Vııı. Emir
DOSDOĞRU OLMAKLA EMROLUNDUK
فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Sen, beraberindeki tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Aşırı gitmeyin, doğrusu Allah yaptıklarınızı görür. (11 Hûd 112)
Bundan dolayı artık sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: «Allah’ın indirdiği Kitaba inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O’nadır. (42 Şura 15)
Peygamberimizi ihtiyarlattığı söylenen ayettir, bu ayet. Bu konuda Peygamberimiz, “Beni Hûd suresi ve kardeşleri (Vakıa, Hâkka, Mürselat, Nebe’, Tekvîr, Ğâşiye) ihtiyarlattı” buyururken bunu açıkça ifade ediyordu. Evet O, Kur’ân’ın ilk muhatabıydı. O Kur’ân ayetlerini öncelikle kendine okuyor ve onların gereklerini yerine getiriyordu. Bunun için O, okuduğu ayetlerin mesajını çok iyi anlıyor ve onları yerine getirme konusunda sorumluluğunun bilinci içerisinde hareket ediyordu. O, insanlığın gidişatını görüyor ve onu kendine dert ediyordu. Bunun için de gece gündüz, durup dinlenmeden çalışıyordu. Yanlış yolda durmaya devam eden insanların başına, geçmiş ümmetlerin başına gelen helâklerin gelmesinden ve insanların hesap günü cehenneme sevk edilmelerinden endişe duyuyordu.
Adı geçen bu surelerde gerçekleri yalanlayan, Allah’a ve elçilerine başkaldıran geçmiş kavimlerin nasıl helak edildiklerini, kıyametin dehşetli anlarını tasvir eden, diriliş ve hesap günü ile cennet ve cehennemi tasvir eden ayetler yer almaktaydı. Nitekim İbn Abbas, Peygamberimize “Emr olunduğun üzere dosdoğru ol” ayetinden daha ağır bir ayet inmediğini, bu yüzden peygamberimizin “Beni Hûd suresi ihtiyarlattı” dediğini bildirir. Onun ümmeti olarak bizler, Kur’ân ayetlerin ne kadar ciddiye alıyor, onun emirleri karşısında ne kadar titriyor ve onların gereklerini yerine getirme konusunda ne kadar gayret ediyoruz?
Sen, beraberindeki tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Aşırı gitmeyin, doğrusu Allah yaptıklarınızı görür.
İstikamet üzere olmak/dosdoğru olmak, Kur’ân üzere olmak, Kur’ân’a göre yaşamaktır. Kur’ân yolundan ayrılıp Yüce Allah’a baş kaldırmak ise tuğyandır. Yine istikamet, tevhid üzere olmaktır. Nitekim ayette, Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da doğrulukta devam edenler ifadesi yer almıştır. İslam’ı bir cümle ile tanımlarken Peygamberimiz de Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol buyurmuştur. Çünkü Rabbim Allah’tır diyen kişi O’nun emirlerine uyarak yasaklarından kaçınarak istikamet sahibi olacaktır. İstikâmet tâat üzere olmak ve Allah’a itaatin hakkını vermektir. İstikamet üzere olmanın sınırını Yüce Allah çizmiştir. Onun için şuna göre, buna göre değil, Rabbin çizdiği sınırlara göre, O’nun emir ve ölçülerine göre istikamet üzere olunur. İstikâmet kelimesinde, bir şeyi talep etmek manası vardır. Buna göre kişi, dosdoğru olmayı, istikamet üzere kalmayı Rabbinden isteyecek, Rabbim bizden istediğin gibi dosdoğru olmayı bana nasip et diye niyaz edecek ve bu duasını gerçekleştirmek için gayret edecektir. Nitekim biz Fatiha duamızda, Rabbimiz, bizi dosdoğru yola ilet diye yalvarıyoruz.
Hz. Peygamberin istikamet üzere olması, tebliğ vazifesini hakkıyla yerine getirmesidir. Zira Yüce Rabbimiz bu konuda ona şöyle buyurmuştur: Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. O, her konuda olduğu gibi istikamet üzere kalma konusunda da bizlere en güzel örnekliği sunmuştur. O, her zaman, her yerde, her şartta ve herkese karşı istikamet üzere olmanın en güzel örneklerini bize göstermiştir.
Emrolunduğun gibi dosdoğru ol emri yalnızca Peygamberimize değildir. Emir Ona ve onunla beraber olanlaradır. Aslında ayet onunla beraber olmanın da yolunu bize öğretmektedir. Dünya ve ahirette Peygamberle beraber olabilmek için onun gibi dosdoğru olmak gerekmektedir.
Öte yandan dosdoğru olabilmek için müminler topluluğu olarak birlikte hareket etmek de son derece önemli ve gereklidir. Zira dosdoğru olmak, her zaman ve her şartta tek başına gerçekleştirilebilecek bir eylem olmayabilir. Onun için müminler iyiliği hayata hâkim kılma konusunda birbirlerine yardımcı olmalıdırlar. Zaten İslam kardeşliği, dini yaşamada kardeşinin yanında olmak değil midir?
Ayette dosdoğru olma emrinin karşısında aşırı gitmeyin emri yer almıştır. Demek ki dosdoğru olunmazsa, tuğyan ve aşırılıklar kendini gösterecektir. Doğruların yanında yer alınmazsa, azgınların safında yer alınmış olacaktır. Nitekim konumuzla ilgili ikinci ayetimizde de dosdoğru ol emrinden hemen sonra onların heveslerine uyma kaydı gelmiştir. Çünkü dosdoğru olma, hakka ve hakikate uymadır; aksi ise azgınların hevâ ve heveslerine uymadır. Biri cennete götürecektir, ikincisi cehenneme. İlki sahibini izzetli ve huzurlu bir hayata taşıyacaktır; ikincisi ise sahibini zelil ve huzursuz edecektir.
Dosdoğru ol emrinin ardından, Allah’ın Kitabına iman ve adaletle hareket etme emirleri gelmiştir. Aslında bunlar birbirinin devamı ve gereğidir. Zira İman, doğruluk ve adalet birbirini gerektiren ve birbirini tamamlayan şeylerdir.
İnsan ne yaparsa yapsın, kimin safında yerini alırsa alsın nihayetinde bunun sonucuna katlanacaktır. Hiç kimsenin yaptığı yanına kalmayacaktır. Onun için ilk ayetimiz doğrusu Allah yaptıklarınızı görür ifadesiyle, ikinci ayetimiz ise Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O’nadır ifadesiyle son bulmuştur. O halde yapıp ettiğimiz her şeyin O’nun tarafından görüldüğünün, bilindiğinin ve yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimizin bilincinde hareket etmeliyiz.
