Ayet: Lisan ve Renk Ayeti
BİR AYETTE ÜÇ BÜYÜK AYET
Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması, O’nun varlığının ayetlerindendir. Doğrusu bunlarda, bilenler için dersler vardır.
Yüce Yaratıcımız bir ayetinde bize üç ayetini birden hatırlatıyor: Önce Göklerin ve yerin yaratılması ayetiyle Rabbimizin erişilmez kudretine dikkat çekiliyor. Ardından iki büyük ayet daha geliyor. Diller ve renklerin farklı farklı olması. Dillerin ve renklerin farklı farklı olması, gökler ve yerin yaratılışı kadar büyük ve dikkatlice okunması gereken ayetlerdir.
Dillerin farklı farklı olması: Yaratılan varlıklar içerisinde insan, konuşma özelliği ile belirgin bir şekilde diğerlerinden ayrılıyor. Bunun için insan konuşan canlıdır; hayvanlar koklaşarak anlaşır, insanlar ise konuşarak anlaşırlar denilmiştir. Gerçi diğer canlıların da dili vardır. Örneğin meleklerin, cinlerin dilleri vardır. Hatta hayvanların, hatta bitkilerin de dili vardır. Kur’ân, Hz. Süleyman’ın kuş dilini bildiğini, kuşlarla konuştuğunu, karıncaların dilinden anladığını söyler. Bugün bilim, eşyanın da dilinin olabileceğini söyler. Mahiyeti bizim tarafımızdan kesin olarak bilinmese de varlıkların dili vardır. Onlar hâl diliyle söyledikleri gibi, kâl diliyle, kendi dilleriyle de söyler dururlar. Varlıkların hepsi kendi dilleriyle Yüce Yaratıcıyı tesbih ederler. Biz bütünüyle anlamasak da onlardan her biri kendi tesbihini bilir. Bu tesbih ister onların kendi dilleriyle tesbih etmesi olsun, ister yaratılış gayelerine göre hareket etmesi olsun, isterse duruşlarıyla görenlere Yüce Allah’ın büyüklüğünü hatırlatarak onları tesbihe götürmesi şeklinde olsun. Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud’a boyun eğdirdik. Doğrusu biz akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, toplu halde kuşları onun emri altına vermiştik. Hepsi O’na yönelmiştir. Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve tesbihini (öğrenmiş) bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir. Gök gürültüsü Allah’ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O’nun heybetinden dolayı tesbih ederler.
Konuşma yetisi, Yüce Rabbimizin Kelâm sıfatının varlıklardaki yansımalarından biridir. Yüce Allah, hep hakikati konuşan olduğu gibi, aynı zamanda her şeyi konuşturandır. Yüce Yaratıcının Ellerimle yarattım, canımdan can kattım dediği insana da O’nun kelâm sıfatı yansımış ve konuşma yetisi insanın en önemli özelliği olmuştur. Onun için Rabbimizin Rahman sıfatının tecellileri sayılırken şöyle buyrulur: Rahman. Öğretti Kuran. Yarattı insan. Öğretti ona beyan.Ayetteki beyân, konuşma ve ifade etme yetisi olarak anlaşılmıştır. Yüce Yaratıcı ilk insana ve onun şahsında insanlığa eşyanın isimlerini öğretmiştir: Âdem’e bütün isimleri öğretti. Rabbin, insana bilmediğini bildirendir.
Tarih boyunca sayısını kesin olarak ancak Yüce Rabbimizin bildiği pek çok varlık yaşamıştır. Bunlardan kimi varlığını sürdürmekte, kimi de tarihin gayıp sayfalarına gömülüp gitmiştir. Hz. Âdem ve eşinden tek atadan yaratılmakla tabii olarak tek dili konuşan insanlık, sonraki dönemlerde farklı dilleri konuşmuşlardır. Bu dillerin oluşmasında çevre faktörü, yaşanılan şartlar, genişleyen insan kitleleri etkili olmuştur. Bugün insanlığın konuştuğu dillerden ne kadarı tarihte kalmıştır bilemiyoruz, ancak bugün yeryüzünde konuşulan dillerin sayısının 3500-4000 kadar olduğunu konunun uzmanları söylemektedirler. Bu kadar çok dili her insan anlamasa da Yüce Rabbimiz onları anlamakta ve O’nun görevli melekleri bu konuşulanları, tıpkı yapılanlar gibi kaydetmektedir.
İşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder. Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler. Derilerine: ‘Aleyhimize niçin şahitlik ettiniz’ derler. ‘Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O’dur ve O’na döndürülüyorsunuz’ cevabını verirler.
Yoksa kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar? Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır. Esasen Allah konuşmanızı işitir. Doğrusu Allah işitendir, görendir.
Pek çok ayet, Yüce Allah’ın bize lütfettiği konuşma melekemizi nasıl kullanacağımızı, söylem dünyamızı nasıl yöneteceğimiz bize hatırlatılır: Ey inananlar! Allah’tan sakının, doğru söz söyleyin de Allah işlerinizi rast getirsin ve günahlarınızı size bağışlasın. İnsanlarla güzel güzel konuşun. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. İnanan kullarıma söyle, en güzel şekilde konuşsunlar. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şeytan şüphesiz insanın apaçık düşmanıdır. Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut. Yürüyüşünde tabiî ol; sesini kış. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir.
