8 – Peygamberimizin Kur’ân Karşısındaki Duruşu Tc “*hz.peygamber‹n Kur’1002n Okuyufiu” \l 1
Kur’ân, bir ayetinde peygamberimizi bize şöyle takdim eder:
“And olsun ki, Allah’a ve ahirete kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça anan kimseler için, sizin için Allah’ın Rasülü en güzel örnektir.”
Kur’ân’ın ilk muhatabı olan Hz. Peygamber, her konuda olduğu gibi Kur’ân okuma, onu anlama ve onun hükümlerini hayata geçirme konusunda da bizlere en güzel örnekliği sunmuştur.
Yüce Rabbimiz, onu en güzel örnek/model olarak bizlere sunarken, onun bu örnekliğinin söz ve davranışlarıyla bizlere kadar ulaşmasına da zemin hazırlamıştır. Kur’ân ayetleri, onun Allah kelamı karşısındaki duruşunu bize açıklamış, yanı sıra ondan gelen sahih rivayetler de Kur’ân’ın yorumu/açılımı olan hayatını bizlere taşımıştır.
Bazılarının iddia ve zan ettiği gibi, onun söz ve davranışlarından bize intikal eden sahih şeyler parmak sayısınca ifade edilen hadislerden ibaret değildir. Öyle ya, onu bize en güzel örnek olarak sunan Yüce Rabbimiz, onun bu örnekliğinin sıhhatli bir şekilde bizlere ve kıyamet kadar gelecek insanlığa taşınmasına imkan verecekti. Nitekim öyle de olmuştur.
Bu gerçeğe rağmen, Allah ve Rasülünün arasını ayırmaya çalışanlar, bize Kur’ân ayetleri yeter, peygamberin açıklamalarına gerek yoktur, zaten peygamberden bize ulaşan sahih rivayetler yok denecek kadar azdır diyenler her zaman olmuştur. Bu güruh peygamberi sıradanlaştırarak devre dışı bırakmak isteyen, onun örnekliğini âtıl hale getirmek isteyen, yirmi üç yıl Allah’ın dinini insanlığa anlatmak, açıklamak için çırpınan, kendisine hikmet verilmiş olan, az sözle çok manaları ifade edebilme yeteneği verilmiş olan peygamberi susturmak isteyenlerdir.
Oysa Kur’ân, peygambere itaati Allah’a itaat saymış, peygambere itaat edip onu izlemeyi Yüce Allah’ın sevgisini kazanmanın şartı olarak belirtmiş, Allah’ın çağrısı ile peygamberin çağrısının tek olduğuna vurgu yapmıştır. Şimdi bu konudaki şu açık beyanları okuyalım:
Batmakta olan yıldıza and olsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır. O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir.
Peygamber’e itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik.
Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin.
Allah’ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah’la peygamberleri arasını ayırmak isteyen «Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz» diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ağır bir azap hazırlamışızdır.
Allah’a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecirlerini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.
Kur’ân ve Peygamberimiz
Bu girişten sonra Peygamberimizin Kur’ân karşısındaki duruşunu, bizlere örnek olması açısından birlikte izleyelim:
Kur’ân’ın ilk muhatap olarak Peygamberimiz, Kur’ân’ı okumak, ezberlemek ve anlamak için büyük gayret göstermiştir. O, Kur’ân okumaya ve onu ezberlemeye son derece düşkün ve hırslıydı.
O, Kur’ân’ı tane tane. ağır ağır, üzerinde dura dura, düşüne düşüne ve ağlaya ağlaya okurdu. Rahmet ayetine gelince, Allah’ın rahmetini ister; azap ayetine gelince de ondan Allah’a sığınırdı.
Peygamber Efendimiz, okuduğu ayetlerin mesajını çok iyi anlıyor ve onları yerine getirme konusunda sorumluluğunun bilinci içerisinde bulunuyordu. “Beni Hûd suresi ve kardeşleri (Vakıa, Hâkka, Mürselat, Nebe’, Tekvîr, Ğâşiye) ihtiyarlattı” buyururken bunu açıkça ifade ediyordu. Yani O, ayetleri anlama ve hayata geçirme konusunda sorumluluğunun bilincinde idi. Ayetleri hayata geçirme onun derdi idi.
Peygamberimiz, peygamber olmadan önce de doğru ve sağlıklı düşünen, temiz ve selim akıl sahibi bir insandı. O nübüvvetinden önce de bir nebi gibi tertemiz bir hayat yaşamıştı. Ama Kur’ân ile o, her bakımdan daha da mükemmelleşti. Kur’ân ayetleri onun düşünce ve davranışlarını şekillendirdi. Her inen ayet onun gönül, düşünce ve amel hayıtında ayrı bir güzellik demekti.
Efendimizin gündüzünde olduğu gibi gecesinde de Kur’ân okumaya ayırdığı bir zaman dilimi vardı. O, her gün Kur’ân’dan bir bölümü/hizib okumayı kendisine vazife edinmişti.
Hz. Peygamber, her fırsatta, her yerde ve çokça Kur’ân’ı okuyan bir elçi idi. O, Kur’ân okumaktan hiç bıkmaz, yorulmaz, ondan hiç ayrılmaz ve uzun uzun ondan okurdu. Evde, panayırda, sohbette, namazda hep Kur’ân okurdu. Gece sabahlara kadar ondan bir ayetle sabahladığı bile olurdu. Kur’ân, onun menbaı, melcei, dilinden düşürmediği dua ve virdi idi.
Onun davetinin temelini Kur’ân ayetleri oluştururdu, O, Kur’ân merkezli konuşurdu. Kur’ân ayetleri, onun tesbih ve virdi olmuştu. Namazlarında oo, uzun uzun Kur’ân okurdu. O’nun günü Kur’ân ile başlar, Kur’ân ile sona ererdi. Sabah namazından sonra Haşr suresinin son ayetlerini, yatsıdan sonra Bakara suresinin son ayetlerini okur ve okunmasını tavsiye ederdi. Bunun yanında onun günlük hayatında sürekli okuduğu Kur’ân’i virdler vardı. Geceleyin Âlu Imran’ın son ayetleri, Ayet-i el-Kürsî, Muavvizât (İhlas, Felak, Nâs sureleri) gibi sureleri okurdu.
O, kendisine verilmiş engin hikmet, fetaneti ile okuduğu ayetleri, murad-ı ilahi doğrultusunda anlıyor ve yeri geldikçe de insanlara açıklıyordu. Onun açıklamaları gerektiği kadar, son derece kısa ve özlü idi.
Kendisine yöneltilen sorular, onun dilinde Kur’ân ayetleriyle cevap bulurdu. Onun konuşmalarında, dualarında, yazdırdığı davet mektuplarında Kur’ân ayetlerinin ayrı bir yeri vardı.
Peygamber Efendimiz, okuyup anladığı Kur’ân’ı yaşıyordu. İlahi Kelam, onda hayat buluyor, adeta onun şahsında insanlaşıyordu. Kur’ân, Hz. Peygamberin şahsında en doğru bir biçimde anlaşıldı ve uygulamaya kondu. O, söz ve davranışlarıyla Kur’ân’ı açıklamış ve bu konuda en güzel örnekliği sunmuştur. Peygamberin hayatı, Kur’ân’ın somutlaşmış, ete kemiğe bürünmüş şekliydi. Peygamberin ahlakı/hayatı bütünüyle Kur’ân ahlakı yani ilahî ahlak idi. OO, yaşayan ve yürüyen Kur’ân’dı. Onun davranışlarında Kur’ân ayetleri okunabilirdi.
Başkasından Kur’ân dinlemek de Efendimizin çok hoşuna giderdi: Bir gün Abdullah b. Mesud’a şöyle demişti: “Oku bana Kur’ân oku!..Zira ben başkasından Kur’ân dinlemeyi seviyorum.”
Rabbinden Cibril vasıtasıyla Kur’ân’ı alırken de, daha sonra onu okurken de o, derin bir hudu ve huşu içerisinde olur, ilahi kelama saygısı her halinden belli olurdu:
İnsanların Kur’ân’ı okuyup anlamaları ve gereklerini yerine getirmeleri onun en büyük arzusu idi. Onun bu düşkünlüğüne bir ayette şöyle işaret edilmektedir: “O gün Peygamber: “Ya Rabbî, halkım bu Kur’ân’ı terk edip ondan uzaklaştılar!” der.“. Ayete göre Kur’ân’ı okumayan, anlamayan ve gereği ile amel etmeyen kimseler Peygamberimiz tarafından Allah’a şikâyet edilecektir.
Onun Dilinde Kur’ân
O, pek çok hadisinde, insanları Kur’ân okumaya yönlendirmişti. Onun bu konudaki yönlendirmelerinden bir kaçı şöyledir:
“Kur’ân (okuyup gereklerini yerine getirirsen) lehine yahut (okumaz ve gereklerini yerine getirmezsen) aleyhine delildir.”
Peygamberimize en çok sevilen amelin ne olduğu soruldu, O şöyle cevap verdi: “Yolculuğu bitirince tekrar yolculuğa başlayan kimsenin yaptığı iştir.” O kimsenin yaptığı iş nedir diye sorulunca, şöyle buyurdu: “O kimse, Kur’ân’ı başından sonuna kadar okur, bitirince tekrar başa döner.”
“Kur’ân’ı okuyup gereğini yerine getiren kimseye ahirette şöyle denir: ‘Oku ve yüksel. Dünyada nasıl ağır ağır okuduysan öyle oku. Çünkü senin makamın, okuyacağın en son ayetin yanıdır.”
“Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretenidir.”
“Kur’ân’ı, seni yasaklarından alıkoyduğu sürece oku. Aksi takdirde O’nu okumuş olmazsın”.
Şimdi bu anlatılanlardan bizlerin çıkaracağı dersleri sıralayalım:
Bizler de Kur’ân’ın muhataplarıyız, onu okumak, anlamak ve gereklerini yerine getirmekle yükümlüyüz.
Her fırsatta biz de Kur’ân okumalı, Kur’ân ile dolmalıyız ki Kur’ân doğrultusunda düşünüp yaşayabilelim. Gündemini Kur’ân ilkeleri belirlemeyenler, başka gündemlerin esaretinden beyin ve gönüllerini kurtaramazlar. Kur’ân’a göre hayatların tanzim etmeyenler başka düşüncelerin esaretinden kendilerini kurtaramazlar.
Kur’ân’ı ağır ağır, düşüne düşüne ve anlayarak okumalıyız. Her Kur’ân okuyuşumuz bize yeni şeyler kazandırmalı, bizi bezemeli, inşa etmeli ve dokumalıdır.
Kur’ân’ı anlarken, düşüncelerimizi Kur’ân’a söyletme yaklaşımından uzak olmalı; Kur’ân merkezli okumalı ve düşünmeliyiz. Bu konuda Peygamberimiz başta olmak üzere, ilk dönemden günümüze kadarki tefsîr birikiminden de yararlanmalıyız.
Kur’ân’ı okuyup anlarken, onun Allah kelamı olduğunun bilinci içerisinde onu manen ve maddeten temiz yer ve zamanlarda okumalı; onun kitabına ve okunuşuna saygı duymalıyız.
Kur’ân okuma anlama gayretini, onu başkalarından dinleme ve onu bilenlerle birlikte mütalaa ve müzakere ederek zenginleştirmeliyiz. Zira bazen tek başına okurken kaçırdıklarımızı, başkalarından dinlerken yahut birlikte gerçekleştireceğimiz okumalarla elde edebiliriz.
Kur’ân’ı, Kur’ân tilaveti için özel vakit ayırarak zinde olduğumuz zamanlarda okumalıyız ki okuduğumuz Kur’ân ayetleri gönlümüzü, beynimizi, söylem ve eylemlerimizi inşa ve ihya etsin.
Namazlarımızda okuduğumuz Kur’ân sure ve ayetlerini anlayarak okumaya gayret etmeli, bu konudaki eksikliklerimizi gidermeliyiz.
Kur’ân’ın muhatapları olarak Kur’ân’ın ilk muhatabı Efendimizin Kur’ân karşısındaki duruşundan, onun bu konudaki örnekliğinden alacağımız çok şeylerin olduğunu unutmamalıyız..
33 Ahzab 21.
53 Necm 1-44.
4 Nisa 80.
8 Enfâl 24.
4 Nisa 150-152.
İbn Kesîr, Tefsîr, II, 435; Tirmizi, Tefsir, 56/6 .
Bkz. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân 17.
Bkz. Müslim, Müsafirun 139; Ebu Davud, Tetavvu’ 26; Tirmizi, Birr 69.
Buhari, Fedailü’l-Kur’ân 32, 33, 35; Müslim, Müsafirun 247; Tirmizi, Tefsir-Nisa; Ebu Davud, İlim 13.
25 Furkan 30; Bkz. İbn Kesir, Tefsir, III, 317; Kâsımî, Tefsir, XII, 575.
Müslim, Tahâra 1; Tirmîzî, Deavât 85; Nesâî, Zekat 1; İbn Mace, Tahara 5; Dârimî, Vudû’ 2; Ahmed, V, 342, 343.
Tirmîzî, Kur’ân 11; Dârimî, Fedâilü’l-Kurân 33.
Tirmîzî, Sevâbü’l-Kur’ân 18; Ahmed, II, 192, 471.
Ahmed, I, 58; Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 21; Ebû Davut, Vitr 14; Tirmizî, Sevâbü’l-Kurân 15; İbn Mace, Mukaddime 16.
Bkz.Münâvî, Feyzü’l-Kadir, I, 152.
PAGE
PAGE
PAGE 4
