54 – Sevgiyle Sevgiye Mazhar Olanlar
Allah dostu veli kişiler, seven ve sevilen kimselerdir. Onlar sevgi temelli düşünen, sevgi ile konuşan, sevgiyle yaklaşan ve sevilen muhabbet erleridir. Onlar, Yüce Allah’ın rızasına ermiş, sevgisine mazhar olmuş erenlerdir. Yüce Rabbimizin, Allah onlardan razı, onlar da Rablerinden razı diye övdüğü kimselerdir. Onlarla ilgili ayetlerde şöyle buyrulur:
Allah, «Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur» dedi.
İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensâr ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnutturlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.
Allah‘a ve ahiret gününe inanan bir toplumu, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah’a ve peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. İşte Allah, imanı bunların kalplerine yazmış, katından bir rûh ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnut olmuştur. İşte bunlar, Allah’tan yana olanlardır. İyi bilin ki, saadete erecek olanlar, Allah’tan yana olanlardır.
İman edip yararlı iş işleyenler, işte onlar da, yaratıkların en iyileridirler. Onların Rableri katındaki mükâfatı, içinde temelli ve sonsuz kalacakları, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah’tan razıdır. Bu, Rabbinden korkan kimseyedir.
Ayetlerde bu mübarek insanların temel özellikleri olarak şunların özellikle sayıldığını görürüz:
Onlar Allah’a ve ahirete iman edenlerdir.
Onlar, inandıkları gibi yaşayan, imanlarını sâlih amellerle ispat edenlerdir.
Onlar, Allah için seven, Allah için buğz edenlerdir.
Onlar, doğruluğu şiâr edinmiş olanlardır.
Onlar, ensâr ve muhacir ruhlu kimselerdir.
Onlar Yüce Allah’ın taraftarlarıdır.
Yüce Rabbimiz, bu özelliklere sahip olanlara şu mükâfatları vaat etmektedir:
Onlar, rızaya ermiş erlerdir. Yüce Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Yüce Mevlâ’dan razı olmuşlardır. Yüce Allah, onların sergilediği kulluktan, yaptıkları sâlih amellerden razı olmuştur. Onlar da Yüce Allah’ın, dünya ve ahirette kendileri için uygun gördüğü tüm her şeyden razı ve hoşnut olmuşlardır. O’nun kaza ve kaderine rıza göstermişler, O’nun emirlerine itirazsız teslim olmuşlardır. Ve nihayet O’nun ahirette kendilerine bahşedeceği mükâfatlara razı olmuşlardır.
Onlar, Yüce Allah’ın katından bir rûh ile desteklenen kimselerdir. Onlar Rabbin kendilerine bahşettiği nur, Kur’ân, hidayet, rahmet, nusret, basiret, firaset ile desteklenmiş, bütün bunlarla hayat bulmuş kişilerdir. Ayetteki katından bir rûh ifadesi bu kelimelerle açıklanmıştır. Yine Rûh, meleklerin şâhı olan Vahiy Meleği Cebrâil aleyhisselamdır. Buna göre onlar, meleğin gönüllere vereceği yardım ile hayat bulacak olanlardır. Tabi ki vahiy meleğinin desteğine nail olmak için vahyin doğrultusunda bir hayat yaşamak gerekir.
Onlar büyük kurtuluşa, huzur ve saadete ermiş olanlardır.
Onlar, zemininden ırmaklar akan cennetlere ve özellikle Adn cennetlerine konacak olanlardır.
Onlara dünyada bahşedilecek bir başka büyük nimetten bahseden ayetinde de Rabbimiz şöyle buyurur:
Şüphesiz ki iman edip yararlı iş işleyenler için Rahman sevgi kılacaktır.
İman edip sâlih amel işleyenler müminlerin gönüllerine taht kuracaktır. Rahmet kaynağı olan Yüce Allah, onları sevecek ve sevdirecektir.
Mâlik b. Enes’ten rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz bu ayetle ilgili olarak şunları söyler:
Yüce Allah, bir kulunu sevdi mi Cebrâl’i çağırır ve ona şöyle der: Ben falanı seviyorum, sen de sev. Cebrâîl aleyhisselam da sever. Sonra Cebrâîl, semadaki meleklere şöyle seslenir: Şüphesiz ki Yüce Allah, falanı seviyor, siz de sevin. Onlar da severler. Sonra o kul için yeryüzünde kabul konur, yeryüzünün kalbine onun sevgisi konur.
Benzer şekilde Yüce Allah, bir kula buğz ettiğinde Cebrâl’i çağırır ve ona şöyle der: Ben, falanı sevmiyorum, sen de sevme. Cebraîl de bütün melekleri çağırır ve onlara şöyle der: Yüce Allah falana buğz ediyor, siz de edin. Daha sonra yeryüzünde o kişi için nefret konur, herkes ona buğz eder. İşte ayetteki müjde budur.
Bu anlatılanlar ışığında bu sevgi halkasına katılmak için gayret etmeliyiz. Yüce Allah’ın sevgisine nâil olmak için, muhabbet fedaisi olmak gerekir. Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmek gerekir. Sevgi ile bakmak, sevgi ile konuşmak, sevgi ile eylemek gerekir. Sevilmek için sevmek gerekir. Ama Allah için sevmek gerekir. Sevgiyi, nefsânî işlerin ağından kurtarmak gerekir. Muhabbetullah ateşinde yanmak, pişmek ve o ateşin aydınlığında ilerlemek gerekir. Unutmayalım ki Rabbimizin Hz. Musa’ya müjdesi şudur: Ateşin içinde olan da çevresinde bulunan da mübarek kılınmıştır/berekete ermiştir. Âlemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir. Muhabbetle kalın!
