41 – Dosta Dost Olan Allah Dostları
el-Velî, Yüce Rabbimizin isimlerinden biridir. El-velî, dostlarına yardım eden, yardım etmeyi seven, kullarının işlerini üstlenen, onları seven, onlara hep yakın olan, düşmanlarını kahreden demektir. Gerçek anlamda dost, yardımcı ve Mevlâ O’dur.
Kur’ân’da Velî hem Yüce Allah, hem de kulları için kullanılmıştır. Ama Kur’ân’da Mevlâ, sadece Yüce Allah için kullanılmıştır. Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin ise dostları azgın putlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır. Bu ayetin peşinden gelen ayette Hz. İbrahim ve Nemrut’an bahsedilir. Zira ilki Yüce Allah’ın dostu/Halîlullallah Hz. İbrahim, diğeri ise Allah düşmanıdır.
Allah, müttakîlerin dostudur. Sizin Allah’tan başka gerçek anlamda dostunuz ve yardımcınız yoktur. Dost olarak Allah yeter… O, inanan kulları için her zaman dosttur. O’nun dostu olarak, O’na layık ve yaraşır kul olmalıyız, her şeyimizle O’na yönelip O’nun olmalıyız ki O’nun yardım ve rahmeti üzerimizden eksik olmasın. Zira mümin de Allah’ın velîsi, dostudur. Dost, dostu her zaman dost bilir; düşmanını da düşman bilir. O halde Allah’ın dostları Allah’ın velî kullarının da dostları; O’nun düşmanları, onların da düşmanları olmalıdır.
Yüce Rabbimiz, Allah’ın ahlakıyla ahlaklansınlar, dost olsunlar, birbirlerine destek ve yardımcı olsunlar, birbirlerinin işlerini üstlensinler, birbirlerini sevsinler diye, gerçek kullarına kendi adını vermiş ve onlara velî demiştir. Bu konuda O, şöyle buyurur:
İyi bilin ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar Allah’a inanmış ve O’na karşı gelmekten sakınmışlardır. Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. Bu büyük kazanımdır.
Ayete göre gerçek anlamda Allah’ın dostu olmanın iki temel şartı vardır: Allah’a inanmak ve O’na karşı gelmekten sakınmak, kısaca iman ve takva Allah dostu olmanın iki temel şartı. Yüce Mevlâ’ya dost olmak, O’na inanmayı gerektirir, O’na iman ise takvayı gerektirir. Takvası olmayan iman zayıftır, takvası ve imanı olmayanın ise O’na dost olması imkânsızdır.
Tefsirlerimizde bu tarifi açıklayıcı ve örneklendirici şu tanımlar yer almıştır.
Havârîler, Hz İsa’ya, Allah dostları kimlerdir diye sorduklarında o şöyle cevap verdi: Onlar, insanların zahiren baktıkları dünyaya batınen bakanlardır. İnsanların peşin ve bakî gördükleri dünya ve nimetlerine sonlu olarak bakanlardır. Ölümü hatırlamayı seven, dünyayı hatırlamayı öldürenlerdir. Allah’ı ve O’nu anmayı çokça sevenlerdir.
Peygamberimize, Ey Allah’ın Rasülü! Allah’ın velileri kimlerdir, diye sorulduğunda Hz. Peygamber, görüldükleri zaman insanın hatırına Allah gelen kimselerdir. Yani onların güzel yüzleri, güzel ibadet ve davranışları görenlere hemen Allah’ı hatırlatır. Onların olduğu yerde, Allah’ın ölçülerine aykırı hareket olmaz. Allah dostları kendileri günahlara dalmadıkları gibi, bulundukları yerlerde günahlara izin ve fırsat vermezler.
Bir hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyurdu: Allah’ın kulları içerisinde peygamber ve şehit olmadıkları halde, kıyamet günü Allah katındaki imanları sebebiyle peygamber ve şehitlerin imrendiği kimseler vardır. Onlar, aralarında akrabalık ve alışveriş ilişkisi olmadığı halde sırf Allah için birbirlerini sevenlerdir. Allah’a yemin ederim ki onların yüzleri nur, makamları nurdandır. İnsanların korku ve hüzne kapıldıkları gün onlar asla korkmayacak ve mahzun olmayacaklardır.
Hz. Ali, Allah dostlarını şöyle tanımlar: Onlar seher vakitlerinde uyanık olduklarından benizleri solgun, gözleri yaşlı, oruç tutmaları sebebiyle karınları boş, dudakları kuru olan kimselerdir.
İbn Keysân der ki: Onlar, Yüce Allah’ın kendilerine bahşettiği burhân ile hidayet nasip ettiği, Yüce Rabbin hakkını yerine getiren ve hep O’na dua ve kulluk eden kimselerdir.
Allah dostları, O’nun dostluğunu ve kerametini hak edenler, kazâsına rıza gösterenler, belalara sabredenler, nimetlere şükredenlerdir. İşlerini Rabbin ölçüleri doğrultusunda görenlerdir. Birbirlerini Allah için sevenlerdir.
Ayette Allah dostlarına bahşedilen müjdeler ise:
Allah dostlarına dünya hayatının sıkıntıları karşısında koku ve hüzün yoktur. Zira onlar, imtihanın gereği olarak karşılaştıkları her sıkıntıyı sevaba dönüştüren kimselerdir. Onlar dünya hayatında stres, buhran, doyumsuzluk gibi hastalıklardan kurtulmuş kimselerdir. Onların dünyada gördükleri rüyalar bile sâlih ve sâdık rüyalardır.
Onlara, ölüm meleğine can verirken korku ve hüzün yoktur. Zira onlar, ölümü Dosta vuslat olarak görerek gönül huzuru ile emaneti veren erlerdir. Can verirken, melekler onlara cennet müjdeleri sunarlar, onlar da gönül huzuru ile ölüm meleğine gülümserler.
Onlara, hesap gününde korku ve hüzün yoktur. Çünkü onlar Yüce Allah’ın lütfu ile hesaplarını ak alınla verecek olanlardır. Onlar o gün orada cehenneme atılma korkusu yaşamazlar, cennete girince de cennetten çıkarılma endişesi taşımazlar.
İşte Peygamberimizin Allah dostlarıyla ilgili müjdelerinden bir örnek:
Allah Teâlâ der ki: Benim bir veli kuluma düşmanlık eden bir kimseye savaş ilan ederim. Kulumun kendisine farz kıldığımı yerine getirmekle bana yakınlaşması bana her şeyden daha sevimli gelir. Kulum sürekli nafile ibadetlerle bana yaklaşırsa Öyle bir dereceye gelmiş olur ki, onu severim. Onu sevdiğimde, dinleyen kulağı, gören gözü, çalışan eli ve yürüyen ayağı ben olurum.
Hadise göre Yüce Allah kulunu sevdi mi onun organlarını razı olduğu yolunda tutar, günahlardan alıkoyar. Hayırlı işlerde o azaları, güçlü kuvvetli ve başarılı kılar.
Şimdi bu açıklamalar ışığında soralım kendimize:
Allah dostu olma konusunda nerede duruyoruz?
Bizde Allah dostlarının bu özelliklerinden ne kadarı mevcut?
Bu özelliklere sahip Allah dostlarıyla aramız nasıl?
