Rahman ve Rahîm ile İritibatı Kesmemek için Sıla İ Rahim
İnsanlık, şu sınav dünyasına cennette kurulan aile ile geldi. İlk aile, ilk insan Hz. Âdem ve eşi Hz. Havva tarafından cennette kuruldu. İlk aile, imtihanın gereği olarak dünyaya indirildi ve insanlar o ilk aileden türeyip çoğaldılar. Artık insanlık, Hz. Âdem’in zürriyeti olarak ve Âdemoğulları unvanıyla birbirlerinin akrabaları olarak dünyayı şenlendirdiler. Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rab’ınıza hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’ın ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir. Kadın erkek sizler birbirinizdensiniz. Yedi ayetinde Yüce Rabbimiz, insanlığı Âdemoğulları diyerek şereflendirmiştir. Bu ifade, siz peygamber evlatlarısınız, size peygambere yaraşır evlatlar olmak yaraşır anlamını çağrıştırır. İnsanlığa Âdem gibi asaletli, dirayetli, yanlış yapınca nedametli ve samimi tevbeli olmayı hatırlatır. Allah’ın ve insanlığın düşmanı olan şeytana uymamayı bildirir. Yine bu ifade insanlığın birbirinin akrabası olduğunu ilan eder, insanın birbirine kardeş gözüyle bakmasını ister.
Çağlar geçtikçe insanoğlu çoğalmış, yeni kabileler ve yeni aileler oluşmuştur. Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. Böylece insanlık, Âdem’in zürriyeti olarak birbirini yakın görüp ünsiyet edecek, birbirinin derdiyle dertlenecek, dünya ve ahirette birbirlerini cennet hayatına davet edecektir. Elbette genişleyen bu büyük insanlık ailesinin yanında kendi yakın akrabasına öncelik verecek, işe onlardan başlayacaktır. Ancak özellikle büyük bir köye dönüşen günümüz dünyasında Müslüman, her insanı ya dinde kardeş, yahut hilkatta eş olarak görmeye devam edecektir.
Akraba ile ilişkileri sürdürmek Yüce Allah’ın emridir ve sıla i rahim, tıpkı ana rahmi gibi adını merhamet kaynağı olan Yüce Allah’ın rahîm isminden almıştır. Dolayısıyla sıla i rahim için, Rahmana kul olmak ve O’nun rahîm isminden nasiplenmek gerekir. Yukarıda geçen Nisâ suresinin ilk ayetinde Allah’ın hakları ile, akraba hakları birlikte anılmıştır. Zaten insanlık, her zaman asaletli olmak için soy sopunu bilir ve önemser olmuştur. İslam öncesinde de Araplar hem Allah adına yemin verirler, hem de akraba hakkı için yemin verirler, önemli bir şey isteyeceklerinde Allah ve akraba hakkı için rica ederim derlerdi.
Bir kudsî hadiste şöyle gelmiştir: Yüce Allah şöyle buyurur: “Ben Rahmânım, o (akrabalık bağlarının adı) da rahimdir. Ona kendi ismimden türeyen bir isim verdim. Onunla ilişkiyi sürdürenle ben de ilişkimi sürdürür, onunla ilişkiyi kesenle ben de ilişkimi keserim.”
Akrabalık ilişkileri cennette de devam edecektir. Nitekim cenneti hakkedenlerle ilgili ayetlerde şöyle buyrulur: Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz. Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır. Rabbimiz! Müminleri ve babalarından, eşlerinden, soylarından iyi olanları, kendilerine söz verdiğin Adn cennetlerine koy.
Ayetlerde Cennetlikler temel özellikleri anlatılırken akrabalık bağlarına riayet edenler oldukları özellikle vurgulanır. Bozguncuların da bu bağları koparanlar olduğuna dikkat çekilir.
Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar. Onlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan ürkerler. Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarf ederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler.
O yoldan çıkanlar, Allah’la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.
Ayetlerde geçen Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şey ifadesi, genel olarak O’nun emrettiği tüm buyruklarına uyma, peygamberlerin-kitapların arasını ayırt etmeden inanma ve akraba ilişkilerine riayet etme olarak anlaşılmıştır. Mümin, her şartta Rabbiyle, Peygamberi, Kitabı ve mümin kardeşleriyle irtibatını sürdürendir. Bu irtibat, onun bu sayılanlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesiyle gerçekleşecektir. Yüce Rabbimize karşı kulluk borcumuz, Peygamberimize karşı onu tanıma ve onun yolunu izlemek görevimiz, Kitabımıza karşı onu okuma-anlama ve yaşama yükümlülüğümüz. Sıla i rahim de Yüce Allah’ın tüm peygamberleri ve kitapları vasıtasıyla, kullarına emrettiği şeylerin başında gelir. Ayette bunlara riayet etmemenin bozgunculuk sebebi olması da dikkat çekicidir. Gerçekten de Yüce Yaratıcı ile irtibatlı olan ve O’na karşı sorumluluklarını yerine getiren kimse bozguncu olamaz. Allah’ın kitabı ve peygamberiyle irtibatlı olan kimse de öyle. Anne babası başta olmak üzere var olma sebebi olan akrabalarına karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen kimsenin de diğer insanlara ve varlıklara yapmayacağı kötülük yoktur.
