Kardeş Ayetler
Ayetleri Fark Ederek Okumalı
Ayet, sözlükte bir şeyin ve bir amacın mevcudiyetini gösteren alamet, bir şeyin iç yüzü, delil, nişane, ibret, işaret, ibret, mucize gibi anlamlara gelir. Çoğulu âyât ve ây gelir. Kur’ân’da tekil ve çoğul olarak 382 defa geçer. Bu kullanımlarda delil, mucize, Kur’ân’ın tamamı yahut bir kısmı, kıyamet alametleri için kullanılmıştır.
Hadislerde aynı manalarda kullanılırken mesela meşhur hadislerde güneş ve ay Allah’ın ayetlerinden sayılmış güneşin batıdan doğması kıyamet alametlerinden sayılmıştır.
Mutlak anlamda ayet fiilî/kevnî/tekvînî/ilmî ve kavlî/teşriî/lafzî/tenzîlî/vahyî ayetler olmak üzere iki grupta değerlendirilmiştir. Bunlardan ilki Kâinatta Yüce Yaratıcının varlığına delalet eden sayısız ayetlerdir. İkincisi ise Peygamberlere indirilen ilahî mesajların tamamı için kullanılmıştır. Kur’ân ayetleri muhkem (manası belirgin)/müteşâbih (birkaç manaya gelebilen), mücmel/mübeyyen/müfesser(açıklanmaya muhtaç) ayetler gibi kısımlara ayrılmıştır.
Yine Kur’ân ayetleri indiği yere göre Mekkî (Hicretten önce inen)-Medenî (Hicretten sonra inen); arzî (arzda inen),-semâvî (gökte inen); indiği zamana göre şitâî(kışın inen)-sayfî (yazın inen), hazarî-seferî (hazarda-seferde inen), nehârî (gündüz inen)-leylî (gece inen) gibi isimlerle anılmıştır.
Kur’ân’ın en kısa ayetleri Yâsîn, er-Rahmân, Müdhâmmetân, Sümme nazara, Ve’l-fecr, Ve’d-duhâ, Ve’l-asr gibi cümlelerdir. Alak suresi ilk beş ayeti, ilk inen ayetlerden; Fatiha suresi ilk inen surelerden sayılırken, Mâide 3, Nasr suresi ayetleri, Nisâ 176, Tevbe 128-129 ve Bakara suresi 281. Ayetler son inen ayetler olarak gösterilmiştir.
Ayet sayısı konusunda da farklı rakamlar telaffuz edilmiştir. Bu, besmelenin her bir surenin ilk ayeti sayılıp sayılmaması, bazı sure başlarında bulunan hece harflerinin müstakil bir ayet sayılıp sayılmaması ve bazı ayetlerin bir yahut birden fazla ayet sayılması gibi sebeplerden kaynaklanır. Elimizdeki ayet numaralı Mushaflardaki ayet sayısı 6236’dır. Daha çok ayetlerinin konulu tasnifiyle elde edilen 6666 rakamı kolay ezberlendiği için meşhur olmuştur.
İki ayeti ayırdığı için ayetlerin son harfine fâsıla denir. Andolsun ki Kur’ân’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık, var mı öğüt alan (Kamer 54/17, 22, 32, 40) ayeti 4 kere; Benim azabım ve uyarım nasılmış (Kamer 54/ 16, 18, 21, 30) 4 kere; o gün yalanlayanların vay haline ayeti Mürselât suresinde 10 kere; Öyle iken Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız ayeti Rahman suresinde 31 kere tekrar edilmiştir. Aslında bu tekrarların her biri bulundukları yerde çok önemli ve ayrı hikmet ve mesajlar içerirler.
Allah’ın Ayetleri Birbirinin Kardeşidir.
İnsan ayetlerle kuşatılmıştır. Kâinat kitabının hemen her satırı onun için ibret verici, uyarıcı, yol gösterici birer ayettir. Bunun yanında kutsal Kitap ayetleri benzer şekilde onu uyarmaya, onu doğru yolda tutmaya, saptığında yeniden doğru yola getirmeye devam etmiştir. Bunların hepsi aynı kaynaktan, benzer amaçlar için gelen ayetlerdir. Bu ayetler ister cümleler halinde olsun, ister olaylar şeklinde görülsün hepsi Yüce Allah’tan gelen, O’nun varlığına delalet eden ayetlerdir. İster hissî olsun, ister manevî olsun O’nun erişilmez kudretini haykıran ayetlerdir.
Her Kur’ân cümlesi, gerçeği açıklayan, Yüce Yaratıcının varlığına, birliğine ve erişilmez kudretine işaret eden delillerdir. Kur’ân’ın her bir ayeti okunup anlaşıldıkça eşyanın hakikati daha iyi anlaşılır, O’na giden yolda mesafe kat edilir ve O’na bir adım daha yaklaşılmış olur.
Kur’ân’da mucize kelimesi geçmez. Ayet kelimesi mucize anlamında da kullanır. Şöyle ki her bir ayet insanı aciz bırakan eşsiz hakikat cümleleridir.
İnsan iki kitapla karşı karşıyadır. Her iki kitap da sayısız ayetlerle doludur ve her iki kitabın ayetleri birbirini açıklar, destekler. Zira iki kitabın sahibi de Yüce Yaratıcıdır. Bu iki kitap Kâinat kitabı ve Kur’ân-ı Kerîmdir. Bu nedenle Kâinat kitabının ayetleriyle Kur’ân’ın ayetlerini birlikte okumak son derece önemlidir. Çünkü bu ayetler birbirini teyit eden, birbirini açıklayan ayetlerdir. Bu ayetleri birlikte okumak insanı en doğru bilgiye ve bilgideki asıl amaç olan sahih imana ve sâlih amele götürür. Bunun için ilk inen ayetlerde oku emri iki defa tekrarlanır. Aslında bu emirlerden birincisi Kâinat kitabını okumaya, ikincisi ise Kur’ân ayetlerini okumaya yöneliktir. İnsanlık tarihi şuna şahittir ki tek taraflı okumalar her zaman insanları doğruya götürmeye, istikamette tutmaya yetmemiştir.
Sözgelimi Kur’ân’daki Şems (güneş) suresini ve güneşle ilgili ayetleri okuyan bir insan; semadaki güneş ayetini de okumalıdır. Semadaki güneşin, her yerde, her mevsim ve her zamanda farklı şekillerdeki doğuşunu, batışını, ısıtıp ışıtışını birlikte okumalı; her iki ayet grubunu birlikte tefekkür etmelidir. Aynı şekilde Kamer(ay) suresini ve ayla ilgili ayetleri okuyan bir kişi; semadaki ay ayetini birlikte okuyup değerlendirmelidir. Necm (yıldız) suresini ve yıldızla ilgili ayetleri okuyan bikrimse; semadaki yıldızları birlikte görmeli ve birlikte düşünmelidir. Kur’ân’daki İnsan suresini ve insanla ilgili yüzlerce ayeti okuyan bir mümin, insanı farklı yönleriyle birlikte okuyup tedebbür ve tefekkür etmelidir. Diğer ayetler için de durum benzerdir. Zaten insan, kâinata en fazla benzeyen, Kur’ân da insan başta olmak üzere tüm kâinatı en anlamlı bir biçimde işleyen ve değerlendiren ayetler mecmuasıdır.
Kur’ân, ayetleri birbirinin kardeşi ilan eder ve şöyle der: Onlara gösterdiğimiz her bir ayet (mucize) kardeşinden daha büyüktü. Ayetler birbirlerinin kardeşleridir. Herbiri farklı özellik ve güzelliklere sahiptir. Onlara muhatap olanların hepsine ihtiyacı ve hepsinden alacağı şeyler vardır. Kardeşlik, birbirini anlamayı, birbiriyle iletişim içerisinde olmayı, birbirine destek olmayı, birbiriyle uyumlu olmayı, birbirine muhalif olmamayı gerektirir. Her insanın eğilim ve etki alanı farklı farklı olabileceğinden İslam davetçileri insanlara çeşitli ayetlerle hitap edebilmelidir. Onun için de davetçi ayetlerle donanım ve sürekli yenilenme içerisinde olmalıdır. Ayetler lafız, mana ve muhteva bakımından farklı derecelerde olabilir, bu derecelenme insanlar için de farklılık arzedebilir. Sözgelimi biri için çok etkileyici ve çarpıcı gelen bir ayet, bir başkası için aynı etkiyi göstermeyebilir.
Bu ayetleri anlayabilmek için, onları önemsemek, onları fark etmek, okumak, üzerinde derinlemesine düşünmek, tekrar tekrar okuyup aklı kullanmak ve en önemlisi amaçları doğrultusunda kullanmak gerekir. Aynı şekilde onları okurken diri ve uyanık olmak, kalp gözüyle bakıp görebilmek gerekir. Nitekim geçmişte pek çok insan peygamberlerin elinde çok açık mucizeler/ayetler gördükleri halde onlara inanmamışlardır. Yine peygamberler, onlara Allah’ın açık ayetlerini okumuşlar, fakat çoğu insan yine inanmamış, ayetleri görmezden gelmiştir. Öte yandan insan Kâinat kitabının ayetleriyle iç içe yaşarken, çoğu zaman onlaır fark edememiş yahut onlardaki işaret ve uyarıyı alamamış ve sapkınlıktan kurtulamamıştır.
Yüce Rabbimiz, Kur’ân’da ayetlerin insanlara sunuluş gayesini şöylece belirler:
Yüce Allah, fark edelim, okuyalım, anlayalım, derinlemesine düşünelim, onlarla hidayete erelim, iman edelim, yakînî bilgiye erelim, takvalı olalım, aklımızı kullanalım, derinlemesine düşünelim, dersler alalım, ibretler çıkaralım, şükredelim diye ayetlerini anlatır da anlatır. Bu konudaki ayetlerde şöyle buyurulur:
Allah size ayetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.
O, bilen bir kavme ayetlerini açıklamaktadır.
Doğrusu bunda sakınan bir kavim için elbette nice deliller vardır!
İşte iyi düşünecek kavimler için ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.
Şüphesiz bunda dinleyen bir toplum için ibretler vardır.
Şüphesiz ki bunda çok sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
İşte bunda ibret alanlar (mütevessimîn) için işaretler vardır.
Şüphesiz bunda akıl sahipleri (Ülü’n-Nühâ) için (Allah’ın kudretine) işaretler vardır.
İman eden bir kavim için elbette bunda birçok ibretler vardır.
Sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.
Kur’ân’a göre, Allah’ın ayetleri karşısında insanlar şu iki gruba ayrılır: Müminler ve ötekiler.
Müminler, Allah’ın ayetlerini görürler, ötekiler görmezden gelirler.
Müminler, dinlerler, ötekiler ayetlere karşı sağır kesilirler, onları duymazdan gelirler.
Müminler, ayetleri fark ederler, ötekiler yanından geçer giderler ve onları önemsemezler.
Müminler, ciddiye alırlar, ötekiler alay ederler, dalga geçerler.
Müminler inanır, ayetlerle imanlarına iman katarlar; ötekiler kibirle inkâr ederler, inkârlarına inkâr katarlar.
Müminler, ayetler karşısında Yüce Allah’ın büyüklüğünü görüp O’na boyun eğer, göz yaşlarıyla secdelere kapanırlar; ötekiler ise burun kıvırıp geçip giderler.
Müminler ayetlerin kadr ü kıymetini bilirler, ötekiler az bir paha ile onları değişir ve satarlar.
Müminler sürekli hatırlarlar, ötekiler hep unuturlar.
Müminler, ayetler üzerinde derinlemesine düşünürler, ayetlerdeki hikmetleri kavramaya çalışırlar ve ayetlerin gereklerini yerine getirirler; ötekiler ise hiç düşünmezler, akıllarını kullanmazlar, yüzeysel olarak okur yahut dinler geçerler.
Bu konuda Kur’ân ayetlere karşı duyarsız kalanlara şöyle serzenişte bulunur:
Elbette sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara o daveti işittiremezsin. Körleri de sapıklıklarından (vazgeçirip) doğru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet göstererek ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.
