27 – Kur’ân’ın Ticarî Yol Haritası
Kimi beşerî sistemler malı, kişinin tekeline vermiş, mal kişinindir, istediği gibi kazanır ve istediği gibi harcar demiştir. Kimisi de mal devletindir, kişiler devlet için kazanır ve devlet için harcarlar diyerek ferdî mülkiyeti tümden reddetmişlerdir. İslam’a göre ise mal, Allah’ındır. Onun asıl sahibi Yüce Yaratıcıdır. Dolayısıyla mümin, malı Allah’ın ölçülerine göre kazanır/edinir ve yine aynı ölçülere göre harcar/tüketir.
Mallar, Yüce Rabbimizinbizlere nimetidir. Onlar sayesinde dünya işlerimizi görür,ihtiyaçlarımızı karşılarız. Bunun için insan, mala düşkün/meyilli yaratılmıştır. Bu sebeple de ona, meyledilen anlamına mâl denmiştir. Nimet, sahibine şükrü ister. Gerçek anlamda şükür ise, malın nimet olduğunu farketmek, onun asıl sahibini bilmek ve onu asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kazanıp harcamakla mümkündür.
Mallar, bize Yüce Rabbimizin emanetidir. Zira mülkün asıl sahibi Yüce Allah’tır. O, kullarını sınamak için, birbirlerine işlerini gördürmek için onlara farklı miktarlarda vermiş, kimini zengin kılarak, kimini de yoksul bırakarak sınava tabi tutmuştur. Allah rızıkta kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur. Sahip olduklarımızın bizde emanet olması bize iki şeyi hatırlatır: Emanet her zaman elimizden alınabilir. Emanet sahibi, bir gün gelecek bizlere verdiği emanetinden bizleri sorgulayacaktır.
Mal imtihan aracıdır. Biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız sınav aracıdır. Onlar bize Rabbin Rızasını ve Cennetini de kazandırabilir; Rabbin gazabına uğramamıza ve cehennemi boylamamıza da sebep olabilir. Yani mallar ve evlatlar bizim dünya ahiret cennetimiz de olabilirler, cehennemimiz de. Kur’ân onların bizim dünya ve ahirette cennetimiz olmasını ister ve bunun için bize yol gösterir. Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran’da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır.
Bize ilahî sınavı kazandıracak olan çocuklarımız, göz aydınlıklarımız ve gönül rahatlıklarımız olurlar. Bizi cehenneme sürükleyen çocuklarımız ise, gönül yarası, iç sıkıntısı, huzursuzluk ve stres sebebi olurlar. Sahip olduğumuz mallarımız da öyle. Onlar helal yollardan kazanılır ve helal yollarda harcanırsa bize huzur verir, berekete ermemize sebep olur. Haram yollarda ve yerlerde elde edilip harcanırsa o zaman da iç sıkıntısı, bereketsizlik, şer ve belaların üzerimize gelmesine sebep olur. Hz. Süleymanlara, sahip oldukları dünyalar dolusu variyet, onların dünyada izzet ve devlete nail olmalarına, ahirette ise Rızaya ermelerne ve cenneti kazanmalarına sebep olurken; Karunların sahip olduğu mallar ise onların dünyada helak olmalarına, ahirette gazab ve azaba düçar olmalarına neden olmuştur.
Allah yolunda harcanmayan mallar, cehennem ateşiyle sahiplerinin dağlanmasına sebep olacaktır. Zaten bir mal helal yolda harcanmıyorsa, meşru yollarda ve hayır hasenata sarf edilmiyorsa, bu onun haram yollardan elde edildiğinin bir göstergesidir. Şimdi şu ayetleri okuyalım:
Ey inananlar! Hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler. Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele. Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, «Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın» denecek.
Ticaret Kavramı:
Kur’ân’da ticaret kavramı 9 kere geçer. Bunların çoğunda bu kavram dünyadaki karşılıklı rıza ile yapılan alış verişler ve bu alış verişlerin meşru’ çerçevede olmasını belirleyen temel esaslar için kullanılmıştır. Bazı ayetlerde ise ahiret kazanımı için manevî anlamda kullanılmıştır.
Sözgelimi şu ayette dünya ticaretinin hayırlı amellere engel olmaması gereği üzerinde durulmuştur: “Onları ne bir ticaret, ne de bir alış veriş Allah’ı anmaktan, namazı ikame etmekten alıkoyar..”
İştirâ Kavramı:
Takas etmek, satın almak anlamına gelen iştirâ kökü pek çok ayette geçer. Bunların bir kısmı dünyevî alışverişler için kullanılmıştır, ancak çoğunda hidayet-dalalet, mağfiret-azab, iman-küfür, ahiret-dünya, Allah’ın ayetleri-dünyalık değişimi için kullanılmıştır. Söz konusu ayetlerin birinde şöyle buyrulur: “Allah, müminlerden mallarını ve canlarını, cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar, Allah yolunda savaşırlar, ölürler ve öldürülürler..”
Dikkat edilirse ayette büyük bir ticaretten söz ediliyor. Bir alım satım, hem de karlı bir alış veriş. Öyle bir alış veriş ki, alıcı durumunda olan Yüce Allah, satıcı durumunda olan ise müminler. Aslında sahip olunanların asıl sahibi, alıcı durumunda olan Yüce Allah’ın bizzat kendisi. Ancak O, kullarına bahşettiği nimetleri onlardan satın almak istiyor. O’nun bu ticaret ilanına gönülden kulak veren müminler mallarını ve canlarını satışa çıkarıyorlar. Bunun kazanımı, karşılığı ise cennettir, işte gerçek anlamda kazanç budur.
Bey’ Kavramı:
Satın alma, alış veriş anlamına gelen bey’ kavramı da 8 kere Kur’ân’da geçmektedir. Bu ayetlerde kavram, hiçbir alış verişin olmadığı kıyamet günü bahsedilirken kullanıldığı gibi, dünyevî alış verişler için de kullanılmıştır.
Ey iman edenler! Kendisinde artık hiçbir alış-veriş, dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın. Gerçekleri inkâr edenler elbette zalimlerdir.
Hayat düsturumuz Kur’ân, malı nasıl kazanıp harcayacağımıza dair temel ilkeler koyar. Bunlardan bir kısmı şöyledir:
Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder. Bunu kim aşırı giderek haksızlıkla yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu, Allah’a kolaydır.
De ki: «Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah’tan peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez.»
Allah alış verişi helal, faizi haram kıldı.
Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız… Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahitlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah’tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir.
Ayetlerden ilk bakışta çıkarabileceğimiz mesajlar özetle şöyledir:
Yüce Allah, karşılıklı rıza ile alışverişi helal kılmıştır. Rıza pazarlığı ile alışveriş helaldir. Terlemeden, emek sarf etmeden kazanma demek olan faiz ise, her türlüsü ile haramdır.
Ticaret bir araçtır, asla amaç haline getirmemeli ve bizleri Allah’ı anmaktan, O’nun ölçülerine göre hareket etmekten alıkoymamalıdır.
Kullarına rahmeti sonsuz olan Yüce Rabbimiz, alışveriş usul ve adabını da belirlemiştir. Kitabında, özellikle insanların ticaret yaparken karşılaşabilecekleri problemlere dikkat çekerek, borçlanma ve borçları yazma usulünü de açıklamıştır.
Peygamber olmadan önce ticaretle meşgul olan Peygamberimiz de helal ticaret konusunda bizlere temel ölçüler belirlemiştir. O, doğru dürüst ticaret adamının, Peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle beraber olacağını belirtmiştir.
Gerçek Müslüman, kendisine bahşedilen malı nimet ve emanet gören, onu şükür ve kulluk aracı olarak kullanan, helal ve meşru daire içerisinde onu kazanıp harcayan, malıyla da Yüce Rabbin rızasını ve cenneti kazanmaya çalışan kimsedir.
