Din Eğitimimiz ve Sorunları
İslam, ilim temelli bir dindir. Onun ilk temel kaynağı Kur’ân Yaratan Rabbinin adıyla oku emriyle başlamış, ilk inen ayetlerde kaleme vurgu yapılarak okuyup yazmanın önemi belirtilmiştir. Peygamberimiz döneminde eğitim-öğretim işi İslam’ın ilk yıllarından itibaren örgün ve yaygın olarak başlamış ve gelişerek devam etmiştir. Dâru’l-Erkam’dan Müslümanların evlerine, Mescid’e ve Ashab-ı Suffa’ya; Dâru’l-Hikme’den Medrese, Mektep ve Okul’a bu süreç kesintisiz bir şekilde devam etmiştir. Elbette bu uzun süreçte işlev gören bu kurumlarda bir kısım eksiklik ve aksaklıklar her zaman olmuştur. Önemli olan, gelinen noktada olanlardan ders almak ve daha iyiye, daha mükemmele doğru bu süreci sürdürebilmektir.
İslamî eğitim öğretimin asıl amacını belirlemesi açısından eskiden beri ilk mekteplerde ilim yolcularına öğretilen ve hatta ezberletilen şu cümleler oldukça önemlidir: İnsanlar helak oldu, âlimler hariç. Âlimler de helak oldu, ilmi ile amel edenler hariç. İlmiyle amel edenler de helak oldu, ihlâslılar hariç. İhlâslılar da büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Bugün bu temel anlayıştan sapmalar ve kaymaların olduğunu söylemek abartı olmaz. Zira ilme rağbet azalmıştır. İlimle uğraşanların bir kısmı ilim, ilim içindir sözü doğrultusunda bu işi bir meslek olarak, dünyalık elde etmek için yapar olmuştur. İlmi amel için, ameli de Yüce Allah için yapanların sayısı azalmıştır. İslâmî eğitimin temel amacı bilgi yüklemekten ziyade ilmi eyleme dönüştürmedir. İslamî eğitimde çok bilmekten ziyade bildiği ile amel etmek esastır. Zira Kur’ân’da ilmiyle amel etmeyenler kitp yüklü eşeklere ve soluyan köpeklere benzetilmiştir. Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür! Allah zalimleri doğru yola eriştirmez. Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.
İlimle uğraşmayı bir ibadet olarak telakki eden Eski ulemâ ilim öğrenme ve öğretme için ücret alınmasına sıcak bakmazken, bugün bir kısım paye ve dünyalık elde etme için ilim yolunda olanlar artmıştır. Dinî ilim tahsili neredeyse burslu olurken buna rağmen ilme tâlip olanların sayısı hep azalmaktadır. Bugün Anadolu Müslümanlarının mekân sorunu yoktur, finans sorunu da yoktur, hoca/üstâz sorunu da yoktur. Dinî eğitimin önündeki sosyal ve siyasî engeller büyük ölçüde kaldırılmıştır. Dini eğitim veren Cami, Kur’ân Kursu, Medrese, İmam Hatip Liseleri için son derece donanımlı mekânlar tahsis edilmiştir. Devletin desteği yanında Müslüman halkımızın maddî destekleri bu kurumlara akmaya devam etmektedir. Bütün bunlara rağmen bugün asıl sorun zihniyet, adanmışlık ve hasbîlik sorunudur.
İnsanlığın huzur ve mutluluğu için elbette bütün ilimler önemlidir. Bunun için dinî/şerî ilimler dışındaki fen ilimlerine müsbet ilimler denilerek onların önemli ve gerekli olduğu tespit edilmiştir. Gelinen noktada Müslüman aileler çoğu zaman çocuklarının en zekilerini dinî ilimlere değil de müsbet ilimlere yönlendirmektedirler. Her aileden dinî ilimlere yönelen hiç olmazsa bir çocuk olması tavsiye edilirken, dinî ilimlere yönelenler belli aile çocukları olmaya devam etmektedir. Sözgelimi hocalar ailesinin çocukları bu ilimlere yönelmekte, ötekiler de aile gelenekleri doğrultusunda diğer ilimlere yahut mesleklere yönelmektedirler.
Din eğitimi veren bazı kurumlarımız, gelişen ve değişen dünyadan habersiz içine kapalı bir şekilde eğitim-öğretimlerine devam etmektedirler. Böyle bir kurumdan mezun olan bir kişi, toplumun içerisine karıştığında hayatın acı tatlı gerçekleriyle tanışmakta ve akıntı içerisinde kaybolup gitmektedir. Eğitim öğretim süresince verilen emekler de bir anlamda heba olmaktadır.
Son dönemde hafız sayımız da artmaktadır. Bu, güzel ve sevindirici bir gelişmedir. Ancak uzun emeklerle yetiştirilen hafızlarımızın, hafızlıklarını ve Müslüman kimliklerini muhafazaya yönelik uzun vadeli planlamalar yapılmamaktadır. Büyük emek ve beklentilerle topluma kazandırılan hafızlarımızın mezun olduktan kısa bir süre sonra kaybolup gittikleri gözlenmektedir. Sözgelimi, Diyanetin resmi verilerine göre Türkiye’deki toplam hafız sayısı, 2017 senesi itibarıyla 130 binleri (bugünlerde sayı 150 binlere yaklaşmıştır) bulurken, hafızlığı sağlam olanların oranı % 20’lerde kalmaktadır. Hafızlık yapanların beşte biri kadarı din hizmetlerinde görev almaktadır. Bu nedenle hafız yetiştiren kurumlarımız gençlerimizin hafızlıklarını muhafaza etmelerinin gereğini anlattıkları gibi, onların bu muhafazayı yapabilmeleri için gerekli ortamı da onlara hazırlamalı ve yönlendirmelerini buna göre yapmalıdırlar. Bu meyanda hafızlık derneklerine büyük görevler düşmektedir. Hafızlarımızın tesbiti, takibi, sürekli iletişim, hafızlıklarını muhafazaya yönlendirme ve destekleme gibi önemli görevler olları beklemektedir.
Bugün İmam Hatip proje okullarında Arapça ve hafızlık temeli alan öğrencilerin üniversite tercihinde büyük bir kısmının başka alanlara yöneldikleri gözlenmektedir. Elbette başka alanlarda da bu alt yapıya sahip gençlerin olması önemlidir, ancak dinî ilimler alanında bu sağlam alt yapılı gençlere daha fazla ihtiyaç vardır. Bu itibarla hafız yetiştiren kurumlarımız, hafızlıkla ilgili dernek ve kuruluşlarımız bir araya gelerek durum değerlendirmesi yapmalı, ileriye dönük planlamalar yaparak bu olumsuzluklar için tedbirler almalıdırlar.
Bu durum Arapça ve şerî ilimler veren medrese ve benzeri diğer kurumlarımız için de geçerlidir. Yıllarca dinî tahsil almış bir gencimiz, mezun olduktan sonra farklı alanlarda iş bulurken, ilmî birikimini, hatta kimliğini kaybetmekte ve akıntının içerisinde kaybolup gitmektedir. Bugün dini hizmet için ilmî icazet kadar, resmî diplomalar da büyük önem arz etmektedir.
Bazı istisnalar hariç tutulursa genel olarak medrese erkeklerin eğitimini merkeze almaktadır. Halbuki ailenin temelini oluşturan kadındın eğitimi büyük önem arz etmektedir. Bu itibarla aileye yön veren donanımlı anneler yetiştirmek için kızlarımızın eğitimine ayrı bir önem verilmelidir. İmam Hatip ve İlahiyatta din eğitimi alan kızlarımız da resmî görevle dine hizmet yanında asıl aile ve çocuk eğitimindeki aktif konumlarını ihmal etmemelidirler. Unutulmasın ki din hizmeti emeklilik yıllarına kadar belli günlerin belli saatlerinde verilen resmî görevlerden ibaret değildir. Resmî mesaî ve emeklilik dışındaki saatlerde de bu hizmet sürmelidir.
İslamî Eğitimin Amacı Sevgi Merkezli Kişilerin Yetiştirilmesidir:
Peygamberimiz bu sevgi insanını anlatırken şöyle buyurur: Allah bir kulunu sevdi mi, meleklerin kalplerine onun sevgisini atar. Allah bir kula buğz etti mi, onun sevgisizliğini meleklerin kalplerine atar, sonra da insanların kalbine atar.
Allah’ın kulunu sevmesi, ona yardım etmesi, onu huzurlu/mutlu kılması ve başarıya ulaştırmasıdır. Allah’ın sevgisini kazanan, hidayet nuruyla aydınlanır ve aydınlatır, güzel sîret ve suretin sahibi olur. Allah’ın ölçülerine göre bir hayat yaşar, O’nun emrettiklerini yapar, yasakladıklarından sakınır. Böyle bir kimse herkes tarafından istenir ve sevilir. Allah’ın sevgisini kazanmak isteyen kul, sürekli olarak O’nun rızasını talep yolunda olur.
Meleklerin kulu sevmesi, onu manevî olarak takviye etmesi, onu övmesi ve ona dua etmesidir. İnsanların sevmesi ise, onlar katında kabul görmesi, ona yönelmesi, ona destek olmalarıdır.
Sevilmek için sevmek gerekir. Sevgiyi hak etmek, sevmek ve sevilmek ise sevgi kaynağı Yüce Allah ile bağlantılı olmakla mümkündür. “İman edip yararlı davranışlarda bulunanlara, Rahman olan Allah bir sevgi yaratacaktır.” Ayet, Medine’ye hicret eden ve orada gariplik çeken muhacirleri teselli için inmiştir.
O halde dinî eğitim veren kurumlar, tüm çalışanlarıyla toplumda cazibe merkezi olamadıklarının muhasebesini yapmalıdırlar. Geçmişte yaşanan eksiklikleri tamamlamak, aksaklıkları gidermek için gayret etmelidirler. Cami, Kur’ân Kursu, Medrese, İmam Hatip Liseleri birbirleriyle daha organizeli çalışmalara imza atmalıdırlar. Din eğitimi veren kurumlar birbirlerini hasım değil hısım; rakip değil refik görmelidirler. Geçmişte medrese-mektep çatışması ümmete pahalıya malolmuş, gereksiz tartışmalar pek çok enerjinin heder olmasına sebep olmuştur. Oysa şartlar ve duruma göre her kurumun, istikamet çizgisinde hizmet ettiği sürece dolduracağı bir boşluk vardır. Bu kurumlarda görev yapan aksakallılar, şayet faydalı oluyorlarsa görevlerini sürdürmeli, aksi takdirde yerlerini yeni ekiplere bırakmalıdırlar. Bu konuda kararı da kendileri değil, istişare ile ortak akıl vermelidir. Hiç kimse bulunmaz olduğunu düşünmemeli, Yüce Rabbin, dinine hizmet için en zorlu zamanlarda hizmet erleri halk edeceğini unutmamalıdır.
Bir hocamızın kursta şu kadar hafız yetiştirmesi, medresede şu kadar mucâz talebe yetiştirmesi takdire şayandır. Ancak aynı hocamızın şiddet eylemi ve nefret söylemi gibi yanlış uygulama ve metodlar sebebiyle şu kadar genci hafızlıktan, Kur’ân Kursundan, ilimden, hatta İslam’dan soğutması da o kadar vebaldir.
Bugün her eğitim kurumu, kendine göre bir şeyler yapmak, hitap ettiği bir kısım insanla yoluna devam etmekte ve kendi yaptıklarıyla yetinmektedir. Elbette bunların hepsi önemlidir ve bir boşluğu doldurmaktadır. Ancak bu konuda kendi yaptıklarımızla kendimizi avutmaktan kurtulup, gelişen dünya, değişen standartlar ve artan nüfusa göre çalışmaları değerlendirmeliyiz. Mesela Diyanetin verilerine göre yaz Kur’ân kurslarına katılanların oranı, Türkiye’deki toplam öğrenci sayısının % 20’sini geçmemektedir. Yani % 80 kadar çocuğumuz yaz Kur’ân kurslarına katılmıyor. Bu tablo dikkatle okunup değerlendirilmesi gereken bir tablodur.
İlim yolunda Peygamberimizin şu ölümsüz sözleri bizlere yol göstermelidir:
Hz. Peygamber de, bize kendisini tanıtırken “Ben, ancak muallim / eğitimci olarak gönderildim.” buyurmakta; Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol yahut bunları seven ol. Beşincisi olma, helak olursun sözleriyle ümmetine tavsiyede bulunmaktadır. Buna göre bu konuda herkes elini taşın altına koymalı, üzerine düşeni layıkıyla yapmaya gayret etmelidir. İlim yolu yalnızca hoca ve talebelere bırakılmamalıdır.
İslam’ı yaşatmak için ilim öğrenirken ölen kimse ile peygamberler arasında sadece bir derece fark vardır hadisi, ilim öğrenmenin gayesini, süresini ve faziletini bildirmektedir. Buna göre ilimde amaç İslam’ı yaşamak ve yaşatmaktır. İlmin süresi, ölüm gelinceye kadardır. Fazileti ise çok büyüktür.
Bir başka hadiste ise şöyle buyrulur: İlim yoluna girene, Allah cennet yolunu kolaylaştırır. Ameli kendisini geri bırakan kimseyi, soy sopu ileri götürmez. Cennetin yolu, ilim yolundan geçer. İlimle cennet yolunu bulmak ve o yolda kalmaktır önemli olan.
