Amelleri Anlamlı Kılan İmandır
İMANSIZ YAPILAN HARCAMALARIN BİR DEĞERİ YOKTUR
مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فِي هَذِهِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ وَمَا ظَلَمَهُمْ اللَّهُ وَلَكِنْ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Bu dünya hayatında sarf ettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazık ettiler.
İnsanın Rabbine karşı ilk sorumluluğu imandır. İman, Allah katında hem insana değer kazandırır hem insanın yapıp ettiklerine değer kazandırır. İman etmeyenler, Allah katında hayvanlardan daha aşağıdırlar. Onların iyilik gibi görünen davranışlarının da Allah katında bir değeri yoktur. Nitekim bir önceki ayetinde Yüce Rabbimiz, inkâr edenlerin malları ve evlatlarının kendilerine bir fayda sağlamayacağını haber vererek şöyle buyurur: İnkâr eden kimselerin malları ve çocukları, Allah’tan yana, onlara bir fayda vermeyecektir. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temellidirler. İnsanların diriltileceği gün, Allah’a temiz bir kalple gelenden başka kimseye mal ve oğullar fayda vermeyecektir. Başka bir ayette de şöyle buyrulur: Ey insanlar! Sizi Bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de çocuklarınızdır; yalnız, inanıp yararlı iş işleyen kimselerin, işte onların yaptıklarına karşılık mükafatları kat kattır; işte onlar, yüksek derecelerde, güven içindedirler. İnanmayanlara malları ve evlatları dünyada bir kısım menfaatler sağlayabilir. Ancak hesap gününde, Allah’ın cezasına karşı onların hiçbir faydası olmayacaktır. O varlıklı kimseler dünyada sahip olduklarına güvenip şöyle diyorlardı: Malları ve çocukları en çok olan bizleriz, azaba uğratılacak da değiliz derlerdi. Onların mallarına ve evlatlarına güvenmeleri boşunadır. Yüce Allah, onları bu dünyada cezalandırmak isterse, onların sahip olduklarının bunu engellemeye güçleri yetmeyecektir. Tıpkı inkâr ve zulümleri sebebiyle dünyada helak olan kavimlere malları ve evlatlarının hiçbir şey yapamadığı gibi. Evlatlar, Allah yolunda yetiştirilir ve O’nun dini uğruna hizmet ederlerse; mallar O’nun yolunda harcanırsa işte o zaman sahiplerine fayda sağlayacaktır.
Ayette mallar ve evlatlar özellikle zikredilmiştir. Çünkü insana en yakın olan ve onun en fazla sözünün geçtiği iki şey, cansızlardan malıdır, canlılardan da evladıdır. Can yongası malının ve ciğerparesi evladının fayda veremediği bir konuda diğer akraba ve adamlarının fayda sağlaması imkansızdır. Çünkü onlar cehennem ashabı, cehennem yaranıdırlar. Onlar hesap gününde cehenneme yakın olacaklar ve oradan hiç çıkamayacaklardır. Artık onların yakınında cehennem vardır, azap vardır, ateş vardır.
İnkâr edenler zaman zaman mallarını iyi gibi görünen işlerde harcarlar. Kabe’nin tamirinde harcama yaptıkları gibi. Yahut kamu yararına bir kısım harcamalarda, yardımlarda bulunabilirler. Ne var ki onlar inanmadıkları için Yüce Allah onların bu yaptıklarına bir mükafat vermeyecektir. Çünkü onlar, Yüce Allah’a karşı yerine getirmeleri gereken ilk sorumluluğu yerine getirmemişler, O’na ve ahirete inanmamışlardır. Onların inkârları ve yaptıkları kötülükler, işledikleri günahlar yaptıkları iyiliklerin sevabını yok etmiştir. İşte bunların yapacağı tüm harcamalar boşa gidecektir: Onların bu dünya hayatında sarf ettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazık ettiler.
Ebu Süfyan ve beraberindeki müşrikler, İslam’a karşı savaşmak için çok büyük meblağlar harcamışlardı. Çevresindeki müşriklerin takdirini de kazanmışlardı. Benzer şekilde Medine’de Yahudiler ve Münafıklar da İslam’a karşı mücadelede çok büyük harcamalarda bulunmuşlardı. Ama onların bütün bu harcamaları boşa gitti, sonuçsuz kaldı. Engellemeye ve yok etmeye çalıştıkları İslam davası, büyüyerek devam etti. Uğruna mallarını ve hatta canlarını feda ettikleri bâtıl davaları ise yok olup gitti. Öte yandan bu harcamalarının ve bu uğurdaki çalışmalarının Yüce Allah katında hiçbir değeri yoktu. Onların Müslüman olmadan ölenleri için bu harcamalar ve koşturmalar ağır bir vebal olarak hesap gününde boyunlarına dolanacaktır. Onların bu harcamaları, hasat vakti yaklaşan bir ekine soğuk bir rüzgârın vurmasıyla mahsülün helak olmasına benzer. Nice emekler ve ümitlerle yetiştirilen mahsuller, gelen afetle birlikte yok olup gitmiştir.
Ayetteki hars, onların yaptıkları amellerdir. Rüzgâr, onların iyilik görüntüsüyle yaptıkları harcamalardır. Kavurucu soğuk ise, onların tüm bu yaptıklarını boşa götüren ilahî kanundur. Dolayısıyla imanla beslenip desteklenmeyen bir harcama boşa gidecek, sahibine bir fayda sağlamayacaktır. Çünkü böyle bir harcamayı yapan kimse, kendisinin ve malının asıl sahibi olan Yüce Allah’a başkaldırmış bir isyankârdır. Onlar, bütün bu harcamalarını onlara bütün bunları bahşeden asıl sahip Yüce Yaratıcının ölçüleri dışında yaptılar, O’nun dinine ve O’nun kullarına düşmanlıkta harcadılar. Şirk, küfür, inkâr ve nifakları onların iyilik gibi gözüken tüm hayırlarının sevabını alıp götürmüştür. Tıpkı soğuk ve kavurucu bir rüzgârın mahsulleri yok ettiği gibi. Zira İslam, cahiliyeyi silip yok ettiği gibi; küfür de iyiliklerin sevabını siler süpürür. Çürük temel üzere yapılan görkemli ve gösterişli bir binanın bir sarsıntıda yıkılıp tarumar olması gibi.
Râzî ayetin tefsirinde şunları söyler: Belki de onlar mallarını, imarethaneler, ribatlar ve köprüler yapmak, fakir, yetim ve dullara iyilik etmek gibi hayır yollarında infâk etmişlerdir. Bu şekilde infâk yapan, bunlara karşılık büyük sevaplar umar. Fakat âhirete vardığında, küfrünün bütün bu hayırları silip götürdüğünü görür. Böyle bir kâfir, bir ekin ekip de ondan büyük verim bekleyen, fakat ortalığı kasıp kavuran bir rüzgârın isabeti ile ekini yanan ve bundan dolayı elinde sadece üzüntü ve keder kalan bir kimse gibi olur.
Buna göre kâfirlerin, sevap kazanma ümidiyle yaptıkları hayır harcamalarının Allah katında bir değeri ve sevabı olmayacak. Onların İslam aleyhine yaptıkları harcamaları da onlara vebal olacaktır. Çünkü onlar ekinlerini mevsiminde ve mümbit yere ekmeyen çiftçiler gibi, harcamalarını yerli yerince yapmamışlardır. Onun için ayette onlar kendilerine zulm ettiler buyrulmuştur. Zira zulüm, bir şeyi yerli yerine koymamak demektir. Sonuçta onların dünya ve ahiret beklentileri gerçekleşmeyecek ve elleri boşa çıkacaktır. Nitekim bu husus ayetlerde şöyle açıklanmaktadır:
Doğrusu inkâr edenler mallarını Allah’ın yolundan insanları alıkoymak için sarf ederler ve daha da sarf edeceklerdir; ama sonra o harcamaları onlar için iç yarası olacak, hem de onlar mağlup olacaklardır. İnkâr edenlerin işleri, engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah’ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir. Nitekim Hz. Âdem’in iki oğlu da kurban takdiminde bulunmuşlar, ama Yüce Allah onlardan birinin kurbanını kabul etmiş, diğerini kabul etmemişti. Bunun sebebini de şöyle açıklamıştı: Allah ancak müttakîlerin sunumunu kabul eder.İkisinin yaptığı da ibadet görünümündeydi, ama Yüce Allah iman ve içtenlikle yapılanı kabul etti, diğerini ise kabul etmedi. Demek ki bir amelin, iyilik/hayır/ibadet görünümünde yapılması yetmiyor. İman ve ihlasla yapılması gerekir. Nitekim münafıklar da namaz, infâk, cihâd gibi kimi eylemlerin içerisinde görünebilirler. Ancak yaptıkları onlara dünyada geçici bir kısım faydalar temin etse de bu yaptıklarının Allah katında bir değeri, geçerliliği olmayacaktır.
Müşriklerin kendilerinin inkârcı olduklarını itiraf edip dururken Allah’ın mescitlerini onarmaları gerekmez. Onların işledikleri boşa gitmiştir, cehennemde temelli kalacaklardır. Allah’ın mescitlerini sadece, Allah’a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekât veren ve ancak Allah’tan korkan kimseler onarır. İşte onlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler. Hacca gelenlere su vermeyi, Mescidi Haramı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihat edenle bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar; Allah zulmeden kavmi doğru yola eriştirmez. İnanan, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır. Rableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır.
İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler. Onlar, dünya ve ahirette işleri boşa çıkacak olanlardır. Onların hiç yardımcıları da yoktur. Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz.
Öte yandan dünyevî afetler müminlerin de başlarına gelebilir. Ancak müminler bu afetlere sabırla katlanmakla sevaba nail olurlar. İnanmayanlar için ise bu afetlerden bir hayır ve sevap umamazlar. Onlar, mallarını ve canlarını kaybetmekle kalırlar.
Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi
Mallar ve evlatlar, insan için birer sınav sorularıdır. Mümin, evlatlarını onları bahşeden Yüce Allah’ın ölçüleri doğrultusunda yetiştirir ve O’nun yoluna adar; malını meşru yollardan elde eder ve O’nun yolunda kullanıp harcar. İnanmayanlar ise kendilerine bahşedilmiş bu imkanları değerlendiremezler, bu nimetleri yerli yerinde kullanmazlar. Onlar öncelikle yapmaları gereken iman etmeye yanaşmadıkları için iyilik namına yaptıkları her şey de boşa gidecek, Allah katında onlara bir sevap kazandırmayacaktır. İnanmayanların yaptıklaır iyilik görünümündeki şeyler, onlara dünyada takdir, teşekkür gibi geçici birtakım şeyler kazandırabilir, onları dünyevî bir kısım tehlikelerden koruyabilir. Ama ahirette onlara bu yaptıklarının kalıcı bir faydası olmayacaktır.
İnkârcıların İslam aleyhine yaptıkları harcamalar ve çabalar da hedefine ulaşmayacak, sonuçsuz kalacak ve yaptıkları bu harcamalar onlar için bir vebal olup hesap gününde boyunlarına dolanacaktır. Sonuçta kâfirler istemese de Yüce Allah nurunu tamamlayacak ve İslam’ı ve müminleri azîz edecektir.
