49 – Sahip Olduğumuz Şeylerin Hayrını Görmek: Bereket

Bereket, bugün en fazla özlemini duyduğumuz önemli bir kavramdır. Aslında bereket, tebarekte ya ze’l-celâli ve’l-ikrâm olan Yüce Allah ile irtibatlı olmak, asıl bereket kaynağından nasiplenmektir. Yüce Rabbimiz bize kendisini tanıtırken şöyle buyurur: “Celal ve ikram sahibi Rabbinin ismi ne yüce ve ne mübarektir!” İşte bereket, O’nun ismiyle işebaşlamak ve o işi O’nun ölçüleri doğrultusunda yapmanın sonucudur.

“Tebârake”, arapça çekimi olmayan bir fiil olup yalnızca Allah için kullanılır. İki Kur’ân suresi bu ifade ile başlar ve bu ifade toplam 9 ayette geçer. O’nun mübarek ismi ile bağlantılı olan her şey bereketli ve hayırlıdır. Bereketlenmiş anlamına gelen mübârek, Kur’ân’ın sıfatlarından biridir. “Sana indirdiğimiz bu Kitap mübârektir.” Kur’ân, Ka’be’nin mübarek bir beyit olduğunu ve Mescid-i Aksa’nın etrafının mübarek kılındığını hatırlatır. Onun bu bereketi, hem maddî hem de manevî bereketi kapsar. Zira Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yer fizikî olarak dünyanın en önemli, en stratejik, en mümbit toprağıdır. Aynı zamanda o bölge pek çok peygamberin tevhid mücadelesini gerçekleştirdiği manen bereketli merkezlerdendir. Kur’ân’ın indiği/inmeye başladığı gece de mübarek gece olarak nitelenir. Çünkü Keremli Kitap Kur’ân’ın gelmesiyle, sayısız hikmet ve bereketler dünyaya inmiştir.

Müminler olarak bizler, birbirimizi selamlarken Yüce Rabbimizin selam, rahmet ve bereketlerinin üzerimize olmasını söyleriz. Bu İslam selam cümlesinde, selam ve rahmet kelimelerinin tekil gelirken, bereket kelimesinin çoğul olarak berakât şeklinde gelmesi oldukça dikkat çekicidir. Namazda okuduğumuz ve peygamberimizin mirâc hatırası olan tahıyyât duasında da Peygamberimizi selam, rahmet ve bereketle anarız. Esselâmü aleyke eyyühennebiy, ve rahmetüllahi ve berakâtüh.

Bereket, bir şeyin hayırlı olması ve o şeyin hayrını görmektir. Bugün bizler, dünkü insanlara göre çok şeye sahibiz, ama çoğu zaman sahip olduklarımızın hayrını/bereketini göremiyoruz. Yüce Rabbimizin bize sunduğu ömür/zaman nimetinin hayrını göremiyoruz. Bize bahşedilen bedenimizin/sağlığımızın hayrını göremiyoruz. Tükettiğimiz sayısız nimetin hayrını göremiyoruz. Çoluk çocuğumuzun hayrını göremiyoruz. Akraba, dost ve arkadaşlarımızın hayrını göremiyoruz. Mal mülkümüzün hayrını göremiyoruz. Amel ve imanımızın hayrını göremiyoruz.

Şöyle ki: Ömrün/zamanın bereketi, onun her ânının zamanın asıl sahibi Yüce Allah’ın ölçüleri doğrultusunda kullanılmasıyla gerçekleşir. Eskiler, Rabbin yolunda harcanmayan zamanlarını ömürlerinden saymazlar, O’nun yolunda, O’nun rızasını kazanma uğruna geçirilmeyen zamanı ömür mü sayarsın derlerdi.

Bize sağlıklı olarak bahşedilen bedenimizin kıymetini, hastalanınca, onları kaybedince anlıyoruz. Tükettiğimiz nimetler, onların asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanılırsa, bize O’nun rızasını kazandırırsa bereketli olur. Aksi taktirde onlar, bizim için hesabı zor verilen şeylere dönüşür. Çoluk çocuğumuz, bizim dünya ve ahiretimizi huzur yurdu cennete dönüştürebilirse işte o zaman onların hayrını ve bereketini görmüş oluruz. Mal mülkümüz için de durum böyledir. İman ve amelimiz için de durum benzerdir. İmanlı olduğunu söylediği halde bir kimsenin imanı, onu doğrudan cennete götürmüyorsa, işlenen sâlih ameller makbul ve muteber ameller olarak bizleri iki cihan saadetine eriştirmiyorsa onların hayrını/bereketini görmemişiz demektir. Bir ayetinde Yüce Rabbimiz, imanın hayrını görmekten bahsederek şöyle buyurur: Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Ayete göre iman, sahibine hayır kazandırmalı, onu hayırlı kişi kılmalıdır. Kur’ân’ın istediği iman, hayra dönüşen, hayırlı amellerde kendini gösteren canlı bir imandır.

İnfâk Bereketi:

Sürekli tüketim içerisinde olan insanın harcamalarının da anlamlı olması, onların hayırda kullanılmasıyla mümkündür. Hayır harcamalarının genel adı infâktır. İnfâk, mümini nifaktan koruyan ve münafıklıktan farklı kılan en temel amellerdendir. Bu ise harcamaların Allah için, O’nun yolunda, hep hayırda yapılmasıyla mümkün olacaktır. Allah yolunda olmayan, Allah için yapılmayan harcamalarda hayır yoktur. Onun için dinimiz, kişinin çoluk çocuğuna helal rızık sağlayıp onlara ikram etmesini, yarım hurma kadar bile olsa infâk yapmasını sadaka saymıştır. Kur’ân Yüce Allah yolunda olan harcamaların bereketleneceğini pek çok ayetinde bize haber vererek bizi infâka davet eder. O ayetlerden birinde şöyle buyrulur:

“Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lutfu geniştir, O her şeyi bilendir.” Bu ayet de Allah yolunda yapılan harcamaların asla boşa gitmeyeceğini, verilenlere karşılık kat kat fazlasının bize geri döneceğini bildiriyor. Bu geri dönüş, sahip olduklarımızın bereketlenmesi şeklinde olabilir, dünya ve ahirette yeni nimetlere erme şeklinde olabilir. Bunun mahiyetini ve kemiyetini biz takdir edemeyiz. Bu hayır harcamalarından kazanacağımız sevap onların ne kadar içten, sevgi ile ve Yüce Rabbin rızası için yapılışına göre belirlenecektir. Ama biz şunu bilmeliyiz ki Allah için yapılan hiç bir harcama karşılıksız kalmayacaktır. Bu karşılık bazen hemen bu dünyada, bazen de öteki dünyada bize geri dönecektir. Onun için infâk kişinin kendine ve ahiretine yatırım yapmasıdır.

Ayette toprağa ekilen bir taneden bahsedilmektedir. Bu hiçbir hayır amelinin küçük görülmemesinin gereğine işaret etmektedir. İnsan bir tek tanecikten ne olur dememeli, sahip olduğu o küçücük şeyleri bile ekmeli. Hayrı küçük görmemeli, kimin için işlendiğine bakmalı. Bir hayır, şanı büyük olan Yüce Allah için yapılıyorsa değerlidir. Yüce Allah isterse o bir tek tanecikten her başağında yüz tane olan yedi başaklı bir bitki bitirir. Yani bir tane, yediyüz kat artmış olur. O, dilerse bire yediyüz kat fazlasını verir. Elbette bu bire yediyüz kişinin ihlas ve samimiyetine göre artacak yahut azalacaktır. Nitekim bundan sonraki ayetlerde, başa kakmadan, onur zedelemeden, gönül incitmeden infâka dikkat çekilir. Nasıl ki bir çiftçi, en seçkin bir tohumu, en uygun bir toprağa eker, bakımını en güzel bir şekilde yapar ve içtenlikle Rabbine tevekkül ederse, mahsülü bol olur. Tıpkı bunun gibi bir mümin de helal ve temizinden kazandığı bir malı, en fazla muhtaç olana, en layık olana, infâk ahlakına uygun olarak, ihlâs ve samimiyetle verirse o ölçüde ecir ve sevap kazanacaktır.

Bir başka Kur’ân ayetinde şöyle buyrulur: Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Şimdi düşünelim, bir kimse şu kadar parasını, şu kadar oranda faize yatırsa, sonuçta onun parası miktar olarak artacaktır. Bir başka kimse de parasının bir kısmını sadaka olarak hayra verse, onun parası da miktar olarak azalacaktır. Ama ayetimiz farklı söylüyor. Faizle elde edilenin eksileceğini, sadaka harcamasının da artacağını söylüyor. Ayete göre faiz fakirleştirir, sadaka ise zenginleştirir.

Demek ki artış yahut eksilme sadece miktarla ölçülebilen bir şey değildir. Sadakanın insana kazandıracağı iç huzur ve rahatlığın para ile ölçülmesi mümkün değildir. Onun için sadaka, hayatı anlamlı hale getirerek ömrü bereketlendirir. Sadakası verilen paranın kazanımları arasında, sahibine iç huzur kazandırması yanında, kalan paranın alım gücünün yüksek olması, sahibini görünen görünmeyen/bilinen bilinmeyen bir kısım belalardan/zararlardan koruması, ona dost kazandırarak muhtemel düşmanlıklardan koruması, verilen paranın da verildiği kişinin pek çok işini görmesi, kardeşlikleri pekiştirerek güçlü toplumlar kazandırması, ahirette pek çok sevap kazandırması gibi pek çok şey sayılabilir. İşte bunların hepsi berekettir.

Faizle/haramla elde edilen paranın kayıpları ise sayılamayacak kadar çoktur. Faizciye düşman kazandırması, bencillik, acımasızlık gibi hastalıklara düşürmesi, tefecileri şımarıklıkla kötülüklere düşürmesi, mağdurları suça itmesi, değerler aşınmasıyla toplumu zayıflatması, elde edilen malın alım gücünün düşmesi, görünen görünmeyen belaları getirmesi, sahibine günah kazandırması gibi… Bunların hepsi de bereketsizliktir.

Öyleyse berekete ermek için, bereket kaynağı Yüce Rabbimizle irtibatlı olmalı, O’nun ölçüleri doğrultusunda kazanmalı ve O’nun ölçüleri doğrultusunda harcamalıyız. Helal ve hoş olanından kazanıp, helal ve meşru yollarda harcamalıyız. Unutmayalım ki bereket, dünyevî ve uhrevî hayır kazanımlarının hepsidir. Bereket bizi dünya ve ahirette huzura ermemizi sağlayacak olan iksirdir. Bereket zamanı, mekanı, bedeni, evlad ü ıyali, imanı ve ameli, kısaca maddî-manevî tüm hayatı kuşatan kapsamlı bir kavramdır. Yüce Rabbimizin bereketleri hepimizin üzerine olsun!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir