36 – Haberin Namusu ve İletişim Ahlakı

Yüce Rabbimizin bir adı da el-Habîr’dir. el-Habîr: Her şeyin künhünü, içyüzünü en iyi bilen ve her şeyden tüm ayrıntılarıyla haberdar olan ve her şeyle ilgili en doğru haberi veren. “Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” O’nun bu ismi, elliye yakın yerde geçer. Haber, O’nunla irtibatlı olursa önemli, faydalı ve doğru bir haberdir. O’ndan uzak olan, O’nun ölçülerine aykırı olan haber ise yalan, yanlış ve gereksiz şeylerdir.

Yüce Allah, doğru haberin kaynağıdır, doğru haberi en doğru bir biçimde kullarına ulaştırandır. O, bunun için elçiler göndermiştir. Allah’ın elçileri için de en-Nebî kavramı kullanılmıştır. Nebî, önemli haberci demektir. Nebî, Yüce Yaratıcı ile selim akıl sahibi insan arasında iletişim kuran, Yüce Rabbin haberlerini insanlara getiren kimsedir. Aynı zamanda Nebî, insanların soru ve isteklerini Yüce Rabbe arz eden kimsedir. Elçiler, insanlık için en önemli haberleri getiren ve o haberleri onlara en güzel şekilde izah eden kahramanlardır.

Bir Kur’ân suresinin adı en-Nebe’dir. Nebe’, önemli, büyük ve yalandan uzak kayda değer haber anlamına gelir. Nebe’ suresinde insanlık için son derece önemli olan kıyamet için bu ifade kullanılmıştır. Neyi soruşturuyorlar? Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi? Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir. Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir.

Kur’ân’a göre müminler, sözün en güzelini duyan ve en güzeline uyan kimselerdir.

Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.

Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitap’ı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir.

Size ansızın, farkına varmadan azap gelmeden önce Rabbinizden size indirilen en güzel söze, Kuran’a uyun.

Ayetler, bir taraftan Kur’ân’ın sözlerin en güzeli olduğunu bildirirken, diğer taraftan da Kur’ân’ı hayat düsturu edinen müminlerin sözün/haberin en güzeline uyan kimseler olduğuna vurgu yapıyor. Buna göre sözlerin en güzelini kendilerine rehber edinen müminler, güzel sözlü kimselerdir. Onlar sözün en doğrusunu, en güzel şekilde söylerler, güzel ve doğru söze uyarlar ve aralarında güzel doğru sözü yayarlar.

Sözlerin en güzeli ve haberlerin en doğrusu olan Kur’ân’ı rehber edinen İslam davetçileri, Habîr olan Yüce Allah’ın ve Nebî olan Peygamberlerin ahlakı ile ahlaklanan kimselerdir. Bu durum onlar için önemli bir sorumluluktur. Doğru haberi yüklenmek, onu doğru bir şekilde sunmak çok önemlidir. Haber, sahibinin üzerinde bir emanettir. Her emanet gibi haberin de iffeti/namusu vardır. Haberci, haberin namusunu koruyan kimsedir. Bu ise hem haberin doğru bir şekilde muhafazası, hem de zamanında ulaştırılması gerekenlere ulaştırılması ile mümkün olacaktır.

İnsanlık tarihinde nice haberler vardır ki savaşlara sebep olmuştur, nice haberler de savaşları sonlandırmıştır. Yunus’un dediği gibi, söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı. Söz ola ağılı aşı, yağ ile bal ede bir söz.

Konumuzla ilgili olarak Kur’ân, İslam tarihinden bir olayı bize hatırlatır ve şöyle buyurur:

Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.

Ayetin iniş sebebi şöyledir: Peygamberimiz, ashabından Velid b. Ukbe’yi, zekâtlarını toplayıp getirmesi için Mustalik oğullarına göndermişti. Cahiliye döneminde bu kabile ile Velid arasında düşmanlık vardı. Velid, kabilenin yaşadığı bölgenin sınırlarına yaklaşınca, eski husumet günlerini hatırladı ve kendisine zarar vermelerinden korkup geri döndü. Peygamberimize onlar zekâtlarını vermediler, beni de öldürmeye kalktılar şeklinde asılsız bir haber getirdi. Bu habere kızan Peygamberimiz onlara savaş ilan etti. Çok geçmeden aynı kabileden bir heyet Peygamberimize gelerek, kendileri hakkındaki haberlerin doğru olmadığını söylediler. Peygamberimiz Hz. Halid’i onlara gönderip durumlarını araştırdı ve onların dinde sebat ettikleri anlaşıldı.

Fâsık, yoldan çıkmış, sorumsuz kimsedir. Peygamberimizin ashabı içerisinde de sorumsuz kimseler vardı. Kur’ân ve Sünnet onları eğitti, onları olgunlaştırdı, gerçek muvahhidler, müttakîler haline getirdi. Bugün aynı ayetler ve hadisler, kalbinde fısk, nifak izleri olanları ıslah etmeye yeterlidir. Yeter ki insanlar alıcılarını Kur’ân ve Sünnete çevirebilsinler.

Müminler, özellikle toplumu ilgilendiren önemli haberlerin kaynağını iyice araştırmalı, kesin doğru olduğuna tam olarak kanaat getirdikten sonra haberin gereğini yerine getirmelidirler.

Günümüzde haber yayma konusunda duyarlı olmayan medyadaki haberler konusunda Müslümanlar dikkatli olmalıdırlar. Bir taraftan doğru haberleri yayan kendi güvenilir haber kaynaklarını kurmalı ve onlara itibar etmeli; diğer taraftan kendilerine gelen haberlerin doğruluğunu tahkik etmelidirler.

Ayet, hem haber merkezi konumunda olanların, hem de haberleri alıcı konumunda olanların titiz ve dikkatli olmalarını emretmektedir. Toplumu ilgilendiren her haber, alıcısı için bir emanettir ve onun doğru bir şekilde yerine ulaştırılması gerekir.

Müminler, Yüce Allah’ın bu uyarılarına uymadıkları zaman, istenmeyen durumlarla karşılaşacaklarını bilmelidirler. Doğru haberler, doğru, güvenilir ve güçlü haber kaynaklarından alınır. Bugün haber kaynakları konusunda müminlerin, istenen seviyede olduğu söylenemez. Müminler, kendi coğrafyaları ile ilgili haberleri bile inanmayan kaynaklardan almak zorunda kalabilmektedirler. Sonuçta kardeşleri hakkında yanlış kanaatlere sahip olmakta, yanlış ve tamiri imkansız işlere girişebilmektedirler.

O halde ey müminler Habîr olan Rabbinizden sakının. Doğru ve gerçek Haberci Nebînin izini takip edin. Sözlerin en güzeli, haberlerin en doğrusu olan Kur’ân’ı rehber edinin. Bunları yapın ki dünya hayatınız huzur ve cennet olsun, insanlığın kaderinin belirleneceği büyük haber kıyamet gününde yüzünüz ak olsun!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir