X. Soru: Müminlerin Ganimetle Sınavı
Sana ganimetlerden soruyorlar 8/1
يَسْأَلُونَكَ عَنْ الْأَنْفَالِ قُلْ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ
Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber’e aittir. O halde siz müminler iseniz Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resulüne itaat edin.
Kur’ân-ı Kerim’de bir surenin adı Enfâl’dir. Enfâl, ganimetler anlamına gelir. Kelimenin tekili olan nefl, bir şeyin fazlası anlamına gelir. Nitekim nâfile kelimesi de aynı kökten türemiştir. Kur’ân’da Peygamberimize hitaben gelen emirde, gecenin bir kısmında uyanarak sana mahsus fazla (nafileten) bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl buyrulmuştur. Teheccüd namazının peygamberimize farz olduğu düşünüldüğünde, ayette geçen nâfile kelimesi, farzlardan fazla olarak bir de teheccüd namazı kıl, diye anlaşılmıştır. Yine bir başka ayette İbrahim’e İshak’ı. Ayrıca da (nâfileten) Yakub’u bağışladık buyrulmuştur. Bu ayette de kelime Hz. İbrahim’in torunu olarak anlaşılmıştır, zira torun baba için evlattan sonra gelen kuşaktır. Zaten Hz. İbrahim aleyhisselam Rabbinden çocuk istemiş, onun bu duasına karşı Cenab-ı Hak, onaİshak’ı bağışlayacağını, bir de ona hediye olarak torunu Yakub’u bahşedeceğini müjdelemiştir ki hediye, fazladan verilen şeydir. Çünkü kişi öncelikle torun sahibi olmayı değil, evlat sahibi olmayı ister.
Kur’ân’da ğanimet anlamına bir de fey’ kavramı kullanılmıştır. Fey’, dönüşüm demektir. Öğleden sonra gölgenin dönüşüne de fey’ denir. Gayr-i Müslimlerin elinde bulunan malların asıl sahibi Yüce Allah olduğundan, onların asıl sahibine geri döndüğünü anlatmak için bu kelime kullanılmıştır. Bu aynı zamanda, dünyalıkların gölge gibi geçici olduğunu vurgulamaktadır.
Enfâl suresi İslam’ın müşriklere karşı kazanılmış ilk büyük zaferi olan şanlı Bedir Gazasından sonra inmiştir. Müslümanlar, Allah’ın izni ve yardımı ile Bedir’de üçyüz küsür kişi ile kendilerinden üç kat daha fazla ve teknik bakımdan daha donanımlı görünen bin kişilik bir orduyu hezimete uğratmışlar, sonuçta esir alınan yetmiş müşrik savaşçı ile birlikte çok miktarda ganimet elde etmişlerdir. Esir alınanların da çoğu fidye karşılığında serbest bırakılmış, bu şekilde de müslümanların eline külliyatlı bir mal geçmişti.
Bedir ganimetlerinin kimler arasında ve neye göre paylaşılacağı konusunda müslümanlar arasında bir kısım tartışmalar olmuştu. Sonunda müslümanlar, durumu Peygamberimize arz ettiler ve bununla ilgili olarak surenin ilk ayetleri indi. Enfâl suresi şöyle başlıyordu:
Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber’e aittir. O halde siz müminler iseniz Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resulüne itaat edin.
Allah yolunda mücadelenin asıl gayesi, Yüce Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın dininin önündeki engelleri ortadan kaldırmak ve müslümanlara inandıkları gibi yaşayabilecekleri bir ortamı sağlamaktır. Savaşın sonunda elde edilen ganimetler, savaşın asıl gayesi değildir. Onun için ganimetler için fazlalık anlamına gelen nefl/enfâl kelimesi kullanılmıştır. Aslında bu kullanımda müslümanlara önemli bir mesaj vardır ki o da şudur: Ey müminler, siz Allah yolunda sırf Allah için cihad etmelisiniz. Ganimet elde etmek, dünyalık kazanmak, toprak kazanmak asıl gayeniz olmamalıdır. Elde ettiğiniz ganimet sebebiyle birbirinizle tartışmanız, bana şunu ver bunu ver diye ganimet peşine düşmeniz size yakışmaz. Size savaş izni veren, savaşta düşmanlarınızın kalbine korku salan, meleklerle size yardım eden, sizi zafere erdiren ve ganimetler kazandıran Yüce Allah’tır. Dolayısıyla sizler, O’nun size bahşettiği tüm bu nimetler karşısında O’nu dinlemeli, O’nun ölçülerine göre hareket etmelisiniz.