Kendisi bir vefa örneği olan Peygamberimiz de pek çok hadislerinde sıla i rahim konusuna dikkat çekmiştir. Ama o, herkesten önce kendisi akrabalık ilişkilerinde en güzel örnekliği bizlere sunmuştur. Peygamber olmadan önce de akrabalık ilişkilerine riayet eden Peygamberimiz, davetine önce yakın akrabasından başlamış, onların hidayeti için gece gündüz çırpınmış, iman eden yakınlarına karşı da son derece ilgili, vefalı, düşkün olmuştur. Onları sevmiş, onları ziyaret etmiş, onlara maddî ve manevî her konuda yardım etmiş, vefat ettiklerinde hayırla anmıştır. Onun bu konudaki sözlerinden bir kısmı şöyledir:
Merhametliler, Rahmânın merhamet ettiği kimselerdir. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin! Rahim, Rahmândan bir bağdır. Kim onunla irtibatını sürdürürse Allah da onunla irtibatını sürdürür; kim de onu koparırsa Allah da o kimseyle ilişkisini koparır.
Akraba ilişkisini kesen, cennete giremez.
Kim rızkının bollaştırılmasını yahut ömrünün bereketlendirilmesini arzu ederse, akraba ilişkilerini sürdürsün!
Akrabalar arası bağların koparılmaması, aile içinde sevgi, malda bolluk ve ömrün uzamasına/bereketlenmesine sebeptir.
Yoksula verilen sadaka bir, akrabaya verilen ise hem sadaka hem de sıla-i rahim olmak üzere iki sadaka sayılır.
Seninle ilişkiyi kesen yakınlarla ilişkini sürdürürsün, sana vermeyene sen verirsin, sana zulmedeni affedersin.
Akraba ile bağı koparmaya yemin de edilmez, nezir de!
Ne Yapmalı?
Bu açıklamalar ışığında şunları söyleyebiliriz:
Bayramlar ve mübarek gün-geceler, akraba ilişkilerinin gözden geçirilmesi için iyi bir fırsattır. Bu vesileyle her akrabalarına karşı sorumluluklarını ne kadar yerine getiriyor ve ne kadar ihmal ediyor düşünmeli ve akraba ilişkilerini artırmaya ve sağlamlaştırmaya gayret etmelidir.
Akraba ilişkileri, onları sadece ziyaret etmekten ibaret olmamalıdır. Onların dertleriyle dertlenmeli, hasbihal etmeli, imkanlar ölçüsünde onların ihtiyacını görmelidir.
Maddî yardımlar yanında manevî olarak da onların yardımına koşmalıdır. Onların yanlışları olduğunda uygun bir zaman ve tatlı dille uyarmalı, bilgilendirmeli, onların hep hayra iyiye-güzele çağırmalı.
İnsanın yakın akrabası ile geçirdiği vakitler ve ilişkiler fazla olduğundan kusurlar, kırılmalar da o ölçüde çok olur. Bu sebeple akrabalar birbirlerine karşı hoşgörülü ve affedici olmalıdırlar. İlişkilerindeki olumlu şeyleri öne çıkararak birbirlerine şefkat ve merhamet göstermelidirler. Bu konuda en güzel ve en çarpıcı örnek şudur: Hz. Ebûbekir, sürekli yardım ettiği akrabasından Mıstah’ın, kızı Hz. Âişe’ye iftira atanların arasına karıştığını öğrenmesi üzerine ona yardımı kesmiş ve ona bir daha yardım etmeyeceğine dair yemin etmişti. Bu konuda o, şu ayetle uyarıldı: İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler, geçiversinler. Allah’ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır. Bu ilahî uyarı üzerine Hz. Ebûbekir yeminini bozup kefaretini ödemiş ve teyze oğlu Mıstah’a yardım etmeye devam etmiştir.
Müslümanın, Müslüman kardeşine üç günden fazla küs durması haramdır hadisi doğrultusunda küslükler, uzun süre sürdürülmemeli ve barış için ilk el uzatan olmalıdır. Diğer Müslümanlar da özellikle akrabalar arasında ıslahçı olmaya gayret etmelidir.
Akraba ilişkilerinde ve ziyaretlerinde mahremiyete dikkat etmelidir. Peygamberimiz, içini gösteren ince bir elbise giymiş olan baldızı Esmâ’ya hitaben, Esmâ, bir kız ergenlik çağına gelince onun –ellerini ve yüzünü göstererek– şuralarından başka yerlerinin görülmesi câiz değildir buyurarak onu uyarmıştır. Yine Peygamberimiz, Yanında mahremi bulunmaksızın kadınların yanına girmekten sakınınız, buyurmuştur. Yâ Rasulallah! Ya kocanın erkek kardeşi hakkında ne dersiniz, diye sorulunca da Kadının onunla yalnız kalması ölüm gibidir, buyurmuştur.
Akrabalar, birbirleriyle çam sakızı çoban armağanı kabilinden hediyeleşmelidir. Zira hediyeleşme, karşılıklı sevgi ve muhabbetin artmasına sebep olur.
Ziyaretler mümkünse yüzyüze yapılmalı, bu konuda fedakarlıklardan kaçınılmamalıdır. Yüzyüze görüşülemiyorsa telefon, mektup, mesajla olsun hal hatır sormalıdır.
