Allah Kelamı ve Keremli Elçilerin Sözü Kur’ân
فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُون وَمَا لَا تُبْصِرُونَ إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kur’ân şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
Bu Kur’ân, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
İlk ayette Yüce Rabbimiz yemin ediyor, hem de büyük bir yemin. Görünen görünmeyen her şeye and olsun! Yaratan-yaratılan, zâhir-bâtın, maddî-manevî, somut-soyut, dünya-ahiret, süfliyât-ulviyât, yer-gök, arz-Arş, insanlar-melekler-cinler, beden-ruh, söz-amel, görünen ve görünmeyen nimetler, gayp ve şehadet âlemi, İlâhî kudretin görünen izleri-görünmeyen sırları, âsâr-envâr-esrâr… Gözümüzle görüp kalbimizle hissettiklerimiz. Gözle göremeyip kalbimizle hissettiklerimiz. Gözle göremeyip, kalple hissedemediklerimiz. Bizim göremememiz, varlığını hissedemememiz, o var olan şeylerin olmadığı anlamına gelmez. Bazı şeyleri görerek biliriz, bazılarını görmediğimiz halde güvenilir bilgilerle, eserleriyle öğrenir ve kabul ederiz. Bazı şeyleri sonradan görüp öğreniriz, bazı şeyleri hiç göremeyiz, ama varlığını kabul ederiz.
Tüm varlıklar O’nun kelamının hak olduğuna tanıklık ederler. Yüce Allah haktır, O’nun sözü de haktır, O’nun peygamber göndermesi, kitap indirmesi de haktır. O’nun elçilerinin sözü de haktır. Bunlar da asla şek ve şüphe yoktur.
Tekvîr suresinde Kur’ân’ın şerefli bir elçinin sözü olduğuna yemin edilerek, vahiy meleğine dikkat çekilir. Hakka suresinde ise kutlu elçi Hz. Muhammed’in peygamberliğine vurgu yapılmaktadır. Her iki elçi de Yüce Allah’ın gönderdiği elçidir. Her ikisi de O’nun mesajını ulaştırırlar. Vahiy meleği Peygambere, peygamber de insanlığa mesajı ulaştıran elçilerdir. O, ne demişse, ne istemişse elçiler aynen getirmişlerdir. Dolayısıyla elçiye zeval olmaz. Elçiye kızılmaz, elçiye karşı çıkılmaz. Zira elçiye yapılan yanlış, onu gönderene yapılmış olur. Elçinin sözlerini ciddiye almamak, sahibini ciddiye almamaktır.
Hayat Düsturumuz Kur’ân, Yüce Allah’ın sözüdür. Hem lafzıyla, hem manasıyla O’nun sözüdür. O ilâhî söz, önce Vahiy meleği Cibrîl’in diliyle, ardından son peygamber Hz. Muhammed aleyhisselamın diliyle bize iletilmiştir. Vahiy meleğinin ve Son Peygamberin diliyle bize gelmiş olması onun lafzının Allah kelamı olmadığını göstermez. Nitekim üç ayette Kur’ân’ın Allah’ın sözü/kelâmüllah olduğu açıkça belirtilmiştir:
Size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir takımı Allah’ın sözünü işitiyor, ona akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı.
Müşriklerden biri sana sığınırsa, ona güvence ver; ta ki Allah’ın sözünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.
Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. Bu ayette kelâmüllah ifadesi, Yüce Allah’ın fetih ve ganimet vadini, Allah’ın Peygamberine buyurduğu emrini değiştirmek isterler manasında kullanılmıştır.
Peygamberimiz vahiy meleğinden Kur’ân ayetlerini alırken onun okuduklarını aynen tekrar etmek için gayret eder ve aceleyle onu tekrar etmeye çalışırdı. Bu yüzden uyarılmıştır:
Gerçek Hükümdar olan Allah, pek yücedir. Kur’ân sana vahyedilirken, vahiy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma. Rabbim! ilmimi artır, de.
Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle. Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer. Biz onu Cebrail’e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle. Sonra onu sana açıklamak Bize düşer.
Şayet bazılarının iddia ettikleri gibi Kur’ân’ın manası Yüce Allah’tan peygamberimize ilkâ edilmiş, sonra da peygamberimiz kalbine atılan o manayı kendi sözleriyle ifade etmiş olsaydı, vahiy alırken böyle bir endişe ile acele etmesine gerek kalmaz ve bu uyarıları da almazdı. Nitekim âlimlerimiz, manası Yüce Allah’a sözleri ise Peygamberimize ait olan hadisleri, Kur’ân ayetlerinden ve Peygamberimizin diğer hadislerinde farklı görerek Kudsî Hadis diye isimlendirmişlerdir. Dolayısıyla Kur’ân, ne vahiy meleğinin sözü, ne de peygamberin sözüdür, o lafzı ve manasıyla Yüce Allah’ın sözüdür. O ilahî sözü vahiy meleği Peygamberimize okumuş, Peygamberimiz de aynen aldığı gibi bizlere okumuştur. Zaten o, vahiy meleği vasıtasıyla Peygamberimize indirilmeden önce İlahî Arşiv/Levh-i Mahfûz’da bir kitapta koruma altındaydı.
Nitekim Hâkka suresi ayetlerin devamında bu husus açıkça beyan edilmiştir: Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kur’ân şerefli bir elçinin getirdiği sözdür. O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz! Kâhin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz! Kur’ân, alemlerin Rabbinden indirilmedir. Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık. Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız. Doğrusu Kur’ân Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman inkâr edenlere, kendilerine gelen gerçek için: Bu, apaçık bir büyüdür, derler. Veya onu uydurdu, derler. De ki: Eğer onu uydurdumsa, beni Allah’a karşı hiçbir şekilde savunmazsınız; O, Kur’ân için yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, bağışlayandır, merhamet edendir.
Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, Bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir, dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım. De ki: Allah dileseydi ben onu size okumazdım, size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz? Allah’a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zâlim kim olabilir? Suçlular elbette kurtuluşa erişemezler.
Mesajlar:
Kur’ân-ı Kerîm, lafzı ve manasıyla Yüce Allah’ın sözüdür. Onu elimize alırken, okurken, anlarken, ondan bahsederken bu bilinçle okumalıyız.
Kerîm Kur’ân’ı, keremli Peygamberimize keremli elçi Cebraîl getirmiştir. Elçi kendinden söylemez, kendisini gönderenin sözünü getirir.
Kur’ân’ın eşsiz metinsel yapısı onun Allah kelamı olduğunun açık delilidir. Nitekim Kur’ân ayetleriyle sahih hadisleri metin yapısı açısından karşılaştıran dilbilimciler, ayetlerin hadislerden çok daha farklı ve özel olduğunu tespit etmişlerdir.
Kur’ân, keremli Rabbin insanlığa en büyük ikramıdır. Onu insanlığa ulaştıran elçiler de keremlidir ve Kur’ân, keremli insanları yetiştirmek için gelmiştir. Kerem sahibi olabilmek için keremli elçinin bize getirdiği Kur’ân rehberliğinde bir hayat yaşamak gereklidir.
Kur’ân, insanlık Rabbin mesajını anlayabilsin diye beşer diliyle inmiştir.
Kur’ân, beşer sözü değildir, o bir şâir, kâhin yahut sihirbazın söylediği bir söz de değildir. O, her şeyi bilen ve insanlığın halini en iyi bilen âlemlerin Rabbinin sözüdür.
