İnsanın Malla Sınavı

Önceki sayılardaki infâk ruhu ve adâbı ile zekâta dair yazılarımızda özetle şunları söylemiştik: Kur’ân’da infak, tasadduk, karz, îtâ, hayır, hasene, zekât, kurbân gibi pek çok kavram yer alır. Bunların her biri vermenin farklı versiyonlarına işaret eder. En geniş anlamıyla infâk, müminin bütün hayır hasene faaliyetlerini içerisine alır ve infâk, müminin Yüce Allah’ın rızasına ermek için, sevdiğinden, severek isteyerek vermesidir. Zekâtta belli şartlar söz konusu olsa da infâk zengin fakir her Müslümanın içerisinde bulunması gereken bir meziyettir. İnfâk, yarım hurma kadar bile olsa en küçük hayırla başlayıp dağlar kadar variyeti Allah yolunda harcamanın adıdır. Maddî ve manevî tüm fedakarlıklar da bu kavramın içerisine girer… Müslüman bütün bu verme çeşitleriyle Rabbinin rızasını arayan kimsedir. Bunlardan hiçbiri diğerinin alternatifi değildir. Şöyle ki zekâtını veren kimse gücü yettiğince diğer hayır kalemlerinden de nasibini aramaya çalışmalıdır. Ne sadaka kurbanın alternatifidir ne zekât sadakanın alternatifidir. Bu kavram zenginliği, zekât verecek güce sahip olmasa bile her Müslümanın infâk zevkini tatmasına ve bundan nasiplenmesine imkân tanımıştır. Zira infâk, zengin olsun fakir olsun her müminin temel özelliğidir: Onlar, gayba inanırlar namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler. (Bakara 2/3, Enfâl 8/3)

Belli variyet sahibi müminlerin vermesi gereken zekât, malı şüpheli şeylerden, vereni bencillik ve dünyevileşmekten, alan kimseyi ise kıskançlık ve servet düşmanlığından, sonuçta toplumu bütün bu kötü hasletlerden temizleyen bir ibadettir. Kur’ân müminlerin temel özelliklerini sayarken onlar zekât emrini yerine getirirler/zekât vermek için çalışırlar (Müminûn 23/4) buyurarak müminleri helal yollardan zekât verecek seviyeye gelmeye yönlendirir. İslam’a göre veren el, alan elden üstündür. Buna göre Müslüman, alan el olmaya gayret eder. Zaten İslam, tüm çeşitleriyle infâk kalemlerini, sürekli aktif halde çalıştırarak toplumda fakirlerin sayısını azaltmayı hedefine koyar. İslam iktisat sistemi, bir bütün olarak ve hakkıyla işletildiğinde fakirlik bazı kişiler için değişmeyen kader olmaktan çıkar.

Bu kısa hatırlatmalardan sonra bu yazımızda insanın mal ile sınanması ve bu sınavdan başarıyla çıkması için gerekli olan şeylere temas etmek istiyoruz:

Kur’ân’a Göre Mal Hayırdır.

İnsan, yaratılışta mala düşkündür. Zaten ‘mâl’ kelimesi, zâil olup giden ve kendisine meyledilen anlamınadır. Gerçekten de o, fânidir; bir gün attarın evindedir, bir başka gün baytarın evindedir. (Râğıb, Müfredât, s, 784) Kur’ân ayetlerinde çok miktarda mala ‘hayr’ denmiştir. Birinize ölüm geldiği zaman, eğer geriye hayır/mal bırakıyorsa… (Bakara 2/180) Maldan/hayırdan ne harcarsanız Allah şüphesiz bilir. (Bakara 2/273) Gerçekten insan mala/hayra pek düşkündür. (Âdiyât 100/8) Bu insanın malı salt hayır görüp ona yönelmesi ve onu istemesi sebebiyledir. Gerçekten de çoğu insan, mal/variyet sahibi olmayı salt hayır görür ve çok mal sahibi olmak için koşturur. Halbuki nice insan için sahip olduğu/olacağı mal dünya ve ahirette kendi zararına olmuştur. Nice insan malına göz dikenlerin hışmına uğramış canından olmuş, düşman kazanmış; yahut helale harama riayet etmediği için, zekatını/hayrını vermediği için malıyla tabi tutulduğu sınavı kaybetmiş, ahirette hüsrana uğrayanlardan olmuştur. Öte yandan Kur’ân, mala hayır diyerek, Müslüman için mal kazanmaktan asıl amacın onu hayırda kullanmak olduğuna dikkat çekmiştir. Buna göre gerçek mümin, malı hayırlı yollardan kazanır, hayırlı yerlerde harcamaya ve malıyla hayırlar kazanmaya gayret eder.

Mal/variyet bir sınav aracıdır: Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır. (Âlu Imran 3/14) Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenlere müjdele. (Bakara 2/155)

İşte Süleymanlar, Ebûbekirler mal sınavını kazananların başında gelir. Süleyman: Doğrusu ben bu iyi malları, bana Rabbimi hatırlattıkları için severim, demişti. (Sâd 38/32) Yine o şöyle demişti: Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir. (Neml 27/40)

Şu ayetler de Hz. Ebûbekir hakkında inmiştir: Arınmak için malını veren, en çok sakınan kimse ise ondan uzak tutulur. O yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için değil, ancak yüce Rabbinin hoşnutluğunu gözeterek yapmıştır. Elbette kendisi de hoşnut olacaktır. (Leyl 92/18-21)

Kârunlar, Ebûlehebler ise bu sınavı kaybedenlerin başında gelirler. Variyetine güvenip böbürlenen Kârun, dillere destan hazinesiyle yerin dibine batmıştır. (Kasas 28/76-82) Ebu Leheb’in elleri kurusun; kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslanacaktır. (Tebbet 111/1-3)

Rabbimize Tayyıbâtı Sunalım, Berekâtına Konalım

Pek çok ayette helal rızık için tayyıbât kelimesi kullanılmıştır. Tayyıb, meşru yerlerden ve meşru şekilde kazanılan rızık demektir. (Râğıb, Müfredât, s, 527)

Ey İnananlar! Sizi rızıklandırdığımızın temizlerinden (tayyıbât) yiyin; yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız, O’na şükredin. (Bakara 2/172)

Ey İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden (tayyıbât) ve size yerden çıkardıklarımızdan sarf edin; iğrenmeden alamayacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah’ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin. Şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet vaadeder. Allah’ın lütfu boldur, O her şeyi bilir. (Bakara 2/267-268)

Ey Peygamberler! Temiz şeylerden (tayyıbât) yiyin, yararlı iş işleyin; doğrusu Ben, yaptığınızı bilirim. (Mümin 23/51)

Bereket ise, ilahî hayrın herhangi bir şeyde sabit olmasıdır. İçinde ilahî hayır olan şey de mübarektir. Bereket, her zaman gözle görülmeyebilir. Sözgelimi sadaka olarak verilen mal, görünüşte azalır, ama bereketlenir. (Râğıb, Müfredât, s, 119-120) Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. (Bakara 2/276) Onun bereketlenmesi, alım gücünün artması, sahibini kaza ve belalardan koruması, ahirette de ona Allah’ın rızasını/sevabını kazandırması ve benzeri şeyler olabilir. Kendisi de mübarek olan Kur’ân pek çok ayetinde bereket konusuna dikkatlerimizi çeker:

Şayet şehirlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bereket ve bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik. (A’râf 7/96)

Bilin ki yaratma da yönetme de O’nun hakkıdır. Âlemlerin Rabbi olan Allah bereket kaynağıdır. (A’râf 7/54) Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah’ın işine şaşarsın? O, övülmeye layıktır, yüceler yücesidir… (Hûd 11/73)

Bizlere Peygamberimizden Mirac hatırası olan Tahıyyat duasında bu kavramlar geçer. Peygamberimiz Yüce Huzura çıktığında üç şeyi Yüce Rabbimize sunar. Tahıyyât, Salavât ve Tayyıbât. Sırasıyla bunlar dil ile yapılan ibadetler, bedenle yapılan ibadetler ve mal ile yapılan ibadetlerdir. Bu üç sunuma karşılık Yüce Rabbimiz üç ikramla karşılık vermiştir: Selam, Rahmet ve Berekât. Dil ile yapılan ibadetlere karşılık selam ki dil ile verilir alınır. Bedenle yapılan ibadetlere karşılık rahmet ki beden O’nun rahmetiyle varlığını sürdürebilir. Mal ile yapılan ibadetlere karşılık ise berekât ki malî ibadetler için harcanan mal bereketlenir, hem de kat kat fazlasıyla.

Tahıyyât duasında selam ve rahmet tekil gelirken, berekât/bereketler çoğul gelmiştir. Çünkü malî ibadetlerin kazanımı dünya ve ahirette katmerlidir. Onun için Allah için verene melekler dua ederler. “Kulların sabaha eriştiği her gün (yeryüzüne) iki melek iner. Bu iki melekten biri, Allah’ım, malını hayır yolunda harcayan kişiye (harcadığı malın yerine) yenisini ver, der. Diğeri de Allah’ım, malını (hayır yollarında harcamayarak) elinde tutan (cimrilik eden) kişinin malını telef et, der.” (Buhârî, Zekât 27)

Şeytan ve nefis ise, verirsen kaybedersin, malın eksilir diye vesvese verir. Akıllı insan ise meleğin ve akl-ı selimin sesine kulak veren kimsedir. Zira hayır ve bereket ondadır. Nitekim bir kudsi hadiste bildirildiğine göre Yüce Allah kullarına şöyle seslenir: Ey Âdemoğlu infak et ki Ben de sana infâk edeiym. (Müslim, Zekât 36)

O halde sahip olduğumuz malların hayır ve bereketini, dünya ve ahirette görmek istiyorsak O’nun yolunda harcamalıyız. O’nun malını, O’nun emriyle, O’nun kullarına vermekten kaçınmamalıyız. Unutmayalım ki verene verilir, vermeyen ise mahrum kalır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir