5 – Alıcıları Kur’ân’a Açık Olanlar
İnsanlığın hayat nizamı Kur’ân, Yüce Allah’ın kullarına ikramıdır, onlara sunduğu ilahî ziyafet sofrasıdır. Kur’ân, Yüce Allah’ın kullarına konuşmasıdır. Kur’ân okuyup gereklerini yapmak, Yüce Allah’ın konuşmasına karşılık vermektir. Buna göre Kur’ân ehli, Yüce Rabbimizin davet çağrısına icabet edip O’nun sofrasına oturan Rabbin misafirleridir. Onlar, hem o sofradan doyarlar, hem de en güzel şekilde ağırlanırlar. Bu ağırlanma hem dünyadadır, hem ahirette. Bu konuda peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Doğrusu bu Kur’ân Allah’ın kullarına sunduğu bir ziyafet sofrasıdır. O halde gücünüz yettiğince O’nun ziyafetini kabul ediniz.” “Her ziyafet sahibi, davetine gelinmesini ister. Allah’ın ziyafeti ise Kur’ân’dır. O halde onu bırakmayın.”
Hz. Peygamberin bu sözlerini işiten bir kimse, Kur’ân okumaya, onu anlamaya ve gereklerini yaşamaya kayıtsız kalabilir mi? Elbette kalamaz. Çünkü bunlara kayıtsız kalmak, Yüce Yaratıcının davetini ciddiye almamak, o davete icabet etmemektir. Peki bir büyüğün ziyafet sofrasına oturan kimse, o sofradaki ikramlara kayıtsız kalabilir mi? Elbette kalamaz. Aksine o sofradan en güzel şekilde istifade etmeye gayret eder. İşte Kur’ân ziyafet sofrası için de durum aynıdır. İman adamı, o ilahî çağrıya gönül kulağıyla icabet eden ve o sofradan en güzel şekilde ve kesintisiz istifade eden kimsedir. Zaten Peygamberimizin ifadesiyle Müslüman cennete girene dek hayra karşı doyumsuzdur. O hep hayır adamıdır, hep hayırların peşindedir. O, hep hayır dinler, hayır öğrenir, hayır konuşur ve hayır işler. Kur’ân ise, hayırların kaynağıdır.
Kur’ân’ın, en meşhur sıfatlarından biri de onun Kerîm olmasıdır. “Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitapta mevcutken âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kur’ân-ı Kerim’dir.” Evet o, keremli kitaptır. Kerîm olan Yüce Allah’ın katından gelmiş, Keremli elçi (Rasül ü Ekrem) vasıtasıyla bizlere ulaşmış ve her konuda bize pek çok çeşit ikramlar sunan kitaptır. Onda ruhumuzu doyuran nice manevî gıdalar vardır. O, bizi problemsiz huzurlu bir hayata götürmeyi hedefleyen, karşılaşabileceğimiz problemlerimizi en güzel şekilde çözen hayat iksirimiz ve şifa reçetemizdir.
Kur’ân’ın bu engin ikramlarından istifade edebilmek için her şeyden önce gönül ve beyin alıcılarımızı ona çevirmemiz gerekmektedir. Bunun için öncelikle Kur’ân’ın, Yüce Yaratıcımızın biz kullarına değer verdiğini, kul olarak bizlere seslendiğini kavramak gerekir. Sonra Allah kelamını ciddiye alıp gündemimizin başına koymak gerekir. Üçüncü olarak gündemlerimizi Kur’ân ile belirleyip yol haritamızı Kur’ân ile çizmek gerekir. Elbette gönül ve beyin alıcıları Kur’ân’a kapalı olanların, söylem ve eylem ekranlarından hayata hayır ve güzel şeyler yansımayacaktır.
Kur’ân’a alıcılarını çevirenler Kur’ân ehli olanlardır. Kur’ân ehli olmak, hayat kitabı olan Kur’ânla gönlün dolmasıyla, beynin Kur’ân ile aydınlanmasıyla, söylem ve eylem dünyasının Kur’ân ile kurulmasıyla olacaktır. Kur’ân ehli olanlar, peygamberimizin müjdelerine nail olmuş kimselerdir:
Allah’ın kulları arasında bir grup vardır ki, onlar ne peygamberlerdir, ne de şehidlerdir. Ama kıyamet gününde makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de, şehidler de onlara gıpta ederler. Onlar, aralarında kan bağı yahut malî bir şey olmadığı halde Allah’ın nuru Kur’ân adına birbirlerini sevenlerdir. Allah’a yemin ederim ki, onların yüzü nurludur, onlar nur üzeredirler. Herkes korkarken onlar korkmazlar, herkes üzülürken onlar üzülmezler. İşte onlarla ilgili Allah’ın ayeti: Biliniz ki Allah’ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olacaklardır. (10 Yunus 62)Peygamberimizin okuduğu bu ayetten hemen sonra gelen ayette de Yüce Allah’ın dostlarının tanımı veciz bir şekilde yapılmaktadır: Onlar, iman edenler, Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak korunanlardır. Onlar için dünya ve ahiret hayatında nice müjdeler vardır… Demek ki Allah’ın dostu/velisi olmak için inanmak ve inancın gereği Salih amellerin adamı olmak şarttır. Bu ise Kur’ân ile mümkün olacaktır. Zira Kur’ân gerçek ve doğru imanın teme ilkelerini belirler, müttakîlerden olmanın canlı örneklerini sunar. Kur’ân’ın bu sunumları, canlıdır, her zaman ve mekanda yaşanılabilirdir. Kur’ân’ın öngördüğü hayat asla hayalî ve yaşanılamaz değildir.
Doğrusu insanlardan Allah’ın ehli olanlar vardır. Onlar Kur’ân ehlidirler, onlar Allah’ın gözde kullarıdır…Kur’ân ehli, Allah’ın ehli ve O’nun has adamlarıdır.
Sizden birisi, Yüce Allah ile konuşmayı severse kalp huzuru ile Kur’ân okusun!
Kur’ân Ehli olmak, kuru bir iddia değildir. Kur’ân ehli Kur’ân’a adanmış olanlardır. Kur’ân’la dolmuş ve Kur’ân’la olmuş kemale ermiş insanlardır. Onlar, ömürlerini Kur’ân’a hizmete adamış insanlardır. Hayatlarını ve mallarını onun yazılmasına, okunmasına, anlaşılmasına ve yaşanmasına vakfetmiş insanlardır. Gündemlerini Kur’ân ile belirleyen insanlardır. Onların hayatlarında Kur’ân belirleyicidir, Kur’ân yöneticidir.
“Kur’ân’ı taşıyan, İslam’ın bayrağını taşıyan gibidir. Ona ikram eden, Allah’a ikram etmiş olur. Ona ihanet edene ise, Allah lanet etsin!”
“Kur’ân’ı okuyup gereğini yerine getiren kimseye ahirette şöyle denir: ‘Oku ve yüksel. Dünyada nasıl ağır ağır okuduysan öyle oku. Çünkü senin makamın, okuyacağın en son ayetin yanıdır.”
Kur’ân bağlılarını dünyada da yüceltir, ahirette de. Dünyada onlara izzetli, huzurlu bir hayat bahşederek yüceltir. Aziz olan Allah’ın Aziz Kur’ân’ına sarılanlar azîz ümmet olurlar. Kur’ân ahirette de bağlılarını yüce makamlara ulaştırır. Dünyada rehberi Kur’ân olan, Kur’ân aydınlığında bir hayat yaşan kimse, Kur’ân ile ölür, Kur’ân onun kabirde sırdaşı, sıratta yoldaşı, mahşerde şefaatçisi olur.
Yukarıdaki ayette Onlar için dünya ve ahiret hayatında nice müjdeler vardır buyrulmuştu. Kur’ân’lı olan Allah’ın gözde kulların dünyada sunulan müjdeler olarak Salih rüyalar, ölüm anında meleklerin müjdeleri anlaşılmıştır. Gerçekten de onlar dünya hayatında müjdeli/mutlu bir hayatı yaşarlar. Ahirette de onlar için hep güzellikler vardır. Şöyle ki onlar kabirlerinde onlar istirahat ederler, diriliş gününde onlar için cennet vardır, Allah’ın hoşnutluğu vardır.
Özetle Kur’ân ehlini, dünya ve ahirette aziz eden ilahî kılavuzdur. Kur’ân’a göre hayat, dünya ve ahirettir. Kur’ân’lı olmanın kazanımı da hem dünyevîdir, hem de uhrevî. O halde dünya ve ahirette izzet ve şeref isteyen Kur’ân’a yönelsin, ona sarılsın ve hep onunla olsun. Ya Rab bizleri, Kur’ân’la olan, Kur’ân ile dolan, Kur’ân ile ölen, Kur’ân ehlinden eyle!