Renklerin farklı farklı olması: Yüce Yaratıcının erişilmez kudretinin göstergesi olan farklı renkler de O’nun ayetidir. İnsanın aslını oluşturan şu toprak parçası türlü türlü renklerden oluşmaktadır.
Yeryüzünde rengârenk şeyleri de sizin için yaratmıştır. Bunda, öğüt alan kimseler için ibret vardır.
O arıların karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir toplum için bunda ibret vardır.
Allah’ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar var etmişizdir.
İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah’ın kulları arasında O’ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır.
Topraktaki bu renk cümbüşü insanlara ve tüm varlıklara da yansımıştır. İnsanların renkleri/ırkları ayet olduğuna göre saygı duyulmalıdır. Her renk ve tona bir ayet ihtiramıyla yaklaşılmalı, tüm ırklara ve renklere saygı duyulmalıdır. Yaratılan her şey, Yaratandan dolayı sevilmelidir. O renklerdeki İlahî imzayı, O’nun erişilmez kudretini görmeli, insanların farklı renklerde yaratılmasının hikmeti kavranmaya çalışılmalıdır.
Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.
Tek bir atadan gelen Hz. Âdem’in çocukları, farklı farklı dilleri konuşuyor. Diller de O’nun ayetlerindendir. Her ayet gibi, diller de saygıyla karşılanmalı. Bizde dil öğrenmenin gerek ve öneminden habersiz olarak dil öğrenimine başlayan ve başarısız olan öğrenciler, yabancı dillere Gavurca derler. Halbû ki İngilizce, Almanca, Fransızcasıyla bu dillerin Gavurcası olmaz, nitekim dünyada bu dilleri konuşan binlerce müslüman da vardır. Öyle olmasa bile diller, gavurca diye hor ve aşağılanmazlar. Değil mi ki onları insanlar konuşuyor, değil mi ki onlar insanların birbirleriyle anlaşmasını sağlıyor! Bu dilleri konuşan insanlara İslam’ı ulaştırma söz konusu olduğunda İslam, bu dillerle anlatılacaktır onlara. Aynı şekilde, insanların farklı renklerde oluşu da O’nun ayetlerinden birisidir. Bütün bunlar, O’nun erişilmez kudretini, O’nun nelere kâdir olduğunu gösteren, dikkat ve ibretle okunması gereken ayetlerdir.
Bu ayeti en iyi anlama yeri Hicaz Bölgesi ve Haremlerin yanı olsa gerekir. Dillerin ve renklerin ayet oluşunu Mekke ve Medine Harem’inde çok daha iyi anlamak mümkündür. Farklı renklerde insanlar… Kimi simsiyah, kimi esmer, kimi sarı, kimi beyaz… Uzun boylusu, kısa boylusu… Farklı dilleri konuşan insanlar… Farklı konumlarda olduğu elbiselerinden anlaşılabiliyor… Gerçi burada insanlar, çok pahalı giysiler giyinemiyor. 40-50 derecelik sıcakta en hafif giysilerle yaşamak zorunda herkes. Zaten önemli olan elbise değil, elbisenin içini doldurabilmek değil mi? Nice adamlar gördüm üzerinde elbise yok; nice elbiseler gördüm içerisinde adam yok!
Bu insanların hemen hepsi aynı gaye için bir araya gelmişler. Mekke’de Yüce Rabbin Evini/Beytullahı, Medine’de Hz. Peygamberi ziyaret için gelmişler. Namaz için saf tutuldu mu hepsi aynı safta hiza mesafe alıyorlar. Tarağın dişleri gibi. En üst düzey yönetici ile en sıradan teba aynı safta duruyorlar. Köylü şehirli yanyana düşmüşler. Zengin fakir hepsi omuz omuza vermişler.
Namaz sona erince, sesler geliyor kulaklarınıza. Duyuyorsunuz ama anlamıyorsunuz. Zira farklı diller konuşuluyor. Kim bilir, herkes görüp hissettiklerini kendi diliyle ifade etmeye çalışıyor! Ama sunulan arzuhâli Yüce Yaratıcı biliyor, anlıyor ve karşılık veriyor.
Bir de bu kalabalık cemaatin ortak dili var. Sözgelimi biri, yanlışlıkla size çarptı mı, ayağınıza bastı mı hemen dönüyor tatlı bir tebessümle, elini hafifçe omzunuza dokunuyor ve gözleriyle sizden özür diliyor, helallik istiyor. Vücut diliyle yani. Canınız acımış olsa da bu incelik karşısında eriyor, acınızı unutuyor ve siz de aynı olgunlukla cevap veriyorsunuz. Tabi ki yine vücut diliyle.
Bir de hepsini bir anda hizaya sokan, aynı anda disiplin içerisinde aynı hareketlerin içerisine sevk eden dil var. Ortak dil. Ezan ve namaz dili. Kur’ân dili Arapça. O da ayrı bir ayet.
O halde şimdi insanların konuştukları dilleri ayet olarak görme, onlara saygı duyma ve hatta gücümüz yettiğince onları anlama vakti. Aynı şekilde tüm renkleri ayet olarak görme ve onlara saygı duyma zamanı. Unutmayalım ki kendi irademizle seçmediğimiz şeyler övünme ve yerilme sebebi olamaz. Dillerimiz ve renklerimiz bunların başında gelir. Doğrusu bunlarda, bilenler için dersler vardır.
