36 – Garkad Ağacı ve Yahudi-müslüman Savaşı
Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahü aleyhi vesellem, hevasından bir şey konuşmayan ve konuştukları vahiyden ibaret olan bir önder olarak Yüce Allah’ın bildirmesi ile geleceğe dönük bazı açıklamalarda bulunmuştur. O, bu açıklamaları ile ümmetini olacak olanlara hazırlamış ve gelişen olaylara onları motive etmiştir. Onun bu uyarılarında inanan-inanmayan herkesin alacağı pek çok ders ve ibret vardır. Zira O, Allah’ın son peygamberi olarak konuşmaktadır ve O, insanlık için vardır, ömrünü insanlığın kurtuluşuna adamış insanlık sevdalısı bir peygamberdir.
Gelecekle ilgili bir takım haberleri veren fiten hadislerinin uydurma olabileceği konusunda çeşitli açıklamalar vardır. Evet, doğrudur uydurma söz kalemlerinden biri de gelecek ile ilgili olanlardır. Ancak bu husus, bu konudaki bütün rivayetlerin kaldırılıp atılması anlamına gelmez. Bir Peygamber ki gizil açık her şeyi bilen Yüce Allah ile iletişim kursun, O’ndan gaybla ilgili haberler alsın, gaybî haberleri ihtiva eden Kur’ân ayetlerini insanlığa ulaştırsın… Onun gelecekle ilgili bir takım açıklamalarının olması da bu çerçevede imkan dışı değildir. Bir kere o, başkalarından farklı olan fetaneti, basireti ile insan olarak gelecek yönelik isabetli bir takım tahmin ve tespitlerde bulunabilir. İkinci olarak o, Yüce Allah’ın bildirmesi ile geleceğe yönelik bazı tespit ve açıklamalarda bulunabilir. Bu konuda ondan gelen rivayetleri, elbette senet ve metin tenkidine tabi tutup cerh ve ta’dil süzgecinden geçirdikten sonra değerlendirmemiz gerekir.
Nitekim pek çok Kur’ân ayetinde Yüce Allah’ın kullarından dilediğini gayb konusunda bilgilendirdiği belirtilmiştir. “Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırt eder.” “O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz; ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır.” Peygamberimizin Yüce Allah ile Kur’ân ayetleri dışında iletişim kurduğu da bilinen bir husustur. Kudsî hadislerin, manası Allah tarafından vahyedilmiş, peygamberimizce söze dökülen ifadeler olduğu da bir gerçektir.
Bu kısa açıklamalardan sonra konumuz olan hadise geçebiliriz: Peygamberimizin kıyamet öncesine dair yaptığı açıklamalardan biri de onun şu meşhur ve sahih hadisidir:
Müslümanlar, Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar, Yahudileri öldürürler. Sonunda bir Yahudi bir taşın, bir ağacın ardına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç şöyle der: “Ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda saklanan bir Yahudi. Gel öldür onu.” Yalnızca Garkad ağacı bir şey söylemez. Zira o Yahudi ağacıdır.
Abdullah b. Ömer, Ebû Hüreyre ve Ebû Umame el-Bahilî’nin farklı varyantlarla Peygamberimizden rivayet ettikleri hadis, sahih bir rivayettir. Hadisin, doğrudan Kur’ân ayetleri ve diğer sahih hadislerle çelişen bir tarafı da görülmemektedir.
Hadiste geçen Garkad, uzunluğu 1-3 metre arasında değişen patlıcangillerden dikenli bir çalı tipi ağaçtır. Peygamberimiz döneminde, Medine’deki Cennetü’l-Bakî mezarlığında bu ağaç çok fazla olduğundan oraya Bakî’u’l-Garkad adı da verilirdi. Nevevî ağacın Beytü’l-Makdis beldelerinde çokça yetiştiğini söyler. Ağaca Sincan Dikeni ve Musâ ağacı da denir. Çit şeklinde bahçe ve tarla kenarlarına dikilen ağaç, dikenli metal teller gibi gürleşmekte ve herhangi bir canlının üzerinden ve içinden geçmesini imkânsızlaştırmaktadır. İsrail’in bu ağacın dikimini yaygınlaştırdığı da bilinen bir husustur.
Hadisin zahirî yorumuna göre taş ve ağaçların konuşması kıyamet alametlerindendir. Kur’ân bize hayvanların dilinden bahsettiği gibi, yerlerin ve göklerin konuşmalarından da bahseder. Nitekim bugün bilim de eşyanın dilinden bahsetmekte ve bu konuda araştırmalar sürmektedir.
Hadiste Yahudileri arkasında gizleyecek olan ağacın dikeni olması, dikenlerinin sık olması; saklayacağı Yahudilerin zararlı ve işlerinin son derece ketûm olmalarına işaret ediyor da olabilir.
Öte yandan hadis, Yahudileri saklayan ağaç ve taş ile onlara kol kanat geren, onlara destek çıkan kimi taş kalpli -odun kafalı güçlerin bile, Yahudilerin acımasızlıklarına tanık olup onlara destek çıkmaktan vazgeçeceğini, geriye onları destekleyen tek bir gücün kalacağı, onun desteğinin de uzun vadede bir şey ifade etmeyeceğine işaret ediyor gibidir. Zira gelişen teknolojik imkânlarla bugün taşların ve ağaçların ardına saklanmış bulunan küçücük canlıların bile tespiti zor olmamaktadır.
Hadisi, Müslümanları Yahudilere yönelik bir soykırım çağrısı olarak değil, onlara karşı bir uyarı olarak görmek gerekir. Peygamberimiz, bu sözleriyle Yahudileri zulüm ve şer odağı olmaktan sakındırmaktadır. Nitekim bu sözlerin sahibi olan Peygamberimiz, Medine’de oturmakta olan Yahudi kabileleriyle anlaşma imzalamış, onlar anlaşmalarını bozuncaya kadar onlarla birlikte yaşamıştır. Hayber Yahudileri ile de anlaşma yapılmış, onlar da uzun süre Müslümanların egemenliğinde yaşamışlardır. Ondan sonra da Yahudilerle insani ilişkiler devam etmiştir. Ancak Müslümanlar, düşmanlarına karşı güç kullanmak durumunda kaldıklarında bu hadisin haber verdiği şartlar gerçekleşecektir.
Son dönemlerde Yahudilerin yaptıkları dengesiz ve haksız güç kullanımı, onların kendi bindikleri dalı kesmeleri demek olup onlara destek çıkanları uyandırmakta ve onları küresel yalnızlığa doğru sürüklemektedir.
Hadisle ilgili olarak müfessir ve siyaset adamı Mehmet Vehbi’nin şu yaklaşımı da oldukça dikkat çekicidir: İsrailli bir diplomat, Mehmet Vehbi’ye şöyle der:
“Peygamberiniz : “Bir gün gelecek yeryüzünde bir tek Yahudi kalmayacak. Bir ağacın veya taşın arkasına saklansa taş dile gelip haber verecek diyordu. Bak biz yok olmadık. Filistin’de devlet kurduk der.
Mehmet Vehbi de: “Ben Buharî’yi tercüme ederken, o hadisin tercümesine gelince çok düşündüm. Ya Rabbi, senin peygamberin ne söylemişse doğrudur. Ama bu iş çok zor olacak. Yahudiler bütün dünyaya dağılmış durumda. Biz bunları nasıl bulacağız derken bir gün Filistin‘de devlet kurduğunu, dünyanın her tarafına dağılan Yahudilerin Filistin’e göç ettiğini öğrenince seviniverdim” der.
Büyükelçi: ´Niçin sevindiniz?´
Mehmet Vehbi: “İşimizi kolaylaştırıyorsunuz.. Biz müslümanların bütün dünyayı dolaşmamızı ve bir çok cephede savaşa girmemizi engelliyorsunuz. Hepiniz bir araya geleceksiniz biz de sizi topluca Milletlerin başına bela olmaktan kurtaracağız” der.
Hocanın bu yaklaşımı, müminin olan her olayda hayırlar görmesinin gereğini ve olaylara müslümanca bakış açısını göstermektedir. Evet, iman gözlüğü ile olaylara bakan kimse, şer gibi görünen nice şeyde sayısız hayırların olduğunu görebilendir. Öte yandan doğruların adamı olan mümin, yaşadığı olumsuzluklar karşısında asla ümidini, direncini yitirmeyen ve asla üzerine düşenleri yapmayı ihmal etmeyendir. O, hayatın bu dünyadan ibaret olmadığını, hiç kimsenin yaptığı kötülüğün yanına kalmadığını ve mazlumun âhı ile hiç kimsenin âbâd olamayacağını asla unutmayan kimsedir. Bütün bu gerçeklerin yanında iyi bilinmesi geren bir başka husus da her şeyin Yüce Allah’ın kontrolünde cereyan etmesidir.Yüce Allah’ı hiç kimse dolduruşa getiremez ve yönetemez. Yüce Allah, fırsat verir, ancak asla ihmal etmez. Zalimlere tanınan fırsatlar, onların tevbesine vesile olmuyorsa, onların dünya ve ahrette azaplarını katmerli hale getirecektir. O halde bu bilinçle yola devam diyoruz.
53 Necm 3-4.
3 Alu Imran 179.
72 Cin 26-27.
Buharî, Cihad 9, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 79, 82; Tirmizî, Fiten 56; İbn Mace, Fiten 36; Ahmed, Müsned, II, 131, 149.
Bkz. Hüseyin Yayla, Garkad Ağacı ve Yahudi-Müslüman Savaşını Haber Veren Hadisler, Yüksek Lisans Tezi, C.Ü.S.B.E. Sivas, 2008, s, 55-58.
