Rüya Gerçeği ve Rüya ile Amel Konusu
Rüya, görmek anlamına gelen ru’yet kökünden gelir. Kur’ân’da korkunç ve anlamsız rüyalar için hulm kavramı kullanılır. Peygamberimiz, hulm şeytandan, rüya Rahmandandır buyurmuştur.
Rüyaların insan hayatında önemli bir yeri vardır. Çocuklar dâhil her insan rüya görür ve çoğu zaman rüyada gördüklerinden etkilenir. Bu yüzden rüyalar, görmezden gelinemez.
İnsanla ilgili hemen her önemli konuya temas eden Kur’ân-ı Kerîm, rüya gerçeği üzerinde durmuş ve bazı rüya örneklerine yer vermiştir. Peygamberimiz de rüyayı önemsemiş, zaman zaman rüya yorumları yapmıştır. Nitekim o, sâlih rüyayı, peygamberliğin parçalarından saymıştır. Ona ilk vahiy, sadık rüyalar şeklinde gelmiş, peygamberliğinin ilk altı ayında rüyasında gördükleri gerçek hayatta aynen vuku bulmuştur. Peygamberimizin peygamberlik süresi yirmi üç yıldır. Bunun ilk altı ayı, sadık rüyalarla geçmiştir. Altı ay, yirmi üç yılın kırk altıda biri olduğu için, sadık rüya nübüvvetin kırk altıda biri sayılmıştır. “Salih bir kimsenin görmüş olduğu sadık rüya, peygamberliğin kırk altıda biridir”
Rüya tabir ilmi, kehanete değil ilahî kaynağa dayanır. Rüya tabiri, zannîdir, kesin ve bağlayıcı değildir.
Rüyalar bizi hayata hazırlar. Kur’ân’da geçen rüyalar ve yorumları, rüya yorum ilminin ipuçlarıdır.
Her peygamber, kendi döneminde öne çıkan konuda uzmandı. Hz. Musa peygamber döneminde sihirbazlık revaçta idi, Hz. Musa aleyhisselam, sihirbazların sihirlerini etkisiz kılan mucizelerle geldi. Hz. İsa peygamber döneminde tıp alanında maharet sahibi olmak revaçta idi, Hz. İsa aleyhisselam hastaları iyileştirme ve hatta ölüleri dirilteme mucizesiyle geldi. Peygamberimiz döneminde de insanlar şiir ve edebiyat alanında birbirleriyle yarışıyorlardı. Peygamberimiz de insanların bir benzerini getirmekten aciz kalacakları Kur’ân mucizesiyle geldi. Tıpkı bunun gibi Hz. Yusuf peygamber döneminde rüya tabiri çok önemli idi. Tabandan tavana herkes rüya tabirini çok önemsiyordu. Bu yüzden Hz. Yusuf, pek çok uzmanın yorumlayamadığı rüyaları en güzel şekilde yorumlayan bir peygamber olarak geldi.
Rüya konusu tartışmalı bir konu olarak akaid ve fıkıh kitaplarına girmiştir: Rüya ile amel edilir mi edilmez mi, rüya bağlayıcı mıdır, ilmî delil midir; rüya, gören kişi ve başkaları için ne ifade eder; peygamberimiz rüyada görülür mü, görülürse buna ne kadar güvenilir, rüyada Allah görülür mü, kim beni rüyasında görürse, gerçekten beni görmüş olur, çünkü şeytan benim suretime bürünemez, hadisini nasıl anlamak gerekir, gibi pek çok soru hep tartışılmıştır. Şimdi bu yazımızda bu sorulara kısmen açıklık getirmeye gayret edelim.
Kur’ân rüyalarında ya rüyayı gören peygamberdir, ya da rüyayı yoran peygamberdir:
Kur’ân, Hz. İbrahim peygamberin, Hz. Yusuf peygamberin, Hz Yusuf’un zindan arkadaşlarının, Mısır Aziz’inin rüyalarından ve nihayet Peygamberimizin rüyalarından bahseder. Rüyalar tersine çıkar şeklinde meşhur olan tezin aksine bu rüyaların hepsi doğrusuna çıkmıştır.
Şöyle ki, Hz. Yusuf, küçük yaşta rüyasında, güneş, ay ve on bir yıldızın kendisine secde ettiğini görmüş; sonuçta gördüğü bu rüya doğrultusunda babası, annesi ve on bir kardeşi ona boyun eğmiştir.
Yusuf’un zindan arkadaşlarından biri, rüyasında efendisine garsonluk yaptığını görmüş, sonuçta zindandan çıkıp saraya garson olmuştur.
Diğer zindan arkadaşı rüyasında, başının üzerindeki ekmekleri kuşların kaptığını görmüş, sonuçta asılmış başının üzerinde kuşlar uçuşmuştur.
Mısır kralı rüyasında, yedi semiz ineği yedi zayıf ineği yediğini, yedi kuru başağın yedi yeşil başağı yok ettiğini görmüş; rüya yedi bolluk senesinin yedi kıtlık senesi izleyeceği ve bolluk senelerinde biriktirilenlerin kıtlık senelerinde eriyeceği şeklinde yorumlanmıştır.
Saffat suresinde anlatıldığı üzere Hz. İbrahim, rüyasında oğlunu kurban ederken görmüş, sonuçta kendisine bu emir verilmiştir.
Fetih suresinde işaret edildiği üzere, Peygamberimiz, rüyasında ashabı ile birlikte Ka’be’yi tavaf ettiklerini görmüş, hakikaten ertesi sene umre yapmak müyesser olmuştur.
Enfâl suresinde (43-44) Yüce Allah, rüyasında Peygamberimize Bedir savaşı öncesinde müşriklerin sayısını az göstermiş ve onları güvenle düşmana saldırmalarını ve zafere erişmelerini sağlamıştı.
Bugün okunan Ezan cümleleri, sahabeden Abdullah b. Zeyd’in gördüğü rüya ile tespit edilmiş, Peygamberimiz onun rüyasını aynen onaylamıştır.
Dikkat edilirse Kur’ân’da anlatılan rüyaları görenler yahut yorumlayanlar peygamberlerdir. Peygamberler, vahiyle irtibatlı olan kimselerdir. Onlar yanlış yapmazlar, yanlış bir şey söylemezler. Ne zaman ki beşer olmaları hasebiyle onlardan yanlış bir şey sadır olacak olsa, Yüce Allah onları o yanlışlarından korur. Zaten rüya, mahiyeti, çeşitleri ve yorumlarıyla her zaman tartışılan bir konudur. Hangi rüyanın Rahmanî, hangisinin şeytanî olduğunu tespit o kadar kolay değildir. Rahmanî olduğu düşünülenlerin de doğru bir şekilde tabiri her zaman tartışmalıdır. Rüya tabirleriyle ilgili yazılan kitaplarda, rüyada görülen aynı şeyler için dahi birbirinden farklı hatta birbirine zıt nice yorumların yer aldığı bir gerçektir!
Rüyalar çoğu zaman sembollerle görüldüğü için, onların yorumunu herkes doğru olarak yapamaz. Rüya tabiri ile meşgul olan kimsenin dinî bakımdan güvenilir, özü sözü doğru, imanlı ve sâlih biri olması şarttır. Sâlih/sâdık rüyayı, sâlih ve sadık olmayan kimseler doğru bir şekilde yorumlayamazlar. İmam Mâlik, erbabı olmadıkları halde rüya tabiri işine girişenleri, nübüvvetle oynayanlar olarak nitelemiştir.
Kur’ân ve sünnette geçen rüyalar ve onların yorumları, diğer rüyaların tabirleri için ipucu olabilir. Bunun dışında rüya tabir kitaplarında yer alan yorumlar, kesin değil, daha çok tecrübe ve temennilerden ibarettir.
Rüya, kesin bilgi kaynağı olmadığı için onunla amel edilmez. Fıkıh kitaplarında kaydedilmiştir ki, bir kimse rüyasında Peygamberimizi görse, o da ona yarın Ramazan’ın ilk günü oruca başla yahut yarın bayram oruç tutma dese, o kişi bununla amel edemez.
İyi rüya gören, uyanınca Allah’a hamd eder, kötü rüya gören kimse de onun şerrinden Allah’a sığınır. Rüyayı hayra yormak ve rüya gören kimseyi rüyada gördüklerinin hayra gelmesine dair dua etmek ise âdaptandır.
Rüyanın mahiyeti ve yorumu hakkında büyük müfessir Râzî şunları söyler:
Kur’ân ve aklî deliller bunun doğru olduğuna delâlet etmektedirler. Kur’ân’dan delile gelince, bu, Yusuf suresindeki ayetlerdir. Akli delillere gelince, bu da şudur: Şu kesindir ki, Allah Teâlâ nefs-i natıkanın cevherini (rûh), felekler âlemine çıkıp Levh-i Mahfuzu müşahede ve mütalâa edecek bir biçimde yaratmıştır. Onu bundan alıkoyan ise, bu nefs-i natıkanın bedenin idaresiyle meşgul olmasıdır. Uyku zamanında ise, bu meşguliyet azalır, nefs-i natıka, bu müşahede ve mütalâayı yapmaya daha muktedir hale gelir. İşte ruh, herhangi bir halde bulunduğunda, bu ruhî idrak ve algısından dolayı hayal âlemine uygun düşen özel izler bırakır. İşte rüya yorumcusu, bu hayal âlemine ait izler yardımıyla, o aklî idrak ve algılara dair istidlalde bulunmaktadır. İşin özeti budur. Din de bunu tekîd etmektedir. Hz. Peygamber’den rivayet edildiğine göre, O şöyle buyurmuştur:
“Rüya üç çeşittir: İnsanın, kendisine telkini ile gördüğü rüya (nefsânî); şeytandan olan rüya (şeytanî) ve sâdık hak olan rüya (Rahmanî).” Bunlardan yalnızca sadık rüyalar, rüya tabirini bilen kimselere anlatılmalıdır. Diğer nefsanî ve şeytanî rüya çeşitleri ise anlatılmamalıdır. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: Rüya anlatılmadıkça askıdadır, anlatıldığında gerçekleşir. Bu yüzden, rüyalarınızı yalnızca sizi seven ve size öğüt verecek kimselere anlatınız.
Peygamberimizin rüyada görülmesi ile ilgili hadis hakkında şârihler şu açıklamayı yaparlar: Evet, şeytan peygamberin suretine giremez. Rüyasında peygamberi gören, gerçekten onu görmüş demektir. Ancak en uzun rüyalar bir dakika bile sürmez. Dolayısıyla uykuda görülen rüyaların üstünden saatlerce uyku geçtiğinden, rüya gören kimse salih/sâdık rüyasını, gördüğü gibi net bir şekilde uyanıklığına taşıyamayabilir. Bu yüzden yanlış aktarımlar olabilir. Nitekim ben rüyamda peygamberimizi gördüm, kravatlı ve sakalsızdı diyenler bile olmuştur. Demek adam, görmek istediği gibi görmekte yahut gördüğünü kendi belleğindekilerle dönüştürebilmektedir.
Sadık rüya, salih kişi için metafizik âleme açılmış bir penceredir. Bunun için hadiste rüyası en doğru olanınız, en doğru sözlü olanınızdır buyrulmuştur. Tabi ki onun uyanıklık âlemine doğru bir şekilde aktarılması ve doğru bir şekilde tabir edilmesi gerekir. Çoğu zaman insan gördüğü rüyaları, rüyasının üzerinden uyku zamanı geçtiği için gerçek âleme olduğu gibi aktaramaz. Rüyaları doğru tabir eden kişilerin sayısı da oldukça azdır.
Öyleyse kesin bilgi kaynağı olan vahiy/Kur’ân ayetleri ve onun açılımı sahih sünnet ortada iken; akl-i selim ve beş duyu ile elde edilen doğru ve kesin bilgiler ortada iken, ne rüya ile ne ilham ile ne de başka bir şeyle amel edilmez. Bu bilgiler bağlayıcı da değildir. Dolayısıyla hiç kimse Kur’ân ve Sünnete rağmen, sıhhati tartışmalı bilgi kırıntılarıyla müminlerin saf ve temiz zihinlerini idlal edemez.
Sadık rüyaların, bizi hayata hazırlayan muştular olduğunu, onların doğruluğunun ise ancak vahyin açıklamalarına uygun oluşu ile yahut olaylar yaşandıktan sonra tespit edilebileceğini belirtelim. Evet, peygamberimizin nübüvveti, sadık rüyalarla muştulanmıştır. Ancak gördüğü bu rüyalar, olaylar yaşandıktan sonra kesinlik kazanmıştır. Kur’ân ayetlerinin hiç biri de peygamberimize rüyada inmemiştir. Onların hepsi uyanıkken ve vahiy meleği aracılığı ile inmiştir. Kur’ân’da anlatılan rüyaların hepsi ya peygamber rüyasıdır yahut yorumlayanı peygamberdir. Peygamberimizin önemli işlerde yapmamızı tavsiye ettiği istihare namazı ve duasında da uyku ve rüya yoktur. İstihare duasından beklenen hakkımızda hayırlı olan işe kalbimizin açılması, gönlümüzün hazırlanmasıdır. Vallahü a’lem.
Buharî, Ta’bîr 2,4; Müslim, Rüya 2.
Müslim, Rüya 8.
Ebû Davûd, Salat 27;İbn Mâce, Ezan 1.
Müslim, Rüya 6
Müslim, Rüya 6.
