V. Emir: İhlâslı Olmakla Emrolunduk
İHLÂSLI OLMAKLA EMROLUNDUK
قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ
وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَكُونَ أَوَّلَ الْمُسْلِمِينَ
De ki: Dini Allah’a hâlis kılarak O’na kulluk etmekle emrolundum. Müslümanların ilki olmakla emrolundum. (39 Zümer 11-12)
Müşrikler peygamberimize, niçin atalarının dinini terk ediyorsun da onların izinden gitmiyorsun, diye sorduklarında; Yüce Allah, onlara bu şekilde cevap vermesini emretmiştir. Bu cevap, Allah Rasülünün, hak dindeki kararlılığını göstermiş ve onun cahiliye dinine dönmesi konusundaki müşrik beklentilerini tamamen boşa çıkarmıştı. O bu cevabıyla onlara, kendisinin de emrettiği şeyleri yerine getirme konusunda sorumlu olduğunu belirtiyordu. Yoksa o, tebasına bir kısım şeyleri emrettiği halde kendisi yapmayan krallardan yahut söylediğini kendisi tutmayan davetçilerden değildi.
Kulluk, insanın yaratılış gayesidir. Ben cin ve insanları yalnızca Bana kulluk etsinler diye yarattım buyuran Yüce Rabbimizdir. Kâinatta her şey insan için yaratılmıştır, insan da Rabbi için yaratılmıştır. Onun için biz her şeyimizle Allah’a aidiz. Biz bu aidiyetimizi O’na bağlı kalarak, O’nun emirleri doğrultusunda bir hayat yaşayarak gösteririz. Kulluk, Yüce Yaratıcıya tapmak, O’na boyun eğmek, O’na ibadet etmek anlamalarını kapsar. İbadet, sınavın gereği olarak dünyada yapılır, cennette ibadet yoktur. Ancak ubudiyet/kulluk cennette de devam edecektir.
Kulluk insan için en yüce rütbedir. Bunun için kelime-i şahadette peygamberimizin Yüce Allah’ın kulu ve rasülü olduğunu tekrarlarız. Kulluk peygamberlikten önce gelir. Peygamberler önce Allah’a kul, sonra peygamberdirler. Kültürümüzde küçük yaşlardan itibaren çocuklarımıza, kimin kulusun diye sorulur ve onlara Allah’ın kuluyum diye cevap vermesi öğretilir. Zira Allah’a kul olan, başka şeylerin kulu olmaktan kurtulup gerçek anlamda özgürlüğe ulaşır. Allah’a kul olamayanlar ise, nefislerinin, insan ve cin şeytanlarının kulu kölesi olurlar. Onun için gerçek özgürlük, Yüce Allah’a kulluktadır.
Peygamberimizin büyük mucizelerinden biri olan İsrâ mucizesi, onun kulluk rütbesiyle anılmıştır. Kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescidi Haram’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür. Onun en büyük mucizesi olan Kur’ân’ın inişi de aynı şekilde onun kulluk rütbesiyle birlikte zikredilmiştir. Hamd Allah’a mahsustur ki, kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap’ı indirmiştir.
Onun için kulluk için yaratıldık. Ancak yalnızca Allah’a kulluktur yaratılış gayemiz.
Dini Allah’a has kılmak. Yüce Yaratıcı, yarattığı insanı başıboş bırakmamış, ona hayat nizamı olacak dini belirlemiş ve peygamberler vasıtasıyla onu kullarına hem açıklamış, hem de nasıl uygulanacağını göstermiştir. Onun için ilk insan ilk peygamberdir ve ilk ilahî kitaba muhatap olmuştur. Çünkü insan, dinsiz ve kitapsız olamaz. Dinsiz ve kitapsız kalan insan da insan kalamaz. Din Allah’ındır, Allah katında geçerli olan din de İslam’dır. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’den, son peygamber Hz. Hatem’e kadar gelen bütün peygamberlerin dini İslam’dır.
