Dinde Kanun Koyma Yetkisi ve Hz. Peygamber

Teşrî’, kanun koymak, yükseltmek, yol açmak, gemiye yelken yapmak anlamlarına gelir. Aynı kökten gelen şeriat sözcüğü ise; din, yol, su kaynağına götüren yol, kapı eşiği demektir. İslâm şerîatı deyimi ise Hz. Muhammed (s.a.s)’in getirdiği, temelde kitap, sünnet, icmâ ve kıyasa dayanan ibadetlere ve insanlar arası ilişkilere ait Allah ve Rasulün koyduğu esasları ifade eder. Şârî, şerîat koyan demektir. İslâm’da şâri’, Allah ve Rasulüdür. İslâm toplumuna gerekli kanun ve prensipler temelde bu iki kaynaktan gelir. Bu da vahiy ve sünnetten ibarettir. Hiç kimse bu kanunların yerine başka prensipler belirleme hakkına sahip değildir.

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُبِينًا

Allah ve Resulü bu işte hüküm verdiği zaman, artık mümin bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Bu yüzden Allah Resulünün emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine acı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.

وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

Peygamber size neyi verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan sakının. Allah‘tan korkun, çünkü Allah’ın azabı çetindir.

Evet dinde asıl ve öncelikli teşri’ yetkisi Yüce Allah’tır. Dinin sahibi Yüce Rabbimiz, Şâri-i Mutlak olup yegane hüküm koyucudur. Peygamber de Yüce Allah’ın elçisidir, o kendi hevasından konuşmayan ve din konusunda konuştukları vahiy olan elçidir.

Kur’ân- Kerim’de peygamberin teşri’ yetkisi olduğuna işaret eden ayetler vardır. Şöyle ki:

كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنِي إِسْرَائِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسْرَائِيلُ عَلَى نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرَاةُ قُلْ فَأْتُوا بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Tevrat’ın indirilmesinden önce İsrail’in kendilerine haram ettiğinden başka bütün yiyecekler İsrailoğullarına helal idi. Onlara de ki: Doğru sözlü iseniz Tevrat’ı getirip okuyun.

Demek ki Hz. Yakub peygamber bir kısım şeyleri kendisine haram kılmış, daha sonra o şeyler İsrailoğullarına da haram kılınmıştır.

يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنْ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمْ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمْ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالْأَغْلَالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِي أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ

O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir.

قَاتِلُوا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنْ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ

Kitap verilenlerden, Allah’a, ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.

Ayette Allah’ın haram kılmasından sonra Peygamberin haram kılmasının ayrıca zikredilmesi dikkat çekicidir.

Eşlerinin rızasını gözeterek, Allah’ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine yasak ediyorsun? Allah bağışlayandır, acıyandır.

Ayette peygamberimizin uyarılma sebebi, Yüce Allah’ın açıkça helal kıldığı bir şeyi, sırf eşlerine kızdığı için haram kılmasıdır.

Örnekler:

Abdest: Abdest, İslam’ın ilk yıllarından beri var olan bir uygulamadır. Zira namaz ilk günlerden itibaren kılınmaya başlamış, ilk Müslümanlardan olan Hz. Ali’nin Müslüman olma sebebi, Hz. Peygamberi eşiyle beraber namaz kılarken görmesidir. Abdestin nasıl alınacağını açıklayan ayet Medine döneminin sonlarında inmiştir. Demek ki Peygamberimiz ve Müslümanlar Mekke döneminde, İslam’ın ilk yıllarından itibaren abdest alıp namaz kılmışlardır. Onlar namazın farzlarından olan abdesti peygamberimizden öğrenmişlerdir. Rivayetlere göre Vahiy meleği Peygamberimize gelmiş ve abdest alıp namaz kılmasını ona göstermiş ve öğretmiştir.

Namaz:

Kur’ân namaz kılın, ruku ve secde edin emirlerine yer verir. Ancak namazın vakitleri, rekatları, ruku ve secdelerinin keyfiyeti detaylı bir şekilde Kur’ân’da zikredilmemiştir. Müminler tüm bunları Peygamberimizin suz ve uygulamalarından öğrenmişlerdir. Nitekim Peygamberimiz, ben nasıl namaz kılıyorsam, siz de öyle namaz kılın buyurarak buna dikkat çekmiştir.

Cuma namazı:

Cuma namazı, Akabe beyatlerinden sonra Medine’de kılınmaya başlamıştır. Peygamberimiz, Akabe’de beyat eden müminlere Cuma namazı ve diğer farz namazları kıldırmak üzere Esad b. Zürare’yi görevlendirmiştir. Kendisi de hicret yolunda Kuba ve Ranuna mescitlerinde Cuma namazı kıldırmıştır. Cuma namazını emreden ayet ise hicretten sonra Medine’de inmiştir.

Peygamberin belirlediği bazı haramlar:

Ehlî eşek eti, nikah,

Misvak kullanma ile ilgili olarak Peygamberimiz ümmetime zor gelmeyeceğinden çekinmeseydim onlara her namazdan önce misvak kullanmalarını emrederdim/farz kılardım buyururken bu teşri’ yetkisine işaret etmiştir. Rabbimiz de Rasül size ne getirdiyse onu alın, sizi neden sakındırdıysa ondan sakının buyurarak onun bu yetkisine işaret buyurmuştur. Evet, ayet ganimet paylaşımı bağlamında inmiştir, ancak öyle olsa bile Rasülün emretme ve nehyetme yetkisinin olmadığına delalet etmez. Zaten Allah’ın Rasülü, Yüce Allah ile irtibatlıdır, din konusunda yanlış bir şey söylemesi söz konusu olamaz, olması durumunda ilahî uyarı onu düzeltir. Vallahü a’lem.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir