33 – Dünya Hayatını Oyun ve Eğlence Olmaktan Kurtarmak

Hayat Düsturumuz Kur’ân’a göre, hayat, dünya ve ahirettir. Müslüman iki dünyayı birlikte görür ve birlikte değerlendirir. Elbette bizim asıl ve kalıcı yurdumuz ahirettir. Ancak, bize ahiret yurdumuzu kazandıracak olan da dünya hayatıdır. Dünya bizim için sınav yerimizdir. Ölüm de asla yok oluş değil, bir hayattan bir başka hayata geçiştir. Onun için kültürümüzde ölümün adı, öteki âleme göç etmek, dünyasını değiştirmek, Dosta/Hakka yürümek, vuslat ve Dosta kavuşmadır. Kalıcı ahiret yurduna göre dünya az bir metadır. Müslüman bu geçici ve azıcık metaa aldanmaz.

Dünya hayatının geçimi ahirete göre pek az bir şeydir. Dünya hayatıyla övünenler bilsinler ki dünyadaki hayat ahiret yanında sadece bir geçimlikten ibarettir.

Dünya hayatı, bize ahireti kazandırdığı sürece önemli ve değerlidir. Onun için Peygamberlerin, İslam büyüklerinin dünyası hayırlıdır, onların dünyaları asla oyun ve eğlence değildir. Dünyayı ahiret hayatı için değerlendiremeyenler için ise dünya hayatı, aşağılık bir hayat olup oyun ve eğlenceden ibarettir. Ayet ve hadislerde yerilen dünya da budur:

Dünya hayatı, zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir.

Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan daha iyi ve devamlıdır. Akletmez misiniz?

Dünya hayatı sadece oyun ve oyalanmadır; ahiret yurdu, sakınanlar için daha iyidir. Düşünmüyor musunuz?

Şüphesiz bu dünya hayatı geçicidir, ama ahiret, doğrusu işte o, kalınacak yurttur.

Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir.

Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler!

Ayetlerde geçen el-hayatü’d-dünya ifadesi, aşağılık hayat demektir. Buna göre şayet bir kimse, dünyada yaşadığı hayatı basit, deni ve değersiz şeylerle geçirirse, aşağılık hayatın adamı olur. Hayatı aşağılık olmaktan kurtarabilmek için ise, onu iyilik ve güzelliklerle dopdolu olarak yaşamaktır. Bize Rabbin Rızasını ve cennetini kazandıracak olan hayat, aşağılık değil, âli bir hayattır. Dolayısıyla bu ayetler, dünyayı bütünüyle terk etmeyi ve dünyadan kopmayı değil; dünyayı ahretin hizmetinde kullanmayı emreder. Zira dünyayı ve dünyalıkları iman sahibi insanlar sahiplenip yerli yerince kullanmazsa, bu sefer dünya ve dünyalıklar aşağılık kişilerin eline geçecektir.

Hayat anlayışı konusunda asıl yanlış, ahirete karşılık dünyayı tercih etmek, dünyaya olduğundan fazla değer vermek, onu kalıcı yurdumuz gibi görmek, kısaca dünyevileşmektir. Yapılması gereken dünyaya dünya kadar, ahrete ahiret kadar değer vermektir. Madem ki dünya sonlu ve geçici yurttur, ona göre değerlendirilmeli; madem ki ahiret bizim asıl ve kalıcı yurdumuzdur, ona da o ölçüde değer vermek gerekir.

Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azapları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler. Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah’ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler. Ama sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha iyi ve daha bakidir.

Mümin iki dünyaya da taliptir. Sınandığı için bu dünyaya taliptir. Kendisine öteki dünyayı kazandıracağı için bu dünyaya taliptir. Bu yüzden çokça okuduğumuz Kur’ân duasında iki dünyayı da istiyoruz. Ama her iki dünyanın da iyilik ve güzelliklerini istiyoruz:

Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru. Rabbin sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma; Allah’ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap; yeryüzünde bozgunculuk isteme; doğrusu Allah bozguncuları sevmez.

Zaten iyiler, iki dünyada da izzetli ve şerefli bir hayat yaşarlar. İslam’ı yaşamanın kazanımı hem dünyevî hem de uhrevîdir. Bizler Dinin ölçülerine göre bir hayat yaşarsak dünyamızı da kurtarırız ahretimizi de. Dünyamız da izzet ve şeref içerisinde olur, ahiretimiz de izzetli ve cennetli olur.

İyi bilin ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar Allah’a inanmış ve O’na karşı gelmekten sakınmışlardır. Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. Bu büyük başarıdır.

Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının; bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah’ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir.

And olsun ki, dünyada İbrahim’i seçkin kıldık, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.

Dünyada İbrahim’e güzellik verdik, ahirette de o mutlaka iyiler arasında yer alacaktır.

İbrahim’e İshak’ı ve Yakup’u bahsettik. Soyundan gelenlere Kitap ve peygamberlik verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık; doğrusu o ahirette de iyilerdendir.

Melekler demişti ki: «Ey Meryem! Allah sana, Kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesihi, dünya ve ahirette şerefli ve Allah’a yakın kılınanlardan olarak müjdeler».

Bu yüzden Allah o salihlere dünya nimetini de ahiret nimetini de fazlasıyla verdi. Allah işlerini iyi yapanları sever.

Bu dünyada iyi davrananlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Sakınanların yurdu ne güzeldir!

O halde Süleyman ruhuna sahip olanlara dünya ve dünyalıklar helal; Kârunlaşanlara ise haram olsun! Bize ahreti kazandıracak olan dünya ve dünyalıklara Yüce Rabbim bereketler ihsan etsin!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir