Kur’ân Dualarından Mesajlar
Dua, kulun Rabbine çağrısı, O’na yakarması, O’nunla konuşması, O’na içini dökmesi, O’nu yardıma çağırması, O’ndan yardım dilemesi, O’na muhtaç olduğunun itirafı, O’nun erişilmez güç ve kudret sahibi olduğunun bilincinde O’nun her şeye yeteceğinin teslimidir. Dua, aracısız olarak Yüce Rab ile iletişim kurmak, O’nunla söyleşmektir.
Dua, Rab ile kul arasında kurulan bir nevi canlı bağlantıdır. Aracısız olarak kulun rabbine içini döküşü, sızlanışı, yakarışı ve nazlanışıdır. Dua Rabb’e çağrı, ya da Rabb’i yardıma çağrıdır. Dua kulluğun en kestirme yoludur. Rabbena (=Rabbimiz), Allâhhümme (=Allâhım) sözleriyle başlayan dua, kulun rabbi ile diyaloğudur. Kulun Rabb’ini hatırlamasıdır, O’nu zikridir. Bunun için dualara ezkâr(=zikirler) denmiştir.
Duanın dua olması, kul ile Rab arasındaki bu canlı bağlantının sağlıklı kurulabilmesi için, bir takım şartlara ihtiyaç vardır. Her şeyden önce haramdan, gafletten, mâsivadan (=Allah dışındaki her şeyden) arınmış bir gönül ve dilin adamı olmalıdır. İçtenlikle istemesini bilmeli. Ellerimizi açtığımızdan çok gönlümüzü açmalı. Sonuç alıncaya dek istemeli, ısrarlı ve kararlı olmalı. Başkalarını aradan çıkararak duada şirkten sakınmalı. Sadece O’ndan istenmeli, ama O’ndan istediğinin farkında olmalı ve yüzü olmalı O’ndan istemeye. Bunun için de Rab ile arayı bozacak, arayı açacak her şeyden kaçınmalı. Duadan önce de sonra da, dua okurken de zahirî-batinî (=dış-iç, kalıp-kalp) bakımlarından kulluk konumunu korumaya çalışmalı. Kısaca dinî şuur yoğunluğu içerisinde dua etmeli. Bütün bunların gerçekleşmesi ise, ancak ne dediğini bilerek yapılacak dualarla mümkündür.
Yüce Rabbimiz, “Kulluk ve duanız olmazsa Rabbim neylesin” “Ben (kuluma) çok yakınım. Bana dua ettiğinde, dua edene karşılık veririm.” Buyurarak bizleri dua duruşuna çağırır.
Yaşadığı her olayı dua fırsatı olarak değerlendiren, ağzı dualı insan Peygamberimiz de dua hakkında şunları söyler:
“Bir mümin, günah olmayan bir biçimde ve akrabalık bağlarını kesmeden Allah’tan bir şey isterse ya o istediğini hemen ona verir. Ya onun sevabını Ahirete saklar. Ya da ondan bir kötülüğü savar.”
“Ey insanlar, kabul olacağına inanarak dua edin. Zira Yüce Allah, kulun gaflet içerisinde yaptığı duaya itibar etmez.”
“Mallarınızı zekâtla koruma altına alınız. Hastalarınızı, sadaka ile tedavi ediniz. Bela ve sıkıntılara dua ile hazırlanınız.”
Dua atmosferi
Dua her zaman yapılabilen bir ibadettir. Ama onu en anlamlı hale getirmek ve ondan en iyi sonucu alabilmek için gözetilmesi gereken bazı zamanlar ve yerler vardır.
Duada öne çıkan zamanlar beş vakit namazdan sonra, ezanla namaz arası, secde anı, Cuma günü, iftar ve sahur zamanları, gece kalkışları, seher vakitleri, bayram geceleri diye sürer gider.
Duada öne çıkan mekânlar ise Ka’beyi görünce ve onun yanında, Arafat’ta, Cihad meydanları, mabedler ve diğer ibadet edilen yerler, sessiz sakin yerler diye sayılabilir.
Dua, sadece darlık ve sıkıntılı zamanlarda hatırlanan bir ibadete dönüşmemelidir. Nitekim Peygamberimiz (s) “Kim, Allah’ın zor zamanlarda duasını kabul etmesini isterse, bolluk zamanlarda duayı çokça yapsın” buyurarak darlıkta olduğu gibi bollukta da çokça dua yapılmasını istemiştir. Evet, darlıkta ve bollukta dua etmeli, Rabbimizi hatırlayıp O’na yalvarmalıyız. Dünyada O’nu Rabbimiz bilmeliyiz ki, yarın kıyametin zor zamanlarında da O, bizi tanısın, elimizden tutsun, bize rahmet etsin. Tabiûnun büyük imamlarından Hasan Basrî, şunları söyler: “Yarın kıyametin o zor anlarında darda kalan kul, ‘Ya Rabbi, Ya Rabbi’ diye feryat etmeye başlar. Buna karşılık Yüce Allah, ‘Sen kimsin, seninle nereden tanışıyoruz? Doğrusu Ben ancak, dünya hayatında Beni tanıyanları bugün tanırım, onların yardımına koşarım!’ diye cevap verecektir.”
Öte yandan hadislerde “ana babanın evladına yapacağı duaların, mazlumların, misafirlerin, bir de müslümanın gıyabında Müslüman kardeşi için yapacağı duaların makbul dualar olduğu bildirilmiştir. Bu fırsatlar da iyi değerlendirilmelidir.
Dua atmosferini iyi seçme konusunda Hz. Zekeriya’nın şu örnek davranışı son derece anlamlıdır. Zekeriya peygamber, ilerleyen yaşına rağmen çocuk sahibi olamamış ve kendisini yeğeni Hz. Meryem’in korumasına adamıştı. Zekeriya, Annesi tarafından mabede adanan Meryem kızın yanına sık sık gelir ve onunla ilgilenirdi. Bir defasında, mabette hücresinde duran Meryem’in yanında mevsim normallerinin ötesinde bazı yiyecekler gördü. Bunlar sana nereden geldi ey Meryem diye sordu. Meryem, bunlar Allah katındandır, zira O, dilediği kullarını hesapsız rızıklandırandır diye cevap verince, Hz. Zekeriya, oracıkta ve o anda Rabbine yöneldi, elini ve gönlünü açarak O’na şöyle yalvardı: Rabbim, bana katından temiz bir zürriyet lütfeyle, şüphesiz sen duaları işitensin! Onun bu duasının hemen ardından melekler gelerek ona Yahya adlı bir çocuğunun olacağını müjdelemişlerdir. Çocuk sahibi olmaktan ümidini kesmiş olan Hz. Zekeriya, Yüce Allah’ın olmazları oldurduğunu Meryem’e olan ikramlarında bir kez daha görünce, ümitle Rabbine dua etmiş ve O’ndan kendisine çocuk ihsan etmesini istemiş, Yüce Allah da onun bu duasını kabul etmiştir.
Dua, kalbî ve fizikî temizlik ve tevazu içerisinde yapılmalıdır. İçtenlikle, kabulüne inanarak, kimden istendiğinin, kimin huzurunda bulunulduğunun bilincinde olunmalıdır.
Duada gönülle birlikte, Yüce Yaratana el açmak, boyun bükmek, kıbleye yönelmek, secdeye kapanmak, gözyaşı dökmek, ağlamaklı olmak da önemlidir.
Kabul edileceğine, duanın asla boşa gitmeyeceğine inanarak ve duanın sonucunda ise acele etmeyerek dua etmeli.
Duayı ve onun kabulünü hak etmek için, dua ön hazırlıkları iyi yapılmalıdır. Bunun için günahlardan uzak durma ve işlenen günahlardan tevbe son derece önemlidir. Zira işlenen günahlar, Rab ile kulun duası arasına gerilen engellerdir. Öncelikleri onların temizlenmesi gerekir. Gönül, zihin, beden ve dil duaya yoğunlaşmalıdır.
Peygamberimiz, yediği, içtiği, giydiği haram olan bir kişinin duasının kabul edilme ihtimalinin uzak oluşundan bahsederken şöyle buyurur: “Doğrusu Allah güzeldir/temizdir, ancak hoş ve temiz olanı kabul eder.. Bir adam ki uzun ve yorucu bir yolculuğa katlanmış, saçı sakalı birbirine karışmış, yüzü gözü toza bulanmış bir halde ellerini kaldırır ve ‘Ya Rabbi, Ya Rabbi!’ diye dua eder. Oysa adamın yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, hep haramla beslenmiş. Böylesinin duası nereden kabul olacak!”
Tüm bunlara rağmen içtenlikle yapılan duaların boşa gitmeyeceğinin farkında olmak gerekir. Nitekim Peygamberimiz, “Ben dua ettim, ama kabul edilmedi” demeyi yasaklıyor ve yapılan duaların asla boşa gitmeyeceğini açıklıyor. Yapılan dualar sayesinde ya dilekler hemen yerine gelir, ya o dualar bir kaza-belaya karşı durur, ya da ahirette onun mükâfatı verilir. Ama en önemlisi, dua etmekle kul, Rabbine muhtaç olduğunu bir kez daha itiraf etmiş olur. Bu da bir çeşit kulluk itirafı olup kula değer kazandırır. Bu yüzden hadiste “Şüphesiz Yüce Allah, duada ısrar edenleri sever” buyurularak duada Yüce Rabbe nazlanma tavsiye edilmiştir. O halde kul, yalnızca O’ndan istemeli, devamlı ve tekrar tekrar istemeli, aynı zamanda çokça istemelidir. Nitekim Peygamberimiz “Siz Allah’a dua ettiğinizde Firdevs cennetini isteyin. Çünkü o, cennetin en yüce yeridir” buyurmuştur.
Duayı hak etmek
Duada ne istediğini ve nasıl isteneceğini bilmek gerekir. Anlamsız, gereksiz ve imkânsız şeyleri istemekten sakınılmalıdır. Dualarda herkes için hep hayır istenmelidir. Kötü dua denilen ‘Beddualardan’ mümkün mertebe sakınılmalıdır. Bunun için Kur’ân ve Sünnetteki dua örneklerinden yararlanılmalı.
Duada olmasını istediği şeyin, kul olarak gereklerini yaptıktan sonra dua etmelidir. Yani duayı hak etmeli önce. Bizim Kitabımız, Fatiha duasıyla başlar, Felak-Nâs dualarıyla sona erer. Bunun anlamı şudur: Fatiha ile duaya ve hayata başlamalı, Kur’ân’ın gereklerini baştan sona yapmalı, en sonunda yine Kur’ân dualarıyla tüm şer odaklarından Allah’a sığınmalıdır.
Duada bencil olmamalı. Kendimiz, yakın çevremiz, tüm Müslümanlar ve hatta tüm insanlar için güzel şeyler istemeliyiz. Hem dünya, hem ahiret güzellikleri istemeliyiz. Duada yapmacık ve zorlama deyişlerden uzak olmalıyız.
Dualarımız besmele, hamdele ve salvele ile başlamalı; yine tesbih, hamdele ve Âmîn ile sona ermelidir.