Allah’ın dinini belirleme yetkisi yalnızca Yüce Allah’a aittir. Hiç kimse din konusunda Yüce Yaratıcının bu yetkisine ortak olamaz. Dinin tebliğcisi ve açıklayıcısı olan Peygamberler Allah adına konuşurlar. Onların din konusunda kendi heva ve arzularından bir şeyler söylemleri söz konusu olamaz. Din adına konuşan diğer insanlar da dinin temel esaslarını Allah ve Rasülünden almak ve o esaslar çerçevesinde konuşmak zorundadırlar. Hiç kimsenin Yüce Allah’ın söylemediği bir şeyi O’na söyletme, O’na maletme yetkisi yoktur. Onun için ayetlerde ısrarla dini Allah’a has kılma üzerinde durulmuş, müminler dinin bütünüyle Allah’ın olması için gayret etmekle emrolunmuştur. Doğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin. Şüphesiz bu müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının. Dikkat edin, halis din Allah’ındır. Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, peygamberini, doğruluk rehberi Kur’ân ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter. Fitne kalmayıp, yalnız Allah’ın dini kalıncaya/din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilsinler ki Allah onların işlediklerini şüphesiz görür. Çünkü tarih boyunca insanlar, Allah adına, O’nun dini adına konuştuklarını söyleyerek dine bir kısım kendi indî görüşlerini söyletmeye kalkmışlardır. Onun için Rabbimiz, Allah’a din öğretmeye, O’na din dayatmaya kalkmayın diye bizleri uyarmıştır: De ki: Dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir, Allah her şeyi bilendir.
Din Yüce Allah’ındır. Dinin esaslarını belirleyen Yüce Rabbimizdir. Dolayısıyla insanlar, Allah’ın dinini Allah ve O’nun elçisinden öğrenecekler ve bir bütün olarak onu sahiplenecekler, dine herhangi bir ilave yahut ondan herhangi bir çıkarmada bulunmayacaklardır.
İhlâs, Rabbin buyurması, kulun ise o buyruğa içtenlikle lebbeyk demesidir. İhlâs, kulun Rabbine kulluğunda arada hiç kimsenin olmamasıdır. İhlâs, amellerin riya ve şirkten uzak olarak yalnızca Yüce Allah için yapılmasıdır. İhlâs, Rab ile kulu arasına şeytanların hatta meleklerin bile girememesidir. Onun için ihlâslı kullara şeytanın sözü geçmez, onlar üzerinde etkinliği olmaz. Şeytan dedi ki: Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların dışında, onların hepsini saptıracağım dedi.
Dinin hedefi ihlâslı insanlar yetiştirmektir. İhlâs sahibi mümin, dinin bu hedefine ulaşmış kimsedir. İhlâslı olan kişi dünya ve ahirete öne geçen, öncülerden olan kişidir.
Yaratılış gayemiz kulluk olunca, kulluğumuzu belirleyen Yüce Allah’ın dini olunca, müminlere ihlâs ve samimiyetle o dine uymak ve Müslümanların ilki olmak yaraşır. İlahî emir önce peygamberimize, onun şahsında hepimizedir. Ayetlerde Emrolundum ifadesi iki kere tekrar edilmiştir. İkisi de farklı anlamlar içerir. Şöyle ki: İlki dini yalnızca Allah’a has kılma emri için, ikincisi ise Müslümanların ilki olma emri için. İlki kalb eylemi ihlâslı olmak için, ikincisi bedenin eylemi müslümanca bir hayatı yaşamak içindir. Peygamberimiz hem kavminin ilk iman edeni, hem de onları ilk imana davet edenidir. Buna göre Müslüman her iki emri de yerine getirmek için harekete geçmeli, tereddüt ve şüpheye dalarak ihlâs, teslimiyet ve davette gecikmemeli, öncülerden olmaya çalışmalıdır.