Bu ayetleriyle Yüce Rabbimiz, ganimetlerin paylaşımı konusunda yetkinin tamamıyla Allah ve Rasülüne ait olduğunu özellikle belirtti. Müslümanlar ganimet sevdasına düşemezlerdi. Onların derdi ganimet elde etmek olamazdı. Onlar, varlıklarını Allah ve Rasülünün emrine vermeli, bu uğurda koşturmalıydılar. Zaten geçmiş şeriatlarda savaşlarda elde edilen ganimetler helal değildi. Toplanan ganimetler bir meydanda biriktirilir ve yakılıp imha edilirdi. Bundaki asıl amaç da ümmetin ganimet sevdasına kapılarak asıl gayeden sapmaları endişesi idi. Ganimetler, bu ümmete helal kılınacaktı ancak onlar, buna hazır hale getirildikten sonra. Nitekim öyle de oldu.
Ganimetlerin Allah ve Rasülüne ait olduğunu açıklayan ilk ayetten sonra tam kırk ayet indi. O ayetlerde gerçek müminlerin tanımları yapıldı ve onların asıl gaye etrafında buluşmaları için uyarılar yapıldı. Sözgelimi şu ayetler geldi:
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır. (Enfâl2-4)
Yardım ancak Allah katındandır. Doğrusu Allah güçlüdür, hakimdir. (Enfâl 10)
Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı. (Enfâl 17)
Ey inananlar! Allah’a ve peygamberine itaat edin, Kuran’ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde «dinledik» diyenler gibi olmayın. (Enfâl 20-21)
Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. (Enfâl 24)
Ey inananlar! Allah’a ve Peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere bile bile hıyanet etmiş olursunuz.
Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin.
Ey inananlar! Allah’tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir. (Enfâl 27-29)
Fitne kalmayıp, yalnız Allah’ın dini kalana kadar onlarla savaşın. (Enfâl 39)
Bütün bu ayetlerle mümin gönüllere ve beyinlere Allah yolunda savaşın asıl gayesi kazındı, dünyevileşmenin ağından kurtarıldı ve onlar ganimete hazırlandı. Nihayet 41. Ayette şöyle buyrularak ganimetlerin nasıl taksim edileceği açıklandı:
Eğer Allah’a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah’ın, Peygamber’in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir’dir.
Buna göre ganimetlerin beşte biri ayrıldı ve kalanları müslüman gaziler arasında pay edildi. Aslında ayrılan bu beşte bir de sonuçta müminlere dönecekti. Ancak Kur’ân’ın takip ettiği bu metod son derece anlamlıdır. Önce zihinlerden ganimetle ilgili takıntılar, tutkular bertaraf ediliyor, sonra asıl gayenin dışında bir fazlalık olan ganimetlerin nasıl paylaşılacağı açıklanıyor. Ayette geçen ğanimet, kazanım anlamına gelmektedir. İlim adamları savaşılarak elde edilen kazanımlara ganimet, savaşmadan barış yoluyla elde edilen kazanımlara fey’ ismini vermişlerdir. Yine taşınabilir mal olarak elde edilenlere ganimet, taşınamaz emlak olarak elde edilenlere fey’ dendiği de söylenmiştir.
Enfâl suresinin ilk ayetinde ganimetin tümüyle Allah ve Rasülüne ait olduğu belirtildikten sonra 41. Ayette beşte birinin taksim edileceği yerler belirlendi, savaş hukuku ile ilgili gelen ayetlerden sonra nihayet 69. Ayette ise şöyle buyrularak ganimetin ümmete helal olduğu açıklandı: Artık elde ettiğiniz ganimetleri temiz ve helal olarak yiyin; Allah’tan sakının, doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder. Evet, bu ümmete ganimetler helal kılındı, ancak ümmetin ganimete bakış açısı düzeltildikten sonra. Ganimetin, asıl amaç olmadığı iyice gönüllere ve beyinlere yerleştirildikten sonra.
Aslında şu fani dünya hayatında kazanma, yalnızca savaşta elde edilen ganimetten ibaret değildir. Müslümanlar, adı ne olursa olsun elde edilen her kazanımı, asıl gaye olarak görmezler/görmemelidirler. Bu ister savaş ganimeti olsun, ister makam-mansıp-paye olsun, ister başka bir dünyalık olsun. Bütün bu kazanımların asıl ve gerçek sahibinin Yüce Allah olduğunu ve onların tasarrufunda da asıl yetkilinin Yüce Allah olduğunu göz ardı etmemelidirler. İşte ancak bu şuur kazanıldığında, elde edilen dünyalıklar, makam mansıplar müminler için Rızaya erme ve Cennete girme vesilesi olabilir. Aksi takdirde müslümanlar, dünyevileşmenin ağında savrulmaktan kurtulamayacaklardır.
