürekli koşturmanın gerekli olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Buna göre, mümin için, hayırlı işlerde yetinme yoktur. Burada kişinin geldiği konuma/duruma kanaat etmesi ayrı şeydir. Daha hayırlısına talip olması ayrı bir şeydir. Evet, Müslüman, hayırlara karşı doyumsuzdur, meşru yolda hayırlı işlerde koşturur. Müminler hayırlı işlerde birbirleriyle yarışır, dünyada ve ahrette en iyi yerlere gelmek için gayret ederler. Dolayısıyla İslam’da ben geleceğim yere geldim, bunlar bana yeter, artık dinlenmeliyim şeklinde bir emeklilik/takaud anlayışı yoktur. Zira müminin gerçek anlamda dinleneceği yer cennettir. Meşru yolda olması gereken bu koşturma, asla yarışçıların ayağını kaydırmaya, hasede dönüşmemelidir. Çünkü haset, ateşin odunu yediği gibi, salih amelleri, iyilikleri yer bitirir, salihleri çürütür. Çünkü, Yüce Allah’ın dünya ve ahretteki nimetleri herkese fazlasıyla yetecek kadar bol ve bereketlidir.
