Amellere Değer Kazandıran Niyettir

Kur’ân-ı Kerimden sonra dinin en temel ve sağlam kaynağı kabul edilen İmam Buhârî’nin ilk rivayeti Hiç şüphesiz ameller niyetlere göre değer kazanır hadisidir. İmam, 7563 hadisin derlendiği bu kitabına niyet hadisi ile başlar. Onun Sahihindeki son hadis de Rahman’a sevimli gelen iki kelime vardır. O iki kelime dile kolay gelir ama mizanda ağır basar. Onlar: Allah’ı hamd ile tesbih ederim, Şanı Yüce Allah ne büyüktür! Adı geçen kitabın ilk konusu Vahyin başlaması, son konusu da Tevhîd’dir. Bu konular arasında büyük imam hayata dair pek çok konudaki nebevî irşatları bize aktarır. Sözgelimi İman, ilim, abdest-gusül, namaz, zekât, hac, oruç, alışveriş, davalar, vasiyet, cihad, yaratılış, peygamberler, ashâbın fazileti, tefsîr, nikâh, helal ve haramlar gibi sosyal hayata dair nice konularla eser devam eder.

Buna göre kulun hayatı, niyet ve tesbih arasında olmalıdır. Rabbini tanıyan ve O’na bağlı olan insan, bu bilinçle ihlas ve samimiyetle Rabbin ölçüleri doğrultusunda bir hayat sergileyerek O’nu yüceltmesini bilmelidir. Bu bağlamda elbette niyet önemlidir, onun için amellere değer kazandıran yahut onları değersizleştiren niyetlerdir, denilmiştir. Onun için müminin niyeti, amelinden hayırlıdır. Buna göre kişi münafıkça namaz kılsa, infâk etse, hatta cihad etse Allah katında bunun bir değeri ve anlamı yoktur. O yüzden bütün amellerde niyet önemli ve gereklidir. Sözgelimi bir kişi namaz ritüellerini spor yapmak amacıyla tekrar edip dursa, namaz kılmış olmaz. Gösteriş için yardımlarda bulunsa, can pazarı cephede vuruşsa, Allah katında infâk etmiş yahut cihad etmiş olmaz. Yine bir kişi diyet yapmak için sabahtan akşama kadar aç susuz kalsa, oruç tutmuş olmaz. Turistik bir gezi olarak Ka’be’yi ziyaret etse, herkes dönüyor diye etrafında dönse tavaf yapmış olmaz. Onun için niyet önemlidir, ibadetlerin temel rüknüdür.

Ne var ki niyet tek başına yeterli değildir. Zira niyetleri tahkik eden, ispat eden o niyetler doğrultusunda yapılacak amellerdir. Bu sebeple hiç kimse ben iyi niyetliyim, benim kalbim temiz, ben hep iyi şeyler düşünürüm diyerek kendisini ibadet ve taatten, sâlih amelden vareste tutamaz. Nitekim Yüce Allah, peygamberimize onun şahsında bizlere hitap ederek şöyle buyurmuştur: Rabbini hamd ile tesbih et, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et. Buna göre Allah’ın ölçülerine göre sürecek bir hayat demek olan kulluk ölene kadar kesintisiz sürecektir.

Bu hitap karşısında Peygamberimiz de son nefesine kadar kulluk ve ibadet etmeyi sürdürmüş, yaptıklarıyla yetinmemiş sâlih amellerini artırarak devam ettirmiştir. O, Rabbin senin geçmiş gelecek kusurlarını bağışlayacak şeklindeki müjdelere rağmen bu halini sürdürmüştür. Onun elinde yetişen ashabı da benzer şekilde, kendilerinin bağışlandığına dair ayetler geldiği halde, ayet ve hadislerdeki müjdeleri aldıkları halde kulluk yarışında geri kalmamışlar, daha iyi ve daha ileri seviyede olmak için gayret etmişlerdir.

Konunun daha iyi anlaşılması için şu ayetleri okuyuverelim:

Doğrusu Biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır. Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir. Böylece sana, kimsenin güç yetiremeyeceği bir şekilde yardım eder.

Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahsetmiştir. Allah, pek güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Allah, inanıp yararlı işler işleyen o müminlere, bağışlama ve büyük ecir va’d etmiştir.

And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah’ın inananlara nimeti boldur.

And olsun ki Allah, onları affetti. Allah çokça bağışlayandır, pek merhamet edendir.

Allah’a tevbe eden, kullukta bulunan, O’nu öven, oruç tutan/O’nun uğrunda seyahat eden, ruku ve secde eden, uygun olanı buyurup fenalığı yasak eden ve Allah’ın yasalarını koruyan müminlere de müjdele.

İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnutturlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.

Ashaba dünya ve ahiret müjdeleri sunan bu ve benzeri ayetler sahabeyi Allah yolunda koşturmaktan geri koymamış, bu uğurda gevşeklik göstermelerine yol açmamış; tam tersine onlar, bu müjdelere layık kişiler olmak için daha bir gayretin içerisine girmişlerdir. Nitekim, Medine’nin iyi zamanlarında bazı Müslümanlar birazcık rehavet gösterecek gibi olduklarında hemen gelen şu uyarıyla sarsılmışlar ve kendilerine gelmişlerdir:

İnananların gönüllerinin Allah’ı anma ve O’ndan inen gerçeğe içten bağlanma zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir.

Bu ayetin iniş sebebiyle ilgili İbn Abbâs şöyle der: Allah Teâlâ, muhacirlerin kalplerinin yavaş geliştiğini belirterek onları uyarmak üzere bu ayeti indirmiştir. İlk Müslümanlardan olan İbn Mesûd’un söylediğine göre, İslam’ın gelişinin üzerinden dört yıl kadar geçmişken bazı Müslümanlarda gevşeklik belirdi ve Yüce Allah bu ayeti ile böylelerini uyarmıştır.

Bir başka rivayete göre ise Hz. Peygamberin ashabı Medine’de bolluk ile karşılaştıklarında çokça şakalaşıp gülmeye başlamışlar, bir kısmı da şimdiye kadar bizler Allah Rasülüyle beraber olacağız diye bağ bahçe işlerimizi ihmal ettik, şimdi Müslümanların sayısı çoğaldı, biz biraz aksattığımız dünya işlerine yönelelim diyecek oldu. Onları uyarmak için nübüvvetin on üçüncü yılında yahut hicretten bir yıl kadar sonra bu ayet indi. Yine ayetin münafıkları uyarmak için indiği de söylenmiştir. Bu rivayetlerin hepsi doğrudur, ayet hem o günkü insanları hem de bugün benzeri durumlara düşen Müslümanları uyarmaktadır.

İbn Ömer, bu ayeti okur sonra Evet, o vakit geldi Rabbim der ve ağlardı. Halbuki İbn Ömer, başından beri Allah’a kullukta devamlı olan, O’nun dinine hizmetten hiç geri kalmamış bir sahâbî idi. Ama o her okudukça ayetleri önce kendi üzerine alıyor ve ayetteki uyarılardan önce kendisi ders çıkarıyordu. Nitekim Tâbiûn büyüklerinden Hasen Basrî, ayetle ilgili şunları söyler: Vallahi bu ayet, namaz kılan, oruç tutan, güzel ameller işleyen kimseler, Allah Rasülünün ashabı hakkında indi. Onlar ayetle uyarıldılar ve bu uyarıyla birlikte Müslümanlıklarını daha da güzelleştirdiler.

Bu ayet daha sonra gelen Fudayl b. Iyaz ile İbnu’l-Mübarek gibi pek çok kişinin tevbe ederek zühde yönelip güzel Müslümanlar olmasına vesile olmuştur. Abdullah b. Mübarek şöyle anlatır: Bir gün dostlarımla birlikte bahçemizde eğleniyorduk. Mevsim, ağaçların türlü meyvelerle yüklü olduğu bir zamandaydı. Geceye kadar yedik içtik, sonra da uyuduk. Ben ud ve tambur çalmaya çok düşkün birisi idim, Geceleyin kalktım ve çalmaya başladım. Sinan da şarkı söylemek istedi. Başımın üstündeki bir ağaçta da öten bir kuş vardı. Elimde bulunan ud ise istediğim gibi çalınıyordu. Ansızın şu ayetin okunduğunu duydum. İnananların gönüllerinin Allah’ı anma ve O’ndan inen gerçeğe içten bağlanma zamanı daha gelmedi mi? Bunun üzerine ben evet, Allah’a yemin ederim ki onun zamanı geldi dedim, udu kırdım, yanımda bulunan arkadaşları gönderdim. İşte bu olay, benim zühd hayatına yönelmeme sebep oldu.

Fudayl b. Iyaz da âşık olduğu kızla sözleşmiş ve ona ulaşmak için evinin duvarına tırmanırken Kur’ân okuyan birinin İnananların gönüllerinin Allah’ı anma ve O’ndan inen gerçeğe içten bağlanma zamanı daha gelmedi mi? ayetini okuduğunu duydu. Hemen, vallahi o vakit geldi diyerek döndü ve Tevbeye sığındı.

Bu açıklamalar ışığında şunları söyleyebiliriz: Ayet müminlere sesleniyor ve onları Allah’ı anarak, O’nun azametini düşünerek kalplerinin haşyetle dolmasını, müminlerin titreyip kendilerine gelmesini, asla kullukta gevşeklik göstermemelerini istiyor. Allah’ı anarak ve inen ayetleri okuyup anlayarak. Demek ki kalplerin titreyip huşu ile dolması için Allah’ı anmaya, hatırlamaya ve ayetlerle yenilenmeye ihtiyaç var. Ellerindeki kitapla sapan Kitap ehli gibi olmamanın yolu da budur. Zira onlar, vahyin gelişinden epey bir süre geçtikten sonra, kendilerine inen ayetleri orijinal haliyle koruyamadılar, o ayetlerle amel etmekten geri kaldılar. Sonunda ilahî hakikatlerden uzak kalınca kalpleri katılaştı. Biz Müslümanların ise ellerinde indiği gün gibi ter ü taze olan, hiçbir hükmü değişmeden günümüze gelmiş Kur’ân ayetleri var. Müminler o ayetleri okuyup anladıkça yenilenecekler, titreyip kendilerine gelecekler ve Mevlalarının istediği sâlih amellerin adamı olacaklar. Bu anlamda Kur’ân ayetleri bizi coşturacak ve hep Allah yolunda koşturacaktır. Ama ayetlerden uzak kaldıkça, Rablerini unutacaklar, kalpleri katılaşıp yoldan çıkacaklardır.

O halde önce tashih-i niyet yapalım, niyetlerimizi ihlasla doğrultalım. Ardından bu iyi niyetlerimizin gereği sâlih amellerin adamı olalım. Unutmayalım ki iman, iddialı güzel sözleri söylemekten, İslam ise temennilerden ibaret değildir. Aksine iman, gönüllerde kökleşip dil ile cihana ilan edilen ve davranışlarda kendisini gösteren ruhtur. İhlasla O’nun yolunda koşturanlara selam olsun!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir