Yüce Allah Zulmü ve Zalimleri Sevmez!

EN BÜYÜK ZULÜM ŞİRKTİR!

Bir şeyi yerli yerine koymak adalettir. Adaletin tersi zulümdür. Buna göre zulüm, bir şeyi ait olduğu/hak ettiği yere koymamaktır. Kültürümüzde zulüm kavramı, her türlü haksızlık ve kötülük için kullanılır olmuştur. Zira her haksızlık ve kötülükte, bir şeyi yerli yerine koymamak yahut hak etmediği yere koymak vardır. Başkasının hakkını gasbetmek/çiğnemek/yemek, haddi aşmak, haktan sapmak, Yüce Allah’ın insan için çizdiği sınırları çiğnemek, haramlara düşmek hep zulüm içerisinde değerlendirilmiştir.

Ayetlerde Allah’ın Rasülüne indirdiği hükümler, ibadet hükümleri, evlenme ve boşanma kuralları, miras taksimi gibi konular Allah’ın sınırları/hududullah olarak tanımlanmış ve bu sınırları aşanlar zalimler olarak nitelendirilmiştir. İşte bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir. (Bakara 2/229) Buna göre Yüce Yaratıcıyı tanımamak, O’na herhangi bir şeyi ortak koşmak, O’nun haklarını çiğnemek en büyük zulümdür. Çünkü Yüce Allah büyüktür, O’nun hakları da büyüktür. O’nu inkâr etmek, O’na ortak koşmak, O’na karşı hadsizlik, O’nun indirdiği ile hükmetmemek de zulümlerin en dehşetlisidir. Nitekim ayetlerde şöyle buyrulmuştur: İnkâr edenler ancak zalimlerdir. (Bakara 2/254) Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir. (Maide 5/45) Yalan sözlerle Allah’a iftira edenden veya O’nun âyetlerini yalan sayandan daha zalimi kimdir? Şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler. (Enʻâm 6/21) Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti. (Lokmân 31/13) İşte güven; o inananlara, inanıp imanlarına zulüm/şirk karıştırmayanlaradır. Onlar doğru yoldadırlar. (Enâm 6/82)

Yüce Allah, dünya ve ahirette asla zulmetmez, zulmü ve zulmedenleri sevmez. O’nun yaptığı her şey salt adaletin ve sayısız hikmetin gereğidir. İnsan bunu fark eder yahut etmez. Ama insanın fark etmemesi yahut akletmemesi Yüce Allah’ın adalet ve hakkaniyetini zedelemez. Şüphe yok ki Allah, zerre kadar haksızlık etmez… (Nisâ 4/40) Bir kudsi hadiste Rabbimiz bizlere şöyle seslenir: Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım ve onu sizin aranızda da yasakladım; sakın birbirinize zulmetmeyin! (Müsned, V,160; Müslim, Birr 55)

Zulüm, İblis’in Yüce Yaratıcının emrine karşı gelmesi ile başlamıştır. İnsanlığın hayatında da ilk insanın unutarak ilahî emre karşı gelmesiyle devam etmiştir. Şeytanın secdeden imtina etmesi, kibir ve secdesizliğin büyük bir zulüm olduğunu gösterir. Yine ilk insanın yasak ağaca yaklaşıp meyvesinden yemesi zulüm olmuştur. Allah, Hz. Âdem ve eşine ağaca yaklaşmamalarını emretmiş; eğer ağaçtan yerlerse zalimlerden olacaklarını önceden haber vermiştir. (Aʻrâf 7/19; Bakara 2/35) Yasağı çiğneyince her ikisi, Rabbimiz! Kendimize zulmettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz, dediler. (Aʻrâf 7/23)

İnsanın Kendine Ve Hemcinsine Zulmü

İnsan, Yüce Allah’ın, ellerimle yarattım, canımdan can kattım buyurduğu en değerli varlıktır. İnsana yapılan zulüm, her şeyden önce onu yaratana saygısızlıktır, O’nun değerli kıldığını itibarsızlaştırmaktır. Kur’ân, eşlerin birbirine haksızlık yapmalarını zulüm olarak niteler, boşanma durumunda kaldıklarında bile asla birbirlerine zulmetmemelerini emreder. (Bakara 2/231) Yine Kur’ân’a göre yetim malı yemek büyük zulümdür. (Nisâ 4/2) Hırsızlık yapmak zulümdür. (Maide 5/39) Sahip olduklarıyla böbürlenmek zulümdür. (Kehf 18/35) Ölçüde tartıda hile yapmak zulümdür. (Hûd 11/94) Kısaca Yüce Allah’ı tanımamak, O’na herhangi bir şeyi ortak koşmak zulüm olduğu gibi, Allah’ın ölçülerini çiğnemek de zulümdür. Yüce Allah’ın hakkını çiğnemek zulüm olduğu gibi, O’nun kullarının haklarını gasp etmek de zulümdür. Zaten Yüce Yaratıcının haklarını çiğnemek, yaratıkların hakkını çiğnemeye götürür. Yaratıkların hakkını gasp eden kimse onları Yaratanın haklarını gasp etmeye başlar.

Diğer Varlıklara Karşı Zulüm

İnsanın dışındaki diğer varlıklar da Yüce Allah’ın yarattığı, insana emanet ettiği, insanın hizmetine sunduğu şeylerdir. İnsan, kendisine emanet edilen o varlıklarla sınanır. Melekler, cinler, hayvanlar, bitkiler, cansız varlıklar vb. Onları doğru tanımak, ait oldukları yere koymak, yerli yerince kullanmak ve onlardan istifade etmek adalet; bunun tersi zulümdür.

Sözgelimi melekleri tanrılaştırmak, onları yok saymak zulümdür. Cinleri kutsamak ve onları yanlış işlerde kullanmaya çalışmak zulümdür. Hayvanlara eziyet etmek, onlara zarar vermek, onların sahibi Yüce Yaratıcının çizdiği sınırlar dışında kullanmak zulümdür. Yüce Allah’ın insanlığın hizmetine sunduğu çevreyi ifsât etmek, gereksiz yere yeşili katletmek, eşyayı kötülüklerde kullanmak, onları israf etmek zulümdür. Güneş aydınlığında, Ayın berraklığında günah işlemek zulümdür. Gök cisimlerini kötü emellere alet etmek zulümdür. O nimetlerin insana tanıdığı imkanları iyi ve güzel işlerde kullanmak ise adalet, nimetlere şükrün gereğidir.

İnsan Niçin Zulmeder?

Zulmün temel sebebi cahilliktir. Yüce Allah’ı gereği gibi tanımama ve O’nunla ilişkisini doğru bir şekilde kuramaması, insanı zulüm etmeye sevk eder. İnsan, yaptığı haksızlık ve kötülüğün yanına kalacağını, hesaba çekilmeyeceğini yahut kendisine fayda sağlayacağını sanır ve zulmeder. İnsan, kibirlenir, kendine aşırı güvenir, kendi kendine yeteceğini sanır, sahip olduklarıyla yetinmez, hırslanır, kıskanır, kanaat etmez ve bunların sonucu zulmeder. Yapıp ettiğinin yanına kalacağını sananlar, ahiret inancı olmayanlar yahut Allah ve ahiret inancı zayıf olanlar zulmederler.

Kur’an’da yaklaşık üç yüz kadar ayette zulüm farklı kalıplarda geçmektedir. Bu da zulmün bütün çeşitleriyle ne kadar kötü ve zararlı bir şey olduğunu gösterir.

Zulüm ile abâd olunmaz. Zulümleriyle kazandıklarını sananlar, kaybettiklerini er yahut geç anlayacaklardır. Zulmedenler, cezalarını hem bu dünyada çekerler hem de öteki dünyada çekerler.

Müslüman zulmetmekten ve zulme uğramaktan sakınır. Zulmedenlere meyletmeyin/onlara destek çıkmayın, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz. (Hûd 11/113) Zalime meyletme, zulme rıza gösterip destek çıkmanın sonucu cehennem ateşi olursa, bizzat zulmün içerisinde olan zalimin akıbeti ne kadar acıklı olacaktır! Ayet, zulme bulaşan kimselere yakın olmayı, onlara imrenmeyi, onları ziyaret etmeyi, onlarla oturup kalkmayı, onları övmeyi, yaptıklarına razı olmayı, onlara benzemeyi yasaklamaktadır. Zira ayetteki lâ terkenû ifadesi, zulmedenlere azıcık bir meyletmeyi bile içine alır. Süfyân es-Sevrî, çölde susuzluktan ölmek üzere olan zalime su bile verilmemesi gerektiğini söyler. (Ebû Hayyân, el-Bahru’l–Muhît)

Ümmü Seleme annemizin bildirdiğine göre, Peygamberimizin evden çıkarken okuduğu şu dua bize bu konuda çok önemli mesajlar vermektedir: Bismillâh, Allah’a sığındım. Allahım! Hata yapmaktan, yanlış yollara sapmaktan, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, câhillik etmekten ve cahilliğe mâruz kalmaktan sana sığınırız. (Müsned, VI, 306; Tirmizî, Deavât 34) Buna göre Müslüman, her türlü zulümden uzak durarak ve zulüm karşısında duyarsız kalmayarak bu duayı hak etmeye çalışmalıdır. Hadiste en faziletli cihadın, zalim yöneticilere karşı hakkı söylemek (İbn Mâce, Fiten 20; Ebû Davûd, Melâhim 17) olduğu belirtilerek zulme geçit vermemeye teşvik edilmiştir.

Yine Peygamberimiz bir hadislerinde ister zalim ister mazlum olsun kardeşine yardım et, buyurmuştur. Orada bulunanlar, mazluma yardımı anlarız da zalime nasıl yardım ederiz, diye sorduklarında, Zalime yapılacak yardım onun zulüm yapmasını engellemektir (Müsned, III, 99, 201, 324; Buhârî, Meẓâlim 4; Müslim, Birr 62) diye cevap vermesi, zulüm konusunda Müslümanın asla duyarsız olmaması gerektiğini gösterir.

Özetleyecek olursak, zulüm Yüce Allah’ın sevmediği ve razı olmadığı bir şeydir. İnanan insan, Yüce Allah’ı tanıdıkça, O’na imanını güçlü tuttukça, yapıp ettiklerinden hesaba çekileceğini düşündükçe zulümden uzak duracaktır. Mümin, üzeride Yüce Yaratıcısının hakkı olduğunu bilir, kendi vücudunun kendi üzerinde hakkı olduğunu bilir, diğer insan ve varlıkların haklarının olduğunu bilir ve her hak sahibine hakkını vermeye gayret eder. Gerçek mümin kendisi haksızlık yapmadığı gibi, haksızlığa tahammül etmez, başkalarına yapılan haksızlığa seyirci olmaz, zulmü engellemey çalışır. Zira zulüm, zararı zalimde kalmayan, çevresine yayılan zararlı virüsler gibidir. Millî Şairimiz bu gerçeği ne güzel ifade eder:

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

…
Kanayan bir yara gördüm mü yanar
tâ ciğerim.
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım:

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.’’

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir