Ayet: Kâinatın Yaratılışı
Yaratma, yoktan var etme, Yüce Rabbimizin eşsiz ve erişilmez kudretini ortaya koyan en büyük ayettir. Var olan her şey bu ayetin tezahürüdür. Kâinatta var olan her şey, Yüce Yaratıcının varlığını ve birliğini haykırır. Yaratılmış varlıkların sayısı sınırsızdır. Farklı farklı özellik ve güzellikte var olan her şey kendi haliyle, kendi diliyle, kendi duruşuyla Yüce Yaratıcının varlığına işaret eder. Dolayısıyla Yüce Rabbin varlığına birliğine delalet eden ayetler sınırsızdır. Her insanın seviyesine, kapasitesine göre ayetler bu gerçeği haykırırlar. Her bir ayet, inkârcı insanın önündeki bütün mazeretleri ortadan kaldırmaktadır. Artık bunca ayet karşısında hiç kimse, ben bilemedim, göremedim, kavrayamadım, anlayamadım deme hakkına sahip değildir. Onun için davetçiler olarak bizler, farklı seviye ve kapasitede olan insanlara, anlayış, eğilim, seviyelerine göre bu ayetleri sunabilmeliyiz. Bu yüzden de davetçi çok çeşitli ayetleri, çok yönlü olarak insanlara sunma donanımına sahip olmalıdır.
Cansız/cemâdât dediğimiz varlıklar, bitkiler/nebatât, hayvanât, insan, cin ve melekler… Hepsi Yüce Rabbin varlığını söyler dururlar. Sayısız ayetlerle kuşatılmış olan, her daim bu ayetlerle iç içe yaşayan ve bu ayetlerle birlikte yaşamak zorunda olan insanın bu ayetleri görmemesi, fark etmemesi düşünülemez. İnsanın hayat yolu üzerinde bulunan her varlık insana bu gerçeği söylemek ister.
Kâinatta var olan hiçbir şey boşuna ve anlamsız değildir. Her varlığın belli bir yaratılış gayesi vardır ve hemen bütün varlıklar bu yaratılış gayelerine uygun hareket ederler. Bunlardan yalnızca insan ve cinler içerisinde, bu ritmi, bu uyumu bozmak isteyenler vardır. Tarih boyunca davetçiler, bu ahengi bozmak isteyenlerle mücadele etmişler, onların yeniden bu ahenkli sisteme dâhil olmasını hedeflemişlerdir. Zira kâinatta her şey evrensel gerçek üzerinde tevhid eder. Tevhid dininin en temel hedefi de varlıklar arasında ve içerisinde bu tevhidi muhafaza etmek, onu bozmak zedelemek isteyenlere fırsat vermemektir.
Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkâr edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkârcıların haline! Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler. Evet, var olan hiçbir şey boşuna ve anlamsız değildir. Haşerat, börtü böcek, taş toprak ve benzeri her yaratılan şeyin bile bir var oluş gayesi vardır. Bu gaye ve hikmetlerin bir kısmını insan bilebilir, bir kısmını bilemeyebilir. Ama insanın bilmemesi, görmemesi gerçeği değiştirmez, o varlıkların anlamsız ve gayesiz yaratıldığını göstermez. Bir sivrisineği, bir solucanı gören insan, bunlara ne gerek vardı, bunlar niçin yaratıldı deme yerine, bunların yaratılışındaki hikmetleri bulmaya gayret etmelidir.
Evet yaratılış, Yüce Rabbin en açık ve en büyük azamet ve kudret göstergesidir. O’nun yaratma sıfatı her varlıkta ayrı bir şekilde ve sürekli olarak kendini gösterir. O her an kâinata tasarruf etmektedir. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? O, cumartesi günü de bir yaratma ve yönetme işindedir, diğer günlerde de. O, yaptıklarından dolayı yorulmaz ki dinlenme ihtiyacı duysun. Zira yorulma ve dinlenme, Yaratıcı için söz konusu olamaz; yorulup dinlenme ihtiyacı duyan da yaratıcı olamaz. Onunu için Yüce Allah, her an yeni bir yaratma, yok etme, rızık verme, merhamet etme, azap etme işindedir.
Yüce Rabbin yaratma ayetlerinin en büyüğü kâinat kitabının iki büyük suresi olan göklerin ve yaratılışı, her ikisinin de sayısız varlıklarla donatılışıdır. Bu ayetlere dikkatlerimizi çekerken Kur’ân şöyle der:
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan) birçok deliller vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: «Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru» , derler.
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.
Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O’na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.
Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler. Göklerde ve yerde inananlara nice dersler vardır. Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır. Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah’ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgârları yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır.
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah’ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
O’nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.
Gece olsun gündüz olsun, uyumanız ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) aramanız da O’nun (varlığının) delillerindendir. Gerçekten bunda, işiten bir kavim için ibretler vardır.
Yine O’nun delillerindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümünün ardından arzı onunla diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için (alınacak) dersler vardır.
Göğün ve yerin O’nun buyruğu ile durması da O’nun (varlığının) delillerindendir. Sonra sizi topraktan bir çağırdı mı hemen (kabirlerinizden) çıkıverirsiniz.
Gece ve gündüz, güneş ve ay O’nun ayetlerindendir. Eğer Allah’a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin!
Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın ayetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir. İşte onlara bir ayet: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.
Gökleri, yeri ve bunların içine yayıp ürettiği canlıları yaratması da O’nun delillerindendir. O dilediği zaman bunları bir araya toplamaya da kadirdir.
O halde şu eşsiz ve uçsuz bucaksız gök kubbenin altında yaşayan ve yine eşsiz ve uçsuz bucaksız yeryüzünde varlığını sürdüren insan, kâinat kitabının bu ayetlerini fark etmeli, üzerinde tefekkür ederek okumalı, araştırmalı ve bu ayetlerin hep birlikte seslendirdiği tevhid çağrısına kulak vermelidir. Yer ve gök içerisinde insanlığın ve diğer varlıkların hizmetine sunulmuş olan sayısız nimetlerin kadr ü kıymetini bilmeli, onları Yüce Yaratıcının emaneti olarak görmeli ve onları O’nun ölçüleri doğrultusunda kullanmaya çalışmalıdır.
Unutmayalım ki hizmetimize sunulan ve sahibine hiçbir ücret ödemeden kullandığımız bu nimetlerden sorumluyuz. Onları sorumsuzca tüketemeyiz, onları günahlara alet edemeyiz.
Işığı ve ısısı ile güneş ve ay bizim zaman ölçeklerimizdir… Göklerin süsü avizesi olan yıldızlar bizim yol göstergelerimizdir… Tüm katmanlarıyla semalar bizim hayatımızı düzenli bir şekilde sürdürmemizin sebeplerindendir… Bütün densizliğimize rağmen bizi sırtında taşıyan, yer altı ve yer üstü zenginliklerini cömertçe bize sunan, bütün atıklarımızla birlikte öldükten sonra bizi bağrına basan yeryüzü bizim anamızdır… Gecesi gündüzü, şimşeği yağmuru, kışı baharı ile gökte ve yerde şahit olduğumuz her olay bizler için bir uyarı ve bir alrm zili mesabesindedir… Ve nihayet bütün bunları var eden, bize boyun eğdiren, her şeyin asıl sahibi olan Yüce Allah da bizim yaratıcımız ve yöneticimizdir.
Ey akıl ve basiret sahipleri ibret almaz mısınız? Yüce Rabbin, hakka ve hakikate çağıran ayetlerinin yanından geçer gider misiniz? O ayetleri Rabbinizi tanımaya, O’nun rızasını kazanmaya ve O’na yaklaşmaya birer vesile kılmaz mısınız?
