İnfâkla Cennet Bahçesine Fidan Dikmek

وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاءُ فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

Allah’ın rızasını kazanmak ve kalplerini sağlamlaştırmak için mallarını sarf edenlerin durumu, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağmasa bile çisentisi düşen bir bahçenin durumu gibidir. Allah işlediklerinizi görür.

Hangi biriniz, kendisi ihtiyarlamış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin, ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böylece açıklar.

Ayetler, müminlere özgü olan infak ibadetinin mahiyetini açıklıyor. O Müminler, yalnızca Allah’ın rızasını umarak infâk ederler. Onlar, infaklarıyla mümin olduklarını ispat ederler. Harcamalarını nereye ve niçin yaptıklarını tespit ederler. Mallarının asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu ve kendilerine emaneten verildiğini bilirler. Variyetlerinin fanî olduğunun bilincinde sahip olduklarına değil Yüce Allah’a güvenirler. Artık Allah için, Allah’ın malını, Allah’ın emriyle, Allah’ın istediği yerlere ve Allah’ın istediği şekilde vermeyi şiar edinirler. Artık infâk, onların gönüllerinde yer etmiş, onların ayrılmaz bir özelliğidir. Vermek onlara zor ve ağır gelmez. Aksine onlar, verdikçe vermeyi severler, verdikleri kimseleri severler, sevdiklerinden verirler, vermekle huzur bulurlar, kendileri için kalıcı olanın Allah için infâk ettikleri olduğunun bilincindedirler. Onlar Allah yolunda mallarını vermeyi şiar edindikleri için, yeri geldiğinde bu uğurda canlarını vermekten de geri durmazlar.

İşte bu bilinçle infâk edenlerin malları bereketlenir. Onlar, kazandıklarının, sahip olup ellerinde tuttuklarının ve harcadıklarının hayrını görürler. Malları onlara Allah’ın rızasını kazandırır, kardeşlerinin sevgi ve dostluğunu kazandırır, gönül huzuru ve mutluluğu kazandırır. Zaten gerçek ve kalıcı kazanç da budur. Onlar, Allah’ı görüyormuşçasına ibadet ve infâklarını yerine getirirler. Zira onlar Yüce Allah’ı görmeseler de O onları hep görüp gözetmektedir. Bu bilinçle infâk edenin kalbi huzur bulur, doyuma erişir. Onun için ayette önce Allah rızası için infaktan bahsedildi, ardından gönüllerin pekişmesi zikredildi.

İnfâk, verimli bir bahçe için yağan rahmet yağmurları gibidir. Servet bahçe ise, infâk o bahçeyi sulayan rahmet ve bereket yağmurudur. O halde servet sahibi kimse, bahçesini yağmursuz bırakmamalıdır. Aksi durumda bahçe kuruyacak, çorak bir yere dönüşecektir. İnfâk ile o bahçeyi sulamalı, hem de ürünün kat kat olması için bolca ve sürekli sulamalıdır. İnfâk, kişinin ahiret cennetine diktiği bir fidandır. Kişinin infâkı ne kadar çok olursa, cennetteki mekânı ve makamı da o kadar geniş, büyük ve âlî olacaktır.

İnfâk, malı korur, bereketsizlikten onu korur, dünyevî bir afet ve zarara uğramaktan korur. Onun için Peygamberimiz mallarınızı zekât ile koruma altına alınız, hastalıklarınızı sadaka vererek tedavi ediniz, belaya karşı da dua ile hazırlık yapın buyurmuştur.

İnfâk, Allah yolunda harcamasını yapan mümini korur. Onu bencillikten, dünyevileşmekten, variyetine güvenip Allah’ı unutmaktan korur. İnfâk, kalpleri yumuşatır, insanî duyguları harekete geçirir. Hastalık, kaza ve belalara karşı da onu korur. Nitekim hadiste, Sadaka belâyı def eder ve ömrü uzatır buyrulmuştur.

İnfâk, fakir fukarayı korur. Onları, yoksul ve sefilliğin kötü sonuçlarından korur. Çünkü hadiste Fakirlik, neredeyse küfür olayazdı buyrulmuştur. İnfâkını yapan zengin kardeşine kıskançlık duymaktan ve ona düşman olmaktan korur. Zira infâk zengin ile fakiri birbirine yaklaştıran, kaynaştıran köprüdür.

Nihayet infâk, toplumu korur. Servetin, variyetin yalnızca belli kesimin elinde dolaşıp duran bir devlet olmasının önüne geçer. Zenginin hep ve aşırı zengin, fakirin de sürekli ve aşırı yoksul olmasını engeller. Toplumda fakir olanlara, zengin olma kapılarını aralar. Onun için toplumda sosyal dengeyi sağlayan infâk, güçlü ve huzurlu toplumun sigortasıdır.

İnfâk, mümin kişinin her zaman sürekli olarak yaptığı bir ameldir. Zira infâk yarım hurma kadar küçücük bir şeyi ihtiyaç sahibine vermekten başlar, kilolarca ağırlıktaki altınları Allah yolunda harcamaya kadar gider. Bir Müslümanın yüzüne gülümsemek de sadakadır, yol bilmeyen birine, yolunu tarif edivermek de sadakadır. Yine kişinin çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını kazanması da sadakadır. Allah için söylenen bir güzel söz de kişiye sadaka sevabı kazandırır. Farz olan zekât da infâkın içerisine girer, nafile olarak yapılabilecek harcamalar da. Her Müslümanın zekâta tabi olduğu zengin olma günü/ayı farklı olacağından, senenin her günü müslümanlar zengin olabileceğinden, senenin her günü zenginlerin zekatlarını vererek infâk çarkını kesintisiz döndürmeleri mümkün olacaktır. Onun için infâk, gece gündüz, gizli açık, her gün ve her ân eda edilebilen bir güzel ameldir.

Öte yandan en faziletli infâk, kişinin imkân bulunca, gücü yeterken, malında tasarruf sahibi iken yapacağı harcamalardır. Hele bir de insanın nefsi ve şeytanı, kendisine fakir düşme vehmini verirken, cimrilik tutkuları devrede iken yapılan infâk Allah katında daha bir değerlidir. Nitekim bir hadislerinde peygamberimiz, en faziletli infakla ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır: Sağlam, cimri olduğun, fakirlikten korktuğun ve zenginliğe tama’ ettiğin hâlde verdiğin sadakadır. Bu verme işini, can boğaza gelip de filâna şu kadar, filâna da şu kadar verilsin, deyinceye kadar geri bırakma. Dikkat et, o vakit o mal zaten filânın olmuştur. Demek ki imkân varken, malına sözü geçerken verebilmek; cimrilik, fakirlik endişesi ve zengin olma tutkusu baskınken verebilmek; ömrün son demleri gelmeden verebilmek önemlidir. Onun için Rabbimiz de kullarını şöyle uyarır: Ey inananlar! Sizi, mallarınız ve çocuklarınız Allah’ı anmaktan alıkoymasın; böyle olanlar hüsrana uğrayanlardır. Birine ölüm gelip de: «Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de sadaka versem, iyilerden olsam» diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarf edin. Bir canın eceli gelip çatınca, Allah onu asla geri bırakmaz; Allah, işlediklerinizden haberdardır.

Şimdi bir an için ayette verilen örneğin yerine kendimizi koyalım: İhtiyar, bitkin ve düşkün bir haldeyiz. Çoluk çocuklarımız da bizim elimize bakıp duruyorlar. Tam böyle bir anda variyetimizi kaybetmişiz, çoluk çocuk ortada kalmışız. İşte ölüm geldiğinde, sahip olduğumuzu zannettiğimiz her şey elimizden çıkıp gidecek, bizi bekleyen azaba karşı dünyayı vermek istesek de buna imkân bulamayacağız. Çünkü verme yeri dünya, kazanma zamanı yaşadığımız hayattı. Bizse o fırsatı değerlendiremedik, Rabbin rızasını ve cennetini kazanma fırsatı varken bunu değerlendiremedik. İşte imansızlık ve infâksızlığın sonu böyle acı bir akıbettir, Nitekim hesap günü Sırattan geçerken, kendilerini cennete götürecek ışık arayanlara şöyle denilecektir: Ardınıza dönün de ışık arayın/zira buradaki ışığı-nuru kazanma yeri ardınızda bırakıp geldiğiniz dünya idi. Ayetteki bu misal için İbn Abbas şu açıklamayı yapmıştır: Zengin bir adam vardı; Allah’a itaat üzere idi. Sonra Allah ona şeytanı gönderdi de adam günahlar işledi. O kadar ki eski amellerini tümüyle batırdı. İşte bu, o adamın ameli hakkındadır. Bir adam var; önce güzel ameller işler, sonra hareketleri değişir ve iyiliklerini kötülüklere çevirir. Böylece ikinci olarak yapmış olduğu işler daha önce yaptığı iyilikleri yok eder. En zor anında, yaptıklarının hayrını görmez. Yine insan var, malı mülkü var, çoluk çocuğu var, ancak onların hayrını göremez. Tam onlardan istifade edecekken, onlar elinden çıkar gider. İşte Yüce Allah’ın kuluna bahşettiği ömrün, malın, imkânın, evlad ü iyalin kıymetini bilemeyen, onları yerli yerince değerlendiremeyen kimselerin durumu budur.

Yine bu ayet Allah’ın rızasını gözetmeden, ihlassız olarak, gösteriş için harcamalarda bulunanları anlatır. Onlar, yaptıkları bu harcamaların hiçbir hayrını göremeyeceklerdir. Nitekim bir hadiste bildirildiğine göre, gösteriş için malını harcayıp hesap gününde bundan sevap bekleyen kişiye Yüce Allah şöyle çıkışacaktır: Yalan söylüyorsun. Hâlbuki sen, bütün yaptıklarını ne cömert adam, desinler diye yaptın. Bu da senin için zâten söylendi. Emrolunur, bu kişi de yüzüstü cehenneme atılır.”

Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böylece açıklar. Yüce Allah, kullarına sadece emir ve yasaklar bildirmiyor. Onların ikna olması için çarpıcı misallerle çok yönlü olarak emir ve yasakların hikmetlerini açıklıyor. Tabi ki bütün bunları bu açıklamaları ciddiye alan, derinlemesine düşünüp değerlendirebilen akıl ve izan sahipleri anlayacaktır.

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

İnfâk, zenginliğin değil, müminliğin temel özelliğidir. İmanın kalpte yerleşmesi için, iyilik ve diğerkâmlığın kalıcı bir huya dönüşmesi için her fırsatta infâk amelinin içerisinde olmaya çalışmak gerekir. Onun için her Mümin, infâk etmelidir. İnfâkın hangi çeşidine gücü yetiyorsa onu yapmalıdır. Az çok demeden infâk etmelidir. Azdan veremeyen, çoktan hiç veremez. Malından veremeyen, yeri ve zamanı geldiğinde zamanından ve canından veremez.

Mümin, infakını da tüm ibadetleri gibi yalnızca Allah için yapmalıdır. Unutulmasın ki mümin infakındaki ihlas ve samimiyetine göre karşılığını alacaktır. İhlassız yapılan harcamaların Allah katında bir değeri yoktur. Hesap gününde zor durumda kalmamak için ihlasla infak etmelidir. İnfakın yeri bu imtihan dünyasıdır, fırsat değerlendirilmeli ve kişi imkânlar elindeyken, verebiliyorken infâk etmelidir. Hayırlı iş rötar kabul etmez anlayışı ile, sonra yaparım, ilerde yaparım demeden ertelemeden infâk etmelidir.

Harcamalarını Allah için yapmayan, münafık yahut kâfirlerin tüm yaptıkları boşa gidecek, onlar dünyevî gayeler için yaptıkları iyiliklerin, zorlu hesap gününde hayrını göremeyeceklerdir. İnkâr edenlerin işleri, engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah’ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir