Selâm Ruhunu Yaşatmak

Keşkül Dergisi, 24. Sayı

Selam Ayetlerinin Hayatımızı İnşa ve İhya Etmesi
Selam, İslam, Müslim/Müslüman, selamet hep aynı kökten gelirler. Selam barış, esenlik demektir. Yüce Allah’ın bir adı da es-Selâm’dır. Es-Selâm, barış ve esenlik kaynağı olandır. Evet O, barış ve esenlik kaynağıdır. O, her türlü eksiklik ve noksanlıktan salimdir. Kullarını dünyada sapıklık ve helâkten kurtaran, ahirette gazap ve azabdan kurtarıp esenliğe çıkaran O’dur. “O Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır, O Meliktir, Kuddüstür, Selamdır…”[1]
O, geçmişte her türlü ayıptan uzak olmakla Kudüs; gelecekte uzak olmakla Selamdır. Yine O, noksan sıfatlardan uzak olmakla Kuddüs; noksan işlerden uzak olmakla Selamdır. Dünyada maddî manevî tüm hastalıklardan, stres ve buhranlardan, Ahirette azap ve gazablardan salim olmak isteyen O’na yönelmeli, O’nunla olmalı ve O’ndan esenlik dilemelidir.
O halde gerçek ve kalıcı kurtuluş, selamet ve esenliği O’nda, O’nun nizamında aramalıyız. O’nun selâm ismine tutunarak, bir barış insanı olarak barış ve esenlik demek olan İslam’ı yaymalı, İslamî güzellikleri herkesle paylaşmaya çalışmalıyız. Bütünüyle O’nun dinine teslim olarak; O’nun dinini her türlü bidat ve hurafeden koruyarak; heva ve hevesin arzularını frenleyerek Müslümanlığımızı tescil etmeliyiz.
Yüce Allah, kendisi Selamdır, kullarını dünyada barış ve esenlik dini İslam’a; ahirette de Selam yurdu cennete çağırır. Kendisine teslim olan kullarına Müslüman ismini veren de O’dur. O’nun gözde kulları, kalbi selim olanlardır. Bu ise, şirk ve nifak başta olmak üzere her türlü günahtan uzak kalmakla mümkündür. O’nun kulları, dünyada birbirlerini Selam ile karşılayıp uğurlarlar; ahirette de Allah ve melekleri kullarını cennete Selam ile karşılayıp buyur edeceklerdir.
Nitekim her namazdan sonra Peygamberimizin tavsiyesi ile okuduğumuz şu özlü duada bu gerçeği tekrar ederiz:
Allhümme ente’s-Selâm ve minke’s-Selâm… Allah’ım Selam sensin ve Selam sendendir.[2] Evet Yüce Allah, selâm ve esenlik kaynağıdır. Selamete ve esenliğe çıkaran O’dur. Selamet ve esenlik dini İslam’ı kullarına gönderen O’dur. Gerçek kullarını dünyada stres ve buhranlardan, ahrette gazap ve azaptan sâlim kılacak olan da O’dur.
Allah’tan Peygamberlere ve Müminlere Selam
Yüce Rabbimiz Kur’ân’da şöyle buyurur: “Doğrusu Allah ve melekleri peygambere salat ederler. Ey inananlar, siz de tam bir teslimiyetle peygambere salat ve selam edin.”[3]
Allah peygambere salat eder, yani onu sever, ona yardım eder, onu över, meleklerin yanında onu anar, ona rahmet eder. Meleklerin salat ve selam ederler. Yani onlar da onu över, ona destek çıkar, onu tebrik eder, ona dua ve istiğfar ederler. Biz Müslümanlara düşen de peygambere içtenlikle salat ve selam etmektir. Demek ki Allah’tan insanlara selam/salat, Yüce Allah’ın onları sevmesi, övmesi, rahmet ve yardım etmesidir. Meleklerin Peygambere ve müminlere salat/selam etmesi, onları sevmeleri, övmeleri, dua ve yardım etmeleridir.
Peygambere salat ve selam etmek ise, onu saygıyla anmak, onu sevmek, onu tanımak, ona bağlı olmak ve ona dua etmektir. Bunlara onun ihtiyacı yoktur, bunlara ihtiyacı olan biziz. Zira onu Yüce Allah seçmiş, övmüş ve sevmiştir. “Senin ününü/şanını biz yücelttik.”[4]
Ona salat selam ederken, biz sözlerimize ve kendimize değer kazandırmış oluyoruz, onu selamlamakla sevap kazanıyoruz. Nitekim kutlu divanda/namazda “Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berakâtüh” (Ey Peygamber, Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerine olsun) diyoruz. Ardından salavât dualarını okuyarak “Allahım, Muhammed ve âline/onun yakınlarına selam olsun.. Allahım, Muhammed ve âlini/yakınlarını bereketli kıl” diye onu, onun cümleleriyle selamlıyoruz.
Peygamberi selamlamak, ona olan bağlılığımızı yenilemek ve perçinlemektir. Hal böyleyken, diliyle peygambere salavat okuyanların, söz ve davranışlarıyla ona ters düşmeleri ne kadar yakışıksız ve anlaşılmaz bir durumdur.
O halde Peygamberi selamlamanın ne demek olduğunu bir kere daha hatırlayalım ve ona verdiğimiz her selamla bir adım daha ona yaklaşmaya gayret edelim. Günlük olarak namazda ve namaz dışında getireceğimiz salat u selamlarla bir kez daha kendimizi ve davranışlarımızı test edelim, peygambere ne kadar benziyoruz, ne kadar onu yaşıyoruz sorularına cevap arayalım. Onda olmayıp bizde olan çirkinliklerden kurtulmaya vesile olsun selam ve salatlarımız. Onda olup da bizde olmayan güzelliklere tanışmamıza sebep olsun selamlarımız. Yoksa peygamberi selamlamak, kuru kuruya dilin methiyelerde bulunmasından ibaret değildir. Peygamberi layığı ile selamlamak, Yüce Allah ve meleklerinin selamına müstahak olmak demektir.
Tüm Peygamberlerin İnsanlığa Çağrısı İslam/Selam
Yüce Allah’ın, Âdem’den Hâtem’e tüm peygamberleri vasıtasıyla insanlığa sunduğu dinin adı da İslam’dır. O dine inananlara ve o dinin gereklerini yerine getirenlere Müslüman ismini bizzat Yüce Allah vermiştir:
Allah katında din, şüphesiz İslam’dır.[5]
Kim İslam’dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.[6]
Size müslüman adını veren O’dur.[7]
Ey İnananlar! Hep birden, topyekün barışa/silme/İslama girin, şeytanın adımlarına ve adamlarına uymayın, o sizin apaçık düşmanınızdır.[8]
Bu konuda peygamberimiz de şöyle buyurur: Peygamberler, baba bir, anaları farklı kardeşlerdir, hepsinin dini birdir.[9]
Müslüman Barış Adamıdır
Müslüman, kendisi ile çevresi ile kâinat ile ve en önemlisi Rabbi ile barışık olandır. Müslümanın Rabbi ile barışık olması, her konuda ve her zaman O’nun ölçülerine teslim olması ve o ölçüler doğrultusunda bir hayat yaşamasıdır. Tıpkı İbrahim peygamberinin teslimiyeti ile O’na teslim olmasıdır: Rabbi ona: «Teslim ol» buyurduğunda, «Âlemlerin Rabbine teslim oldum» demişti.[10]
Müslümanın Rabbi ile barışık olması, aslında kendisi ile ve çevresi ile barışık olması demektir. Zira Rabbe teslim olan kimse, her hak sahibine hakkını verecek, her zaman ve her yerde hakkın adamı olacaktır.  Zaten kendi içinde tevhidi gerçekleştiremeyen bir kişi, çevresinde tevhidi hâkim kılamayacak demektir. Çünkü kalplerin tevhidi olmadan, sözlerin ve fiillerin tevhidi olmayacaktır. Bunun için iman adamı önce kendisiyle barışık olan, sonra da bu barış ruhunu çevresine yansıtan ve yaşatan kimsedir.
Müslüman, barış ve esenliği kendinde kalmayan, İslam güzelliklerini çevresine taşıyan kimsedir. Bunun için Müslüman selamı yayan, selam dinini cihana yaymayı en büyük gaye edinen kimsedir. İslam’a göre savaş, ancak Allah içindir ve başvurulacak son çaredir. Müslümanın savaşı da barış dini İslam’ın önündeki fitne engelini kaldırmak ve insanlığı barış dini ile tanıştırmak içindir.
Namazın Selam İle Devam Etmesi:
Yüce Allah karşısında kalp-söz ve eylem ile esas duruşun adı olan namaz şu cümle ile sona erer: Esselâmü Aleyküm ve Rahmetüllâh: Allah’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun. Namaz bitiminde sağa ve sola selam verilirken söylenen bu ifade her namazda iki kere tekrarlanır. 
Selam, müslümanın karşılaştığı zaman müslüman kardeşine sunduğu en güzel hediyedir. Selam Allah’ın adıdır.  Selam, Rahim olan Rab’den en güzel sözdür. Selam, cennetin adıdır.
Selam, cennetliklerin dünyada da cennette de dillerinden hiç düşürmedikleri bir slogandır. Müslüman, kardeşine selam vermekle Allah’ı hatırlatır, Selam yurdu cenneti hatırlatır, kendisinin ve karşısındakinin müslüman olduğunu hatırlatır. Selam müslümana güven telkin etmektir. Selam veren kişi, bu sözüyle “Sen ve ben Selam olan Allah’ın kuluyuz, O’nun dini İslam ile müşerrefiz, benden sana zarar gelmez, güvende ol” demiş olur.  Artık birbirleriyle selamlaşan müslümanlar, kalp, el ve dilleriyle birbirlerine zarar veremezler. Selam veren kişi kardeşine kin duyamaz, onun gıybetini yapamaz, onu aldatamaz, eliyle ve diliyle onu incitemez. Yoksa selamında sadık ve samimi olmamış olur.
Bir kişi, karşısındaki tek bir kişiyi de selamlasa “Allah’ın selamı üzerinize olsun” diyerek çoğul kalıpla selam verir. Çünkü İslam, birlikte yaşanan cemaat dinidir. Her bir müslüman da bu cemaatin bir ferdi ve bir temsilcisidir. Bu yüzden ona çoğul ifade ile selam verilir. Selama karşılık veren kimse de yine çoğul kalıpla Ve aleyküm selâm der. O da kardeşine cemaat ruhunu hatırlatır. Hem zaten bizler, en yalnız olduğumuz anda bile yalnız değiliz ki. Rabbimizle beraberiz, meleklerle beraberiz.
Namazın sonundaki selam cümlesinde de çoğul kalıp kullanılır. Namazı cemaatle kılıyorsak, selamımızla bize namaz kıldıran imamı, bizimle birlikte namaza katılan cemaati, koruyucu melekleri, sağımızda ve solumuzdaki yazıcı melekleri kast ederek onların cümlesine selam veririz. Tek başına namaz kılıyor olsak da bu böyledir. Bu durumda da sağımızda ve solumuzdaki yazıcı melekleri kast ederek onlara selam veririz. Her iki durumda da yalnız olmadığımızı, kendimizden ibaret olmadığımızı hatırlarız.
Tekbirle başlayan namaz, selam cümlesi ile bitti. Kutlu ibadet namaz, selamla bitti. Çünkü namaz ile selamete erdik, kalbî huzura erdik, dünyevî buhran ve streslerden, uhrevî azap ve gazaptan kurtulmayı umduk.
Şöyle de diyebiliriz: Namaz, bir dolum ameliyesidir. Günde kılınan beş vakit namaz, beş öğün müslümanın manevî şarz eylemidir. Namaz içerisindeki okuduğu dua ve ayetlerle, Rabbin huzurundaki esaslı duruşla manen dolan Müslüman, namazda sağa ve sola Es-Selâm diyerek namazdan çıkar. Bunun anlamı şudur: Ben namazla doldum, şimdi bu namaz ruhuyla namazdan çıkıyorum, namaz ruhunu sağım solum dört bir yanıma taşımak için. Bunun için namaz tekbirle başlar, selamla son bulur, ama namaz ruhu sona ermez, aksine namaz selam ile devam eder, selam ile namaz ruhu seccadeden taşar ve dört bir yana yayılmak için harekete geçer. Nitekim bir ayette namazın, sahibini yönettiği, selamdan sonra da etkisini onda gösterdiği şöyle anlatılır:
Kitap’tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah’ı anmak en büyük şeydir! Allah yaptıklarınızı bilir.[11]Gerçekten de insanın namaz içerisinde hayâsızlık yapması, fenalığa bulaşması mümkün değildir. Ayette ise kılınan namazın, namazdan sonraki hayatta sahibini ahlaksızlık ve kötülüklerden koruyacağı belirtilmiştir.
Selam Ruhuyla Yaşamak ve Selam Ruhunu Dört Bir Yana Taşımak
Hayat Düsturumuz olan Kur’ân’da Müslümanlar olarak birbirimize selam ruhunu taşımamızın gereği vurgulanmıştır sürekli. Buna göre, müslümanın Müslüman kardeşiyle karşılaştığında ilk sözü es-Selâmü aleyküm cümlesidir. Birbirinden ayrılacağı zaman söyleyeceği son sözü de aynı şekilde es-Selamdır. Bu konudaki Kur’ân öğretileri şöyledir:
Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir.[12]
Evlere girdiğiniz zaman, kendinize/ehlinize Allah katından bereket, esenlik ve güzellik dileyerek selam verin. Allah size ayetleri, düşünesiniz diye böylece açıklar.[13]
Size bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya aynıyla mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.[14]
Bunun anlamı şudur, Müslüman kardeşinin yanında da elinden ve dilinden ona zarar vermeyeceği kimsedir; ondan ayrıldıktan sonra da ona hiç bir şekilde zarar vermeyeceği kimsedir. Müslümanlar birbirlerine verdikleri selamla bu gerçeği tescil ederler, bir anlamda birbirlerine söz verirler Müminlerin birbirlerine selam vermeleri aynı zamanda bir Allah ve İslam hatırlatmasıdır. Es-Selamü Aleyküm sözünün bir anlamı da, bir adı da es-Selam olan Allah ile beraber olasın, O’nun dini İslam üzere kalasın, Allah’ın yardımı seninle beraber olsun, demektir. Selam kardeşlik göstergesi, bir dostluk parolasıdır.
Müslüman, kendisine selam veren kardeşine, daha iyisi ile karşılık vermelidir. Şöyle ki, es-Selâmü aleyküm diyene, Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullah diye, es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah diyene Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullahi ve berakâtüh diye karşılık vermelidir. Bunların üçü ile birlikte selam verene ise Ve aleyküm demek yeterlidir.
Namaz kılan, Kur’ân okuyan, hutbe dinleyen kimselere selam verilmez. Verilirse, bunlar selamı almak zorunda değildirler. Bir de açıkça meşru olmayan bir işi işleyen kimselere selam verilmez.
Mümin, kimsenin olmadığı bir yere girdiği zaman da es-Selâmü aleynâ ve alâ ıbadillahi’s-sâlihîn/Selam bizim ve Allah’ın tüm sâlih kullarının üzerine olsun diye selam verir. Namazda okuduğumuz tahıyyat duamızda da geçen bu dua ile biz, tüm sâlih kulları hatırlamış, onlarla beraber olduğumuz denklere etmiş oluruz. Nitekim bu konuda peygamberimiz şöyle buyurur: Siz, böyle dediğinizde, göklerde ve yerde bulunan tüm sâlih kulları selamlamış olursunuz.[15]
Selam, müslümanıın şiarıdır, kişinin Müslüman olduğunun emaresidir. İslam selamı veren kimse, ben müslümanım demekte olduğundan, karşısındaki onu Müslüman görmek zorundadır.
Ey İnananlar! Allah yolunda sefere çıktığınız vakit, her şeyi iyice anlayın. Size, müslüman olduğunu bildirene/İslam selamı verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: «Sen mümin değilsin» demeyin.[16]
Öte yandan selâm, lüzumsuz söz ve işlerle karşılaşan müslümanın hatırlayıp gündeme getireceği bir sözdür.
Rahman kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söyler/selam der geçerler.[17]
Onlar, boş söz işittikleri vakit ondan yüz çevirirler. «Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selam olsun, cahillerle ilgilenmeyiz» derler.[18]
Bunun anlamı şudur: Siz ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin; siz bizden hayırdan başka bir eylem ve söylem beklemeyin. Zira biz Müslümanlar, sizlerin seviyesine düşmeyiz, sizin dolduruşunuza gelmeyiz, öfkeyle sövüp saymayız, biz bize yakışanı yaparız, çünkü bizi yöneten Es-Selâm olan Allah’ın dini İslam’dır.
Haramlarla Uğraşanlara Selam Verilmez
Harama besmele çekilemeyeceği gibi, haramlarla iştigal edenlere de selam verilmez. Çünkü onlar, selama layık değildirler. Aslında onlara selam vermemek, onlar için çok önemli bir uyarıdır. Bu onlara, bakın haramlar sizi kardeşinizin selamından mahrum bıraktı, dünya ve ahrette daha nelerden mahrum bırakacaktır şeklinde bir ikazdır.
Bazı Selam Kuralları
Müslüman’ın her şeyi düzenli, planlı ve kurallıdır. Onun hiçbir şeyi rastgele ve başıboş değildir. Bu itibarla selamlaşmanın da bir adabı vardır. Şöyle ki:
Selam, Müslümanın Müslüman kardeşi üzerindeki temel haklarındandır. Müslümanlar, birbirleriyle karşılaştıklarında ilk sözleri selam olur, birbirlerinden ayrılacakları zaman da son sözleri selam olmalıdır.
Müslümanlar, birbirlerini İslam selamı ile/es-Selâmü aleyküm/Selâmün aleyküm diye selamlamalıdırlar. Merhaba, günaydın, iyi günler gibi ifadeler selamın yerini tutmaz. İslam selamı, tıpkı ezan gibi, farklı dilleri konuşan Müslümanların ortak dili ve ortak sloganıdır.
Binitli yaya olana, ayakta olan oturana, yürüyen durana, hızlı giden yavaş gidene, az olan çok olana, küçük büyüğe selam vermelidir. Çocukları selama alıştırmak için, büyüklerin çocuklara selam vermeleri pek faziletlidir.
Selam verirken, selam verilen kişi yahut kişilere dönülmelidir.
Selam, karşı tarafın işiteceği ses tonuyla verilmelidir.
Verilen selam alınmazsa, kişi kendi selamını kendisi alabilir.
Kişi evine, işyerine girdiğinde ev halkına, çalışanlarına selam vermelidir. Evinden, iş yerinden ayrılırken de onlara selam vererek ayrılmalıdır. Onları, en anlamlı selam duasından mahrum etmemelidir.
Evine yahut iş yerine giren kimse, hiç kimse olmasa bile es-Selâmü aleynâ ve alâ ıbadillahi’s-sâlihîn diye selam vermelidir. Bu, Salihlere dua yanında, kişinin kendisine İslam hatırlatmasıdır.
Açıktan haramları işleyen fâsıklara, Müslümanlara eliyle ve diliyle eziyet eden zalimlere ve Müslüman olmayanlara İslam selamı verilmez.
Ismarlanan selamı, sahibine ulaştırmak da bir vecibedir.
Mektuplara da selamla başlayıp onları selamla bitirmek adabtandır. Aynı şekilde telefon görüşmeleri, sms ve internet yazışmaları da selamla başlayıp selamla bitmelidir.
Uzakta olan kimselere selam verdiğimizi belirtmek için el kol, baş işareti yapılabilir, korna çalınabilir. Ancak bu durumlarda da karşı taraf sesimizi işitmese bile dilimizle selam vermeliyiz. Tek başına işaret ve korna selamın yerini tutmaz.
Peygamberimizin ismi anıldığında yahut genel olarak ona selam göndermek Yüce Allah’ın buyruğudur. Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere selam ederler/onu överler; ey inananlar! Siz de onu övün, ona salât ve selam getirin.[19]Peygambere salât ve selam, ona bağlılık andıdır, insanlığa getirdiği güzellikler ve sunduğu güzel örnekliklere karşılık bir dua ve teşekkürdür.
Ötelere Taşıyacağımız Ruh da Selâm’dır
Peygamberimiz selamı, birbirimizi sevmeye ve cennete götürecek kutlu amel olarak tanıtmıştır. Selam ruhunu yaymakla müminler, dünyayı salim bir yurda dönüştürmekle adeta cennete çevirirler. Selam Ruhuyla Yaşayan Müminler, Selam Yurdu Cennete Selamla karşılanacaklar ve cennette de Selamla Yaşayacaklardır.
Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: «Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin» derler.[20]
Cennette merhametli olan Rab katından onlara selam vardır.[21]
Onların cennetteki duaları: «Münezzehsin ey Allah’ım», dirlik temennileri: «Selam size» ve dualarının sonu da: «Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun»dur.[22]
Melekler her kapıdan yanlarına girip: «Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!» derler.[23]
İnanan ve yararlı işleri yapanlar, içlerinden ırmaklar akan cennetlere konulurlar, Rablerinin izniyle orada temelli kalırlar. Oradaki dirlik temennileri: «Selam!» dır.[24]
Selam Yurdu Cennete sâlimen girebilmek ve orada selamla karşılanıp ağırlanabilmek için ise dünya hayatımızda selam ruhunu yaşatmamız gerekir. Bu ise Yüce Rabbimizle, kendimizle, çevremizle barışık olarak yaşamakla mümkün olacaktır. Bunun için es-Selâm olan Rabbimizin bizim için seçtiği selamet dini İslam’ı bütünüyle yaşamak ve yaşatmak lazımdır.
Es-Selâm olan Yüce Allah’a teslim olan, O’nun insanlık için seçtiği İslam üzere bereketli bir hayat yaşayan, hayatı boyunca selâmı (Allah’ı ve O’nun dinini) gönlünden, beyninden, dilinden ve hayatından çıkarmayan Müslüman, sonuçta dünyada stres ve buhranlardan, ahrette ise azap ve gazaptan sâlim olup Selam Yurduna konacak, orada Selamla ağırlanacaktır.
Sloganı selam olan, selam vermeye değer ve layık olan, selam ehli Müslümanlara selam olsun! Selamette kalın. Vesselam.

[1] 59 Haşr 23.
[2] Müslim, Mesâcid 135.
[3][3] 33 Ahzâb 56.
[4] 94 İnşirah 4.
[5] 3 Âlu Imran 19.
[6] 3 Âlu Imran 85.
[7] 22 Hac 78.
[8] 2 Bakara 208.
[9] Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, III, 47 (Buharî, Müslim, Ebû Davûd, Ahmed)
[10] 2 Bakara 131.
[11] 29 Ankebût 45.
[12] 24 Nur 27.
[13] 24 Nur 61.
[14] 4 Nisa 86.
[15] Buhârî, el-Amel fi’s-Salât 4.
[16] 4 Nisa 94.
[17] 25 Furkan 63.
[18] 28 Kasas 55.
[19] 33 Ahzab 56.
[20] 39 Zümer 73.
[21] 36 Yasîn 58.
[22] 10 Yunus 10.
[23] 13 Ra’d 24.
[24] 14 İbrahim 23.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir