Allah Azîz-kitap Azîz-peygamber Azîz-müminler Azîz

Azîz Allah:

el–Azîz, Yüce Rabbimizin en başta gelen isimlerindedir. O, izzet, şeref, galibiyet, güç, kuvvet ve yücelik sahibidir. O’nun tüm diğer sıfatları gibi, izzeti de O’na özgündür. O’nun güç ve kudretine hiç kimse ulaşamaz ve hiç kimse O’nunla baş edemez. Bu konuda da O’nun eşi ve benzeri yoktur. “Doğrusu O, Aziz ve hakimdir.” Yüze yakın ayette O’nun Aziz oluşuna, daha çok Hakîm, Alim, Rahim, Hamîd, Ğafûr, Muktedir, Kavî, Vehhâb, Ğaffâr, Cebbâr, Züntikâm isim ve sıfatlarıyla birlikte vurgu yapılır. Ayrıca Yüce Rabbimizin, azîz eden anlamına el-Muizz, işinde gâlib olan, hiç kimsenin aciz bırakamadığı anlamına el-Ğâlib isimleri de vardır.

“İzzet bütünüyle Allah’ındır..” O, izzetin asıl sahibi ve kaynağıdır. “Senin izzet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları sıfatlardan yücedir.” Dünya ve Ahirette izzet isteyen O’na yönelmeli ve O’nunla olmalıdır. Zira O’ndan kaynaklanmayan güç ve kuvvetler geçici ve yok olmaya mahkumdur. O’nun aziz ettiğini de zelil edecek yoktur. Kur’ân bize, bir yandan azîz olmanın yollarını gösterirken, bir yandan da şöyle dua etmemizi ister:

De ki: Mülkün sahibi olan Allah’ım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir’sin.

İsm-i Azam duası da olduğu söylenen bu anlamlı Kur’ân duasında şunlar dikkatimizi çekmektedir:

Duada Yüce Allah’ın mülkün asıl sahibi olduğuna vurgu yapılmaktadır. Ey mülkün gerçek sahibi, mülkün yegâne hükümranı olan Allah. O, mülkün hem sahibi hem de hükümranıdır, O hem yaratıcı hem de yöneticidir. Dilimizle mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu söylerken, hayatımızla da bunu ispat etmeliyiz. Mülkü, asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanarak. Ver dediğini vererek, O’nun harca dediği yerlerde harcayarak, O’nun haram kıldığı yerlerde israf ve itlaf etmeyerek sahip olduklarımızı, O’nun bizdeki emanetleri olduğunun bilincinde yerli yerinde kullanmalıyız.

Sahip olduğumuz her şeyi bize veren O’dur. Şairin dediği gibi: Veren Sensin, alan Sensin, kılan Sen. Ne verdinse odur, dahi nemiz var? O’nsuz olamayacağımızı, O’nun lütfu olmadan bir hiç olduğumuzun farkında olarak acziyetimizi itiraf ederek. Her biri bizde emanet olan nimetlerin her an elimizden alınıvereceği endişesini taşıyarak O’na yakarmalıyız.

İzzet kaynağı olan Yüce Allah’ın azîz eylediğini hiç kimse zelîl edemez, O’nun zelil ettiğine de kimse izzet kazandıramaz. O halde izzeti, O’nda, O’nun dininde aramalıyız. O’ndan uzak kalarak, O’nun ölçülerinden yüz çevirerek zilletten kurtulamayacağımızı unutmamalıyız.

Öldüren ve dirilten, ölü gibi bir hayat sürdüren ve adam gibi yaşatan da O’dur. O, bizleri hayat veren şeylere çağırır. Gerçek anlamda hayat, O’nun ölçüleri çerçevesinde yaşamakla mümkündür. Allah’ın ölçüleri doğrultusunda yaşamayanlar ise, hayvanlar gibi yaşayan, hayat sürdüğünü zanneden leşlerdir.

Yüce Allah maddî ve manevî rızıkların da kaynağıdır. O, razzâk olan, herkese bol bol rızık verendir. O halde rızkı O’nun kapısında aramak, rızık için O’ndan başkasına yüzsuyu dökmemek ve O’ndan gelecek rızka nail olmak için O’nun ölçülerini çiğnememek gerekir.

Bu kutlu duayı bu gerçeklerin bilinci içerisinde okumaktır asıl olan.

Azîz kitap Kur’ân:

“Evet gerçekten o, azîz bir Kitap’dır.”Kur’ân’ın azîz oluşu, Azîz olan Yüce Allah’ın kitabı olmasından ve izzete erdiren ilkeler ihtiva etmesindendir. Gerçekten de Kur’ân, ona yönelen, ona inanan ve ona uyan kimseleri azîz eder. Aynı şekilde o, ondan yüz çeviren, ona inanmayan ve onun ölçülerine uymayanları zelil eder. Kur’ân, gerçek anlamda izzetin ne olduğunu açıklar, izzetin gerçek kaynağının kim olduğunu açıklar ve nasıl azîz olunacağının yollarını gösterir.

Azîz insan Peygamber:

Şanı yüce olan, eşi benzeri olmayan insan, başkalarına izzet ve şeref veren anlamına peygamberimizin ismidir. Ayette şöyle buyurularak Peygamberimizin azîz oluşuna işaret edilmiştir: And olsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen (azîz), size düşkün, inanananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir. Müminlerin dünyada sıkıntıya uğramaları, ahrette gazab ve azaba duçar olmaları ona ağır gelir. O, müminlerin dünya ve ahrette bu durumlara düşmemesi için çırpınmış, onları Azîz Ümmet yapabilmek için gereken her şeyi yapmıştır.

Yine ona izzetin kendisi anlamına Aynü’l–Iz ve el-Eazz da denmiştir. El-Mahsûs bi’l–Izz: İzzet ve şeref kendine özgü olan sıfatı da onundur. Zira onun izzet ve şerefi ona özgüdür. Yine ona Zû Izze/izzet sahibi; el-Mahsûs bi’l–Mecd, el-Mahsûs bi’ş-Şeref de denmiştir. Hz. Peygamberin, peygamber olmadan önceki hayatı da onurludur, peygamber olduktan sonra da o hep izzet ve onur içerisinde örnek bir hayat yaşamıştır.

Azîz Müminler:

Ayette “İzzet Allah, Rasülü ve müminlerindir” buyurulmuştur. Yüce Rabbimiz, izzeti rasülüne ve müminlere tahsis etmiştir. Müminlere izzetli olmak yaraşır. Müminler izzetli olmak için, izzet kaynağı Yüce Allah ile irtibatlı olmalı, onun peygamberinin izzet ölçülerine uymalıdır. Onların izzet reçetesi, azîz Kur’ân’da açıklanmıştır. İzzeti, başka yerlerden arayanlar, zelil olurlar. İzzet, güç kuvvet, dünyalıklar ve sayı çokluğuyla olmaz. Çoğu zaman, insanın sahip olduğu maddî şeyler, onun zelil olmasına, bir kısım aşağılık işler yapmasına sebep olur. Asıl izzet, Allah’ın ölçüleri doğrultusunda elde edilen ve o ölçülere hizmet için kullanılan variyetle gerçekleşir.

Medine’de münafıklar, peygamberimiz ve onunla beraber olan müminlerin, mütevazı yaşayışlarına ve sayılarının azlığına bakarak onlara izzeti yakıştıramıyorlardı. Bu ayetler inmesiyle, gerçek izzetin Azîz olan Allah ve Rasülüne itaat eden müminlere ait olduğu açıklanmış oldu.

Müslümanlar, dünyevileşmeden mütevazı yaşarlar, ancak onlar düzensiz, aşağılık, pejmürde bir hayatın adamı değildirler. Çünkü onlar, Azîz olan Allah ve Rasülünün izzetli dinini temsil edenlerdir. Onlar, kibirli değildirler, ancak vakarlı ve onurludurlar. Peygamberimizin torunu Hz. Hasan’a biri, insanlar sende kibir olduğunu söylüyorlar deyince o şöyle cevap vermiştir: Bendeki kibir değil izzettir, izzet!

Unutmayalım ki Allah azîzdir, O’nun peygamberi de azîzdir, O’nun kitabı da azîzdir. O’nunla bağlantılı olan, O’nun peygamberinin izinde olan ve O’nun Kitabına uygun hareket eden müminler de azîzdir. Ötekiler ise, dünya ve ahrette zillet içerisindedir. Nitekim tarih boyunca bu böyle olmuştur. Azîz olan Yüce Allah’a layığı ile kulluk yapanlar, O’nun azîz kitabını kendilerine düstur edinenler ve O’nun azîz peygamberinin izinden gidenler manen ve maddeden hep azîz olmuşlardır. Dünyada azîz olmuşlardır, ahrette de azîz olacaklardır.

Onlar, inananları bırakıp da kafirleri dost edinirler; onların tarafında bir izet mi arıyorlar? Doğrusu izzet bütünüyle Allah’ındır.Onlar kendilerine izzet kazandırsın diye, Allah’ı bırakarak tanrılar edindiler. Müşrikler, kendi elleriyle yapıp diktikleri putlara Yüce Allah’ın isimlerini vererek onları tanrılaştırıyorlardı. Onların putlarından birinin adı Uzzâ idi. Bu isim, izzet veren tanrıça anlamına geliyordu. Müşrikler, o putun kendilerine izzet kazandıracağına inanıyorlardı. Bugün de pek çok insan, Allah’ın dışındaki kimi güç, kişi ve şeyleri izzet kapısı olarak görmekte, onlardan medet ummakta, onlara yüz suyu dökmektedir. İzzeti başka yerlerde arayanlara ise Azîz Kur’ân’ın çağrısı açık ve nettir:

İzzet isteyen kimse bilsin ki, kudret, bütünüyle Allah’ındır. Ayetin devamından da anlaşılmaktadır ki izzete ermenin yolu, gerçek anlamda iman ve onun doğrultusunda sâlih ameldir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir