Ayet: Su ve Derya Ayeti

Su, her canlının yaratıldığı ana unsurlardan biridir. Yüce Yaratıcının Arşı da suyun üzerindedir. Su hayattır ve hayat sudandır. Su, temel bir besin olmanın yanında maddi ve manevî kirlerden arınma aracıdır. Su, dünyada olduğu gibi cennetliklerin cennette de onsuz olamayacağı bir nimettir. Yüce Allah, suyu ölçülü olarak, canlıların ihtiyacını karşılayacak şekilde var etmiş ve onu ölçülü bir şekilde kullanmamızı murat etmiştir. Bu büyük nimete karşılık bizden şükür istenmektedir. Nimete şükür, nimetin farkında olmak, nimetin asıl sahibini tanımak, nimeti bir emanet olarak görüp onu sahibinin belirlediği ölçüler çerçevesinde kullanmak ve dilimizle sahibine teşekkür etmekle mümkündür. Su nimetinin şükrü de onu fark etmekle, önemini kavramakla başlar. Onu asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda dengeli bir biçimde kullanmakla devam eder. Onun bir emanet olarak elimizden alınıvereceğini düşünüp sahibine çokça şükretmekle kemale erer.

Suyun, ölü arzı yeniden yeşertmesi, ölülerin tekrar dirileceğinin en açık delillerinden biridir. İnsan kâinat ayetlerini bu gözle okumalı, su üzerinde derinlemesine düşünmelidir. Bugün çoğumuz, sürekli olarak içtiğimiz ve ölçüsüzce tükettiğimiz su nimetinin farkında değiliz. Evlerimizdeki musluklarımızda akan o nimetin asıl sahibini tanımıyor, O’nu hatırlamıyoruz. O nimeti, yerli yerince kullanmıyor, diliyle nimet sahibine gereği gibi teşekkür etmiyoruz. Oysa su nimeti, ibadetlerin yapılabilmesi için gerekli olan bir nimettir. Aynı şekilde hayatımızı sürdürebilmemiz için olmazsa olmaz nimetlerin başında su gelir. İnsanlık su nimetini gereği gibi değerlendiremediği için, yaklaşmakta olan su savaşlarının korkusuyla yaşamaktadır bugün.

İslam’a su ile arınarak girilir (ğusl), İslam’a girdikten sonra da müslümanın maddî ve manevî hayatı su ile devam eder. Suyu adabına uygun olarak içer, onu israf etmeden su ile abdest alır, temizliklerini yapar. Ve nihayet Müslüman suyla yıkanarak bu dünyadan göçer gider.(ğasl). Öteki âlemde de onu cennet suları beklemektedir.

İslam, suyu kullanma adabını da en güzel bir şekilde belirlemiştir. İslam’ı doğru anlayanlar, su nimetinin kıymetini bilen ve onun yerli yerince kullanan kimselerdir. Bugün Müslüman olduğunu söyledikleri halde, su nimetini yerli yerince kullanamayanlar ise, İslam’ı doğru ve kâmil manada anlamayanlardır. Zira İslam, akarsu yahut deniz kenarında bile abdest alınırken suyu ölçülü olarak kullanılmasını, onda israf yapılmamasını emreder.

Kur’ân hem bu dünya sularından bahseder, hem de öteki dünya sularından. Çeşitli isimlerle anar onları. Mâ, maîn, matar, gays, ayn, nehir, bahr gibi… Kur’ân’ın bu farklı anlatımları, suyun farklı tonlarına, kaynaklarının, çıkış ve akışlarının farklılığına işaret etmek içindir.

Kur’ân, gökten inen sulardan bahseder. Sonu rahmet olan yahut azab olan suları söz konusu eder. Yerden fışkıran sulardan bahseder. Birbirine karışmayan sulara işaret eder. Sıcak ve soğuk su akıntılarına dikkat çeker. Tatlı ve acı sulara vurgu yapar. Ahiret sularından bahseder. Cennet ırmaklarını tekrar eder. Akan sulardan, bol bol meşrubatlardan, sütten ve baldan oluşan cennet nehirlerini anlatır.

Bu anlatımlar, her seviyedeki herkesedir. Tıpkı suyun, tarih boyunca her canlının en temel ihtiyacı olduğu gibi, herkes Kur’ân’ın bahsettiği bu suları su gibi içmeli, tefekkürle okumalı, derinlere dalıp üzerlerinde düşünmeli ve onlardaki ilahî kudreti/mesajı anlamalıdır. Bütün bu anlatımlar, her seviyedeki her insan, her yerde bulunan sudaki hakikati görsün, su nimetinin farkına varsın, onun gerçek sahibini tanısın ve onu O’nun yolunda, O’nun ölçüleri doğrultusunda ölçülü bir biçimde kullansın diyedir. Suyun kıymeti bilinsin diye anlatılır bütün bunlar. İnsan içsin bu envai çeşit sulardan, yüzsün, yararlansın, yunsun yıkansın, arınsın, şifayâb olsun, onlardan sonra da hem diliyle hem de haliyle Elhamdülillah desin, nimetin sahibine şükretsin. Su araştırmacıları, sulardaki sertlik derecelerini tespit etsin, tatlısı acısıyla, soğuğu sıcağıyla birbirine karışmayan suları araştırıp incelesin ve sonuçta su gibi aziz olsunlar diye anlatır Kur’ân su akıntılarını.

Kur’ân’da kullanılan su kavramlarının hem dünya hem ahiret suları için kullanılması, suyun dünya ve ahiret nimeti olarak görülmesi ve kıymetinin bilinmesine işarettir. Kur’ân’da söz konusu edilen bu sular, cennet suları olsa da dünyadaki sulara benzetilerek anlatılmıştır. Zira insan dünyadaki çok farklı şekillerde oluşan, kaynayan, farklı özellik ve güzelliklerde olan sulara aşinadır. O, farklı özellik ve güzellikteki bu sularla hayatını devam ettirir, bunların hayatındaki yerini ve önemini yaşayarak görür. Cennette de bu dünya sularına benzer, ama onlardan çok daha özel ve daha güzel sular olduğunu bilir, o sularla bezeli cenneti hak etmek için gayret eder. Ve insan bilir ki Yüce Yaratıcının büyük ikramı olan su, aynı zamanda cennet nimetidir ve azizdir, korunmaya değerdir. Bu bilinçle suyu israf etmekten, yersiz kullanmaktan sakınır.

Kur’ân’da su nimetine dikkat çeken pek çok ayetten bir kaçı şöyledir:

O’nun Arşı suyu kaplamışken…

Onlar, her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi?

Rüzgârlar‎ rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Biz, ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve nice insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik.

Sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu.

Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu arzda durdurduk. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.

Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik.

Yerden suyunu ve otlağını çıkardı.

Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık. Ta ki, onların meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal ettiklerinden yesinler. Hala şükretmeyecekler mi?

O, gökten su indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik… Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.

Bu anlatımlarda Yüce Yaratıcının ikramı olan su nimetinin tüm her şeyi ilgilendiren bir büyük nimet olduğu, her canlının varlığını sürdürme sebebi olduğu özellikle vurgulanmıştır. Yüce Rabbin izniyle gökten inen, yerden fışkıran sularla ölü arzın dirildiği, canlıların yaşadığı, gemilerin yüzdüğü hatırlatılmıştır. Yine ayetlere göre rahmet ve rızık kaynağı olarak nitelenen su, temizleyip arındıran, yeryüzünü stratejik hale getiren bir nimettir.

Yine Yüce Rabbimiz, tonlarca ağırlığı kaldırması ve taşımasıyla, sayısız canlıyı bağrında barındırmasıyla denizleri de O’nun ayetleri olarak bizlerin dikkatine ve istifadesine sunar:

Size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi O’nun ayetlerindendir. Bunlarda, düşünen toplum için dersler vardır.

Size rahmetinden tattırsın, emriyle gemiler yüzsün, fazlından (nasibinizi) arayasınız ve şükredesiniz diye (hayat ve bereket) müjdecileri olarak rüzgârları göndermesi de Allah’ın ayetlerindendir.

(O öyle lütufkâr) Allah’tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin (yararlanman‎z) için akıttı.

Denizde dağlar gibi akıp gidenler (gemiler) de O’nun ayetlerindendir.

Sonuç olarak bizler, her su damlacığını Yüce Allah’ın varlığına ve erişilmez kudretine delalet eden bir ayet ve şükrü zor eda edilir bir nimet olarak görmeli, bu bilinçle ondan istifade etmeliyiz. Deniz-deryalara bu ibret nazarıyla bakıp O’na şükretmeliyiz. O’nun ayetini, O’nun nimetini O’nun ölçüleri doğrultusunda kullanmalıyız.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir