Ölüm Korkusu ve Ölümden Kaçmak

Şu, binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara, “Ölün!” demişti de sonra kendilerini diriltmişti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı ikram sâhibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.

Görmedin mi? Baksana… Tembih için bu soru sorulmuştur. Kur’ân, geçmişte yaşanan pek çok ibretlik olayı anlatırken bu kalıpla bizim dikkatlerimizi çeker. Görmedin mi? Görür gibi bilmedin mi? Aslında anlatılan olaylar, bizden çok önceleri yaşanmış olaylardır. Bizim onları gözümüzle görmemiz mümkün değildir. Ancak o olayları bize anlatan, doğrudan başka bir şey söylemeyen Yüce Allah’tır. Bize, bunları O anlatıyorsa, bunda hiç şek şüphe yoktur. Bizim bu anlatılanları, gözümüzle görmüş gibi bilmemiz ve kabul etmemiz gerekir.

Evet, geçmişte yaşananları bizim görüp şahit olmamız mümkün değildir. Hatta bugün yaşananların hepsini bile, bizim gözümüzle görmemiz mümkün değildir. Ne var ki onları görüp şahit olanlar, bize anlatırlar; biz de onları kabul ederiz. Hele bir de bunu anlatan Şanı Yüce olan Allah ise, ona şeksiz şüphesiz inanırız ve alanlardan ibret almaya bakarız. Pek çok sosyal ve bilimsel gerçek de öyle değil midir? Onları, birileri görür şahit olurlar, bize aktarırlar, biz de gözümüzle görmüş gibi kabul eder ve o bilgileri değerlendiririz. Dolayısıyla hiç kimsenin, Kur’ân’ın anlattığı olağan üstü şeyler için, iyi ama ben onlara şahit olmadım ki deme hakkı yoktur. Evet, hiç birimiz Hz. Musa’nın asasının yılana/ejderhaya döndüğünü görmedik, ama bunu bize Cenab-ı Hak anlattı, artık biz de bunu gözümüzle görmüş gibi inanırız. Bu ayette anlatılan, öldükten sonra diriltilenlerin kıssası da böyledir. Onun için Rabbimiz, görmedin mi kıssayı ifadesiyle anlatmaya başladı.

Ölüm Korkusu ve Nedenleri

Binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkmıştı… Demek ki, geçmişte de binlerce hatta yüz binlerce kişiden oluşan büyük şehirler/metropoller kurulmuştur. Biz bunu antik kent kalıntılarından anlayabiliyoruz. Kur’ân da bize bu konuda bilgiler verir. Sözgelimi Hz. Yunus peygamberin yüzbinlik hatta daha fazla bir şehre peygamber olarak görevlendirildiği anlatılır: Biz, Yunus’u, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik. Nüfusun ve imkânların artması, toplumu şımartmamalı, Allah’ın ölçüleri doğrultusunda hareket etmekten alıkoymamalıdır. Ayette geçen ve binlerce anlamına gelen ülûf kavramı, gönülden birbirini seven bir toplum olarak da anlaşılmıştır.

Ayette şehirde başgösteren veba salgınından dolayı kaçan İsrailoğullarına işaret edilmektedir. Ancak kıssanın geçtiği yer, zaman açıklanmamıştır. Bu da hükmün genel olduğunu gösterir. Yani kim olursa olsun, ölümden korkmak ve kaçmak çare değildir. Elbette insanlar, gerekli tedbirlerini alacaklar, bundan sonra da başlarına gelene razı olacaklardır. Bu konuda Kur’ân’da başka ayetler de yer alır:

De ki: «Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız.»

Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.

De ki: «Doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka karşınıza çıkacaktır; sonra; görüleni de görülmeyeni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz, O size işlediklerinizi haber verecektir.»

Ölüm, her fani için değişmeyen bir gerçektir. Her canlı gibi insan da ölümlü ve fânidir. Buna rağmen ölüm gerçeği, çoğu insan için bir korku sebebi olmaya devam etmiştir. Aslında bu korku, ölümün güzel tarafları öne çıkarılarak yenilebilir. Ölümü, daha önceden ahirete irtihal eden sevdiklerinin arasına kavuşma olarak görmek; çok daha önemlisi ölümü bilmediği ama merak ettiği pek çoğu şeyi öğrenme fırsatı olarak bilmek ve Yüce Rabbe kavuşma anı olarak görme, ölüm korkusunu azaltacak ve hatta onu ortadan kaldıracaktır. Öyle ya, gitme zamanının geldiğini bilen insan, ölüm meleği, can verme, berzah âlemine dair pak çok şeyi yaşayarak öğreneceğini bilen insan ölümden niye korksun ki?! Ölümü hayatın değişmeyen bir gerçeği olduğunu ve onu Yüce Dosta kavuşma olduğunu bilen insan ölümden niye kaçsın ki?!

Ölüme hazır olan bir kere ölür. Ama hazır olmayanlar her gün ölür. Sürekli ölüm korkusu taşır… Ölüm korkusu içerisinde kıvrananlar aslında ölümün içerisindedirler. Onlar manen ve madden ölmüş kimselerdir. Onun için asıl olan ölüm gerçeğini unutmamak ve bir gün nasıl olsa öleceğinin bilincinde, ölüm sonrası hayat için hazırlıklı olmaktır. Dostuma gidiyorum diyen birisini ölümle korkutabilir misiniz? Bir kere ölünecekse, o da neden O’nun yolunda olmasın!

Ayette verilen örnek, ölüm korkusunun insanları ahlaki zaaflara uğrattığı toplumlarla ilgilidir. Evet, dünya hayatını kalıcı olarak görürler, ahireti hiç hesaba katmadan yaşarlar, insanlar ölüm sonrası hayata hazırlanmazsa ölümden korkarlar. Başlarına gelen her olayı, bir felaket olarak görüp ondan kurtulmak için çırpınırlar. Ne var ki kaderden kaçma söz konusu değildir. Ölüm korkusu yenilmezse, insanın canı gibi sevdiği yurdu başta olmak üzere pek çok şeyden kopmasını sebep olabilir.

Ayete göre ölümden kaçanlara Yüce Allah önce ölümü tattırdı ve onlara ölümden kaçılamayacağını gösterdi. Sonra Rabbimiz, onları tekrar hayata döndürerek öldükten sonra diriltmeye kadir olduğunu gösterdi. Allah diriltir ve öldürür. Aslında O, her canlıyı uyutup uyandırmakla, günlük hayatta ölüm ve dirilişin tatbikatını yaşatarak kullarına göstermektedir. Kur’ân’a göre uyku, küçük ölümdür. Uyuyup uyanmakla her insan, günlük olarak ölüm ve diriliş uygulaması yapar. Akıllı insan bu tatbikatın bir gün gerçek olacağını unutmaz ve ona göre hareket eder.

Yüce kudret Ashab-ı Kehf örneğinde olduğu gibi bir grup genci üçyüz küsür yıl uyutup uyandırarak öldükten sonra diriltmeye kadir olduğunu tüm insanlığa göstermiştir. Yine Bakara suresinde anlatılan ve yüzyıl uyutulup uyandırılan adam örneği aynı gerçeği bir kez daha haykırır. Önemli olan tüm bu yaşanan olayları ibret nazarıyla görüp değerlendirebilmektir.

Ama insanların çoğu şükretmezler. Kur’ân’da toplam 18 yerde “insanların çoğu bilmezler… ibaresi yer almaktadır, bunlardan 3’ü nankördür; 12’si cahildir; 3’ü de inanmazlar şeklindedir.

Demek ki çoğu insan bilmezine hareket eder, cehalet içerisinde kalır. Cehalet nankörlüğe, her ikisi de küfre götürür. Onun için cehaletten kurtulmak, nimetleri görüp onlardan dolayı sahibine şükretmek gerekir ki inkâr bataklığından kurtulmak müyesser olsun.

Ölüm korkusunu işleyen bu ayetin sure içerisinde kocaları ölmüş kadınlardan bahseden ayetlerle Allah yolunda savaştan bahseden ayetlerin arasında gelmesi de oldukça manidardır. Her iki ayet grubu da insanın hayat planı ölüm gerçeğine göre yapmasını hatırlatmaktadır. Onun için diyoruz ki inanan insanın iki dünyası vardır ve o plan programını iki dünyaya göre yapar. Fani dünyaya dünya kadar değer verir, Bâkî olan ahirete de ahiret kadar değer verir. İki dünyaya göre yaşayanlar, iki dünyayı da cennete çevirebilirler. Tek dünyaya göre hesaplarını yapanlar ise iki dünyayı da kaybederler. Zira ahirete inanmayanların dünyahayatları da korku ve endişe, stres ve buhrandan uzak değildir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir