Asra Yemin Olsun! İnsan Hüsrandadır!

وَالْعَصْرِ إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ

إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

Asra yemin olsun ki! İnsan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.

Yüce Rabbimiz, asra yemin ederek bu kutlu sureye başlamıştır. Bununla insanlığın dikkatini çok önemli bir nimete çekmiştir. Asr, ortalama bir insan ömrü, Saadet Çağı, İkindi vakti, vaktin namazı yahut da insanlığın bir günlük ömrünün son dilimidir. Şimdi bu şıklar üzerinde Rabbimizin mesajını anlamaya çalışalım.

Zamana ve insana emanet olarak bahşedilen ömür nimetine and olsun ki insan zarardadır. İnsan, tam da zaman konusunda zarardadır. İnanmayan, kendisine verilen zaman içerisinde sapıklıktan kurtulup hidayeti bulamadığı için zaten zarardadır. İnanan insan da zamanı gereği gibi değerlendiremediği için, zamanı boş işlerde ve haramlarda tükettiği için zarardadır. İnsan ya önümde görecek günler var diye gençliğine aldanır, yanlış işler yapar. Yarın tevbe eder iyi olurum diyerek günahlara dalar. Yahut da zamanı daha iyi değerlendirmez. Akıllı insana düşen ise, zamanın her ânını fırsat bilip değerlendirmesidir.

Güneşin yakıcı sıcağı altında buz gibi hızla eriyip giden zaman bütün dilimleriyle önemli, değerli, insan için birer fırsat mecmuasıdır. Gecesi, gündüzü, sabahı, kuşluğu, öğlesi, ikindisi, akşamı, yatsısı, gecesiyle zaman; insana emanettir ve insan için büyük nimettir. Zamanı değerlendirmek ve anlamlandırmak insanın elindedir. İman, ihlas, sâlih amel ve hayırlarla geçen zaman mübarektir, berekettir. Küfür, inkâr, şirk ve günahla geçen zaman da bereketsizliktir ve insanın üzerinde vebaldir.

Aldanmamak, hüsrana uğramamak için zamanın önemini iyi kavramalı, emanet olduğunun bilincinde, sorgulanacağımızın şuuruyla onu en iyi şekilde değerlendirmeli. Elimizden çıkınca bir daha geri gelmeyeceği düşünülerek, içerisinde bulunduğumuz ânı en iyi şekilde değerlendirmeli. Zira insan için, dün geçmiştir, bir daha geri gelmez. Yarının geleceği ise kesin değildir. Önemli olan ve değerlendirilmesi gereken içerisinde bulunulan haldir. Elbette insan geçmişinden ders almalı, geleceğine hazırlık yapmalıdır. Ama asıl olan içerisinde bulunduğu ânı en iyi şekilde değerlendirmesidir.

Hz. Peygamberin yaşadığı Saadet Çağı insanlık için örnek bir çağdır. Çoğu insan o çağı doğru bir şekilde tanımaz yahut o çağı kendine model almaz ve sonuçta zarar eder. Oysa her insanın o çağdan alacağı çok şey vardır. And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Rasülullah en güzel örnektir.

İkindi vakti, dünya meşgalelerinin en yoğun olduğu saattir. Günün bitimine az kala, insanlar günün son işlerini bitirebilmek için koştururlar. Bu saatlerde alışverişler artar, trafik yoğunlaşır. Bu yüzden de çoğu insan bu yoğunluk içerisinde kendini kaybeder, gaflete düşer, birbirini aldatır, kul hakkına girer, sonuçta hüsrana uğrar. Halbuki asıl olan bu yoğun vakitte insanın kendinde olması, kendini ve Rabbini bilmesi, istikamet üzere kalması, hayırlı işleri yapmasıdır.

Yine ikindi namazı, iş yoğunluğu içerisinde çoğu zaman kaçırılan yahut vakit çıkmak üzere iken alelacele kılınan bir namazdır. Onun için ayette, Namazlara ve orta namazı/ikindi namazına devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun buyrulmuştur. Hadislerde, ikindi namazı ile, sabah namazı şahitli namaz olarak nitelendirilmiş ve bu namazlara özellikle dikkat edilmesi istenmiştir. Zira insan, sabah namazını uyku sebebiyle kaçırır yahut uyku mahmurluğu içerisinde kılar; ikindi namazını da yoğunluk içerisinde kaçırır yahut dolduruşa getirerek alelacele kılar. Önemli olan ise dinin direği namazı önemsemek, itina ile ikâme etmek, özellikle de şahitli namazlar olan sabah ve ikindi namazına dikkat etmektir.

Bir de ikindi vakti ile, insanlığın ömrünün son dilimi kastedilmiş olabilir. Bir ayette Allah katında elli bin yıllık bir günden, bir başka ayette ise bin yıllık bir günden bahsedilir. İnsanlığın tüm ömrü bir gün kabul edildiğinde ilk insanın dünyaya gelişi günün başlangıcı olur, güneşin batışı ise kıyametin kopuşu demektir. Buna göre de son peygamberin gelmesiyle insanlığın ömrünün ikindi vakti olmuş ve gün bitmeye yaklaşmıştır. Ömrünün bu son demlerinde insanlığı aldatan, asıl yaratılış gayesinden saptıran, onu oyalayan pek çok şey vardır. Dünyevileşme, putlaştırılan teknoloji, insanın kendi kendine yetme tutkusu, lüks ve israf bu aldatıcıların başında gelir. İnsanlığa düşen, kıyametin yaklaştığının ve her ân kopabileceğinin şuurunda ahiret hazırlığını ihmal etmemesidir.

Onun için sahabe, meclislerde birbirlerinden ayrılacaklarında Kur’ân’ın mesajını özetleyen Asr suresini okurlarmış. Aslında onların bu okumaları, birbirlerini hüsrandan kurtarmaya yönelik bir hatırlatmadır. Zira surede, insanlığın hüsrandan kurtuluşunun formülü de açıklanmaktadır: Bunlar iman etmek, imanın gereği sâlih amel işlemek, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmekdir. Buna göre inanmayan hüsrandadır. Sâlih amel işlemeyen hüsrandadır. İyiliklerini birbirine taşımayan hüsrandadır. İstikamet yolunda karşılaşacağı güçlüklere katlanmayan ve birbirine sabrı tavsiye etmeyen zarardadır. Kişi iman ve sâlih amelle önce kendi kâmil olmalı, ancak iyiliği kendinde kalmamalı, başkalarına taşımalıdır. Bunları yaparken karşılaşabileceği güçlüklere de göğüs germesini bilmelidir. Bu yüzden İslam, iyiliği kendinde kalan pasif iyilerin değil; iyiliğini başkalarına taşıyan aktif iyilerin yetişmesini ister.

İmam-ı Şâfiî, bu surenin kuşatıcı mesajını anlatırken şöyle der: Kur’ân’dan başka bir şey inmeseydi, insanlığın kurtuluşu için Asr suresi yeterdi. İnsanlar Asr suresini iyice düşünüp anlasalardı, o onlara yeterdi.

Şimdi yeminle başlayan geniş anlamlı bu kısa suremizin mesajlarını bir kez daha tekrar edelim. Bu veciz surede;

Yemin eden: Yüce Allah’tır.

Kendisiyle Yemin Edilen: Genel olarak zaman, ortalama bir ömür, çağ, Saadet Çağı, İkindi namazı, insanlığın kıyamet öncesi yaşadığı son zaman dilimidir. İnsanın zararda oluşu bu ânlardadır ve bu ânlarla ilgilidir. Ancak onun kurtuluşu da bu ânlarda gerçekleştireceği şeylerdedir.

Üzerine Yemin Edilen: İnsanın zararda oluşu hem maddî, hem de manevîdir. Husr, ticarette sermayeden kaybetmektir. Her insan zarardadır. Kötüler zaten zarardadır. İyiler ise daha iyi, en iyi olamadıkları için zarardadır.

Alâka: İnsan ve zaman. Zaman, insanda Yüce Allah’ın en büyük nimeti ve emaneti. İyi kötü her insanın en fazla zararda olduğu şey zaman nimetidir. İnsan, zamanın kıymetini bilip onu iyi değerlendirmediği için, zamanı hoyratça tükettiği için, fırsatları kaçırdığı için zarardadır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir