Aydınlık ve Karanlığa, Dolunaya And Olsun!

SİZ, HALDEN HALE GEÇECEKSİNİZ!

فَلَا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَ

لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Akşamın alaca karanlığına and olsun. Geceye ve gecenin içinde olan şeylere and olsun. Dolunay halindeki aya and olsun ki: Şüphesiz siz halden hale geçeceksiniz. Onlara ne oluyor da inanmıyorlar?

Şafak, gün batımından yatsı vaktine kadar semada görülen kızıllıktır. Güneşin ışık ve kızıllığından kalan şey, gündüzün son kalıntısı demektir. Güneşin doğuşundan önceki kızıllık, sabah/tan vaktine de şafak denir.

Yüce Rabbimiz, önce şafağa, ardından geceye ve gecenin kapsadığı tüm her şeye yemin etmektedir. Altmış bin dirhem yahut bir deve yükü ağırlığa da vesak denir. Gece de bağrında pek çok şeyi topladığı için bu kelime kullanılmıştır. Gece, gündüz evlerinden-yuvalarından çıkıp rızık için etrafa dağılan canlıları yeniden yuvalarında toplar. Yine gecenin gelmesiyle beraber insan, bir günlük koşturmacasının sonunda kazandıklarını toplayarak evine döner. Aslında bu topladıkları sevapları da olabilir, günahları da. İnsan, gece de boş durmaz. Onun için akıllı insan, her günün bitiminde bugün Allah için ne yaptım sorusuyla kendini hesaba çeken ve günahları için af dileyen, günahsız bir yarına kendini hazırlayan kimsedir.

Üçüncü olarak da dolunay halindeki aya yemin etmektedir. Her ay başında incecik doğan semadaki kamer/ay da halden hale geçer, nihayet kalınlaşa kalınlaşa dolunaya döner; sonra tekrar küçülerek incelir ve batar. Tıpkı gecenin renk tonlarının azalıp çoğalması gibi; tıpkı insanın hayatı gibi. Ay da sürekli hareket halindedir, hem semada yörüngesinde döner/akar durur, hem de incelip kalınlaşmaya devam eder.

Şafak, gece ve dolunay… Bunların her biri başlı başına bir ayettir. Derinlemesine üzerinde düşünülmeli ve tefekkürle okunmalıdır. Gündüzün gidişi, gecenin gelişi ve gece karanlığında dolunayın doğuşu… Bu vakitler aynı zamanda akşam, yatsı ve gece namazları vakitleridir. Kâinatta her şey bir hareket halinde, bir değişim halinde iken insana yerinde sayması, boş durması, aşağılara düşmesi yakışmaz. Kâinatın en şerefli varlığı olan insana yakışan, en üst mertebelere, en yüce tabakalara çıkmak için çalışmasıdır.

Gündüzün sona erişi ve gecenin başlaması pek çok şeyin bitiş ve yine pek çok şeyin başlama vaktidir. Şöyle ki insan gün boyu çalışır, koşturur, yorulur ve akşam olunca dinlenmeye geçer. Kâinatta pek çok varlık için hayat gece başlar. İns, cin, hayvanat ve nebatat… Bunlardan her biri için gündüz olduğu gibi gece de bir kısım faaliyetler vardır. Hayat gündüz olduğu gibi gece de devam eder. İnsanın sorumluluğu gündüz olduğu gibi, gecede devamlıdır. Zira o, gündüz yaptıklarından sorumlu olduğu gibi, gece yaptıklarından da sorumludur.

Gündüz olsun, gece olsun zamanın bütün dilimleri önemli ve değerlidir. Bütün dilimleriyle zamanın gerçek sahibi Yüce Allah’tır ve zaman insanda emanettir. Onun için zamanı O’nun emir ve ölçüleri doğrultusunda kullanmalı ve değerlendirmelidir. Bu yüzden insanı Rabbiyle canlı irtibatını sağlayan/sağlaması gereken namaz, günün bütün dilimlerine yayılmıştır. Gün, sabah namazıyla başlar, öğle ve ikindi namazlarıyla devam eder ve akşam namazıyla gün bitip gece başlarken bu sefer yatsı ve gece namazlarıyla gece devam eder. Aslında en önemli dilimlerde kılınan namazlar bir kulluk hatırlatması, öncesi ve sonrasıyla o vaktin muhasebesinin yapılma fırsatıdır. Bu nedenle Müslüman, gününü namaz vakitlerine göre planlar, yapacağı işleri namaz doğrultusunda gerçekleştirir. Zira sahibini kötülük ve ahlaksızlıklardan alıkoyan namaz, müminin hayatını yöneten ibadettir.

Hem kâinatta hem de insan hayatında günlük olarak tekrarlanan uyuma ve uyanma, tekrar uyuyup yeniden uyanma bir nevi diriliş tatbikatıdır. Buna göre insan her gün tekrarlanan uyumayı bir nevi ölüm, uyanmayı da bir çeşit diriliş olarak görmeli ve kendisini o ölüm ve diriliş gününe hazır etmelidir. Sual: Ey Veli, mümin nasıl olmalı, söyle! Cevap: Son ânda nasıl olacaksa hep öyle!

Yeminin cevabı olarak gelen Şüphesiz siz bir durumdan diğerine uğratılacaksınız ayeti kıraat farkıyla, siz halden hale gireceksiniz şeklinde anlaşıldığı gibi; Ey Muhammed sen, halden hale gireceksin, çeşitli hallerle karşılaşacaksın şeklinde de anlaşılmıştır.

İlk kıraate göre mana şöyle olur: Ey insan! Sen topraktan yaratılışında olduğu gibi, anne karnında nutfe-alaka-mudğa-et-kemik aşamalarından sonra doğacak; çocukluk-gençlik-olgunluk ve yaşlılıktan sonra ölümü tadacaksın. Yokluktan varlığa, sağlıktan hastalığa, sevinçten kedere; darlıktan bolluğa, zorluktan kolaylığa, zayıflıktan güçlü kuvvetli olmaya, bilgisizlikten bilgili olmaya, makamdan makama… sürekli bir geçiş, bir dönüşüm halinde olacaksın. Dünyadan ahirete geçeceksin. Ya cennetlik olacaksın ya cehennemi boylayacaksın. Ya cennetin yüksek tabakalarına çıkacaksın ya cehennemin derekelerine yuvarlanacaksın. Fizikî aşamalardan geçtiğin gibi manevî aşamalardan da geçeceksin/geçmelisin. İlim, iman ve amel bakımından hep kemale yolculuk yapacaksın/yapmalısın. Ama sen hep kemale doğru değişerek değer kazanmalısın, aşağılara yuvarlanmamalısın. Yaşadığın halleri, fırsata çevirmelisin, Yüce Allah katında değer ve derecenin artışına vesile olarak kullanmalısın. Ruhlar âleminden bu dünya âlemine indiğin gibi; bu âlemden ulvî âleme yükselmek ve Yüce Yaratıcıya yakın olmak için hep koşturmalısın.

Surenin önceki ayetlerinde, cehennemlik olan insanın dünyada iken hayatı dünyadan ibaret gördüğü ve dirilmeyeceğini sandığı söylenmişti. Bu ayetlerle insana halden hale geçeceği hatırlatılmış oldu. Yine ayetlerle toplumların da halden hale geçeceği, sürekli bir değişim, dönüşüm ve gelişim yaşayacağına işaret edilmiştir. Ama önemli olan bu değişim ve gelişimlerin hep hayır istikametinde olmasıdır. Ayet halden hale, tabakadan tabakaya, mertebeden mertebeye ilerleme hedefini müminlere göstermektedir. Cennete girinceye kadar hayra doyumsuz olan mümin, iki günü eşit olan zarardadır düsturuyla bugünü dününden, yarını da bugününden daha hayırlı, daha ileri olan kimsedir. Nitekim surenin önceki ayetleri hayırlarda koşturup amel defterini sağından alarak cennetlik olan insan ile amel defterini sol ve arka tarafından alan cehennemlik insanı tasvir etmişti. Bir tarafta hayır koşusunda cennetin yüceliklerine tırmanan insan, öteki tarafta cehennemin derinliklerine yuvarlanan insan. Şu sınav dünyasında insan için önünde iki yol vardır: Ya iman edecek ya inkâr edecek. Ya Yüce Allah’a kul olacak ya şeytan ve hevasının kölesi olacak. Ya hayırların adamı olacak şükredecek ya şerlerin odağı olarak nankörlük yapıp küfredecek. Ya cennet yolunda yükselecek ya cehennem yolunda alçalacak.

İkinci okuyuşa göre ise mana şöyle olur: Ey Muhammed, senin de vahiyle, davetinle, davet yolunda yaşadıklarınla halden hale gireceksin, derecen yükselerek kemale ereceksin! Buna göre Ey Muhammed, sen davetin bu ilk aşamasında karşılaştığın zorluk ve sıkıntılara bakıp hüzünlenmeyesin. Önünde senin bekleyen parlak bir gelecek ve aydınlık yarınlar vardır. Senin davetinin geleceği, başlangıcından daha parlak, senin ahiretin dünyandan daha hayırlı olacaktır. Yine ayetin Hz. Peygamberin Mirac gecesi Refref-Burak gibi özel binitlere binerek yücelere seyahat edeceğine işaret ettiği de söylenmiştir.

Üçüncü bir manaya göre, ayet semanın halden hale geçeceğini haber vermektedir. Sema yarılacak, patlayacak, dürülecek, kaynayan yağ gibi eriyecek, sönecek ve fena bulacaktır. Zaten sure de Gök yarılıp Rabbine boyun eğdiği zaman diye başlamıştı.

Bütün bu hakikatler gözler önünde iken, onlara ne oluyor da inanmıyorlar? Onlar, daha neyi bekliyorlar? Ne zaman bu hakikatlere iman edecekler, ne zaman Kur’ân’ı düstur edinip Yaratana baş koyacaklar?

Özetlememiz gerekirse;

Yemin eden: Yüce Allah.

Kendisiyle Yemin Edilen: Karanlık ve tonları, pek çok şeyi bağrına basan gece ve halden hale geçip dolunaya dönüşen ay. Yerinde durmayan karanlık, pek çok şeye tanıklık eden gece ve yerinde durmayan, yerinde saymayan ay.

Üzerine Yemin Edilen: Hem fizikî olarak hem manen insanın da halden hale geçecek olması.

Alâka: Günün aydınlıktan sonra akşamleyin karanlığa dönmesi, gökyüzünde gün batımından sonra ufukta kızıllık, ardından aydınlık ve sonra iyice karanlık oluşması gibi… Karanlık halden hale döner, gece halden hale geçer, ay halden hale dönüşür… İnsan da hem fizikî olarak halden hale geçecek hem de manen halden hale geçecektir. İnsanın hep iyiye, daha iyiye, en iyiye doğru yücelmek için gayret etmesi gerekir. İnsan, aşama aşama kemale ermek için çırpınmalıdır. Nasıl ki semadaki ay ilk doğduğunda incecik olduğu halde her gece kalınlaşmaya ve semada daha yükseklerde doğmaya devam ediyor ve nihayet dolunaya dönüp karanlıklar içerisinde parlıyorsa… İnsan da iman ve sâlih amellerle değer kazanmaya gayret etmelidir. İnsanın çocukluğu, gençliğinin; gençliği ihtiyarlığının temelidir. Bu sebeple insan erken yaşlardan itibaren manen ve maddeten sağlam temeller üzerinde hayatını sürdürerek kendisini hem dünya hem ahiret geleceğine hazırlamalıdır. Hayattan sonra ölüm, ardından tekrar diriliş gelecektir. İnsan, bu gerçeği bilmeli ve buna şeksiz inanmalıdır. Ne var ki insanın bunları bilmesi ve bunlara inanması yetmez, bu hallere hazırlıklı olması gerekir. Akıllı insan, kendini ölüme, ölüm sonrası hayat ahirete, cennete hazırlayan kimsedir. Şairin dediği gibi boş durmayıp koşturmalıdır insan:

“Leyse li’l-insani illa ma sea” derken Hüda;
Anlamam hiç meskenetten sen ne beklersin daha?

Davran artık
karbanın arkasından durma, koş!
Mahvolursun bir dakikan geçse hatta böyle boş.

…

Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!
Bunların hakkında bilmem bir bahanen var mı? Dur!

Mâsivâ bir şey midir, boş durmuyor Hâlik bile:
Bak tecelli eyliyor bin şe’n-i
gunagun ile.
Ey, bütün dünya ve
mâ fîhâ ayaktayken; yatan!
Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir