Ayet: Savaşan İki Tarafın Âyet Oluşu

Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için âyet vardır…

Hak batıl mücadelesi insanın yaratılışı ile başlamış, günümüze kadar devam etmiş ve kıyamete kadar da sürecektir. İblis’in, Yüce Allah’a baş kaldırarak O’nun secde emrini yerine getirmemesi ile batıl cephesi açılmış oldu. Birinden nûr, ötekinden kir akan iki oluk insanlık tarihi boyunca akmaya devam etti. Aslında hak, batıldan önceydi, batıldan önce hak vardı. Şeytanın batılın bayraktarlığına soyunmasından önce hep hak vardı. İnsanın fıtratı hakka yatkındı. İnsan, yaratılış itibarıyla şerden önce hakka meyilliydi. Zira hakka inanmak batıla saplanmaktan kolaydı. Hakkın safında yer almak, hem fıtrata hem de akl-ı selime uygun olandı. Çünkü batıla saplanmanın, batılı savunmanın, batıl için mücadele etmenin mantıkî, tutarlı bir tarafı yoktu, dünya ahiret bir faydası da yoktu.

Kâinatta var olan her şey de hakka yatkın ve hakkın emrindeydi. Yerde gökte ne varsa hepsi yaratılış gayelerine uygun hareket etmekle yükümlü idiler. Nitekim Yüce Rabbimiz, yerlere ve göklere buyruğunu gönderdiğinde, onlar isteyerek O’na boyun eğmişlerdi. Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O’na teslim olmuştur, O’na döneceklerdir. Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, ister istemez Allah’a secde ederler. Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: ‘İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin’ dedi. İkisi de : ‘İsteyerek geldik’ dediler.

Yaratılanlar içerisinde yalnızca cinler ve insanlar içerisinde bu uyumu, bu ahengi bozan ve hakkı bırakıp batıla sapanlar çıktı. Bunların başını İblis çekti. Sonra onun adımlarına uyanlar batıl cepheye kayıt oldular ve orada örgütlendiler. Şeytana uyanlar içerisinde, hatalarını anlayıp asıllarına/fıtrata dönenler de oldu. İlk insan Hz. Âdem ve eşi bunların ilk örneği idi. Yüce Rabbimiz, kayanları ve sapanları asıllarına döndürmek için sürekli peygamber gönderdi, âyetler indirdi. Zaman zaman bu uyarılar, ilahî azap-âfet uyarılarına döndü. Âleme ibret olsun diyen nice toplumlar helâk oldu. Ancak bütün bu uyarılara rağmen bu cepheye kanıp orada kalanlar da olmaya devam etti. Her taraftar kendi katıyla övünmeye, avunmaya devam etti: Ama insanlar din konuşunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.

Son Peygamberin hayatı da hep bu hak batıl mücadelesinin tipik ve canlı örneklerine şahit oldu. Davetin ilk günlerinden itibaren yanında yer alan Sıddîklara karşılık, Ebû Cehiller; Muhlislere karşın Münafıklar karşı cephede saf tuttular. Zira her Musa için Firavunlar, her Firavun için Musa’lar olacaktı. 13 yıllık Mekke döneminde düzensiz olan bâtıl cephesi, Medine döneminde daha düzenli ordu olarak Hak cephesine karşı tüm var güçleriyle saldırıya geçti. Bâtıl, bâtıl davası uğruna koştururken, hakkın taraftarlarına boş durmak, kayıtsız kalmak yaraşmazdı. Onlar da harekete geçtiler, hazırlandılar ve batıla karşı durdular.

Onlar önce imanla donandılar, kardeş olup birbirleriyle kenetlendiler, Rasülün izinde yekvücut oldular, tuğlaları birbirine kaynamış tek bir yapı halinde, kale gibi küfrün/şirkin/batılın karşısında durdular. Bedir’de gerçekleşen bu duruşa Mele-i Âlâ sessiz kalmadı ve melekler ordusu da onların yanında saf tuttular. Ve bu ordu Kur’ân’a bir âyet olarak geçti. Evet, onlar ibretlikti, onların duruşu sonrakilere kalıcı bir dersti. Nice az topluluk, Allah’ın izniyle nice çok topluluğa galip gelecekti. Onlar bu konuda ilk ve en güzel örnekti:

Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için âyet vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri, inkârcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır.

Bir tarafta Allah Rasülünün önderliğinde 313 inanan adam; öteki tarafta Ebû Cehil öncülüğünde bin kadar silahlı adam. Bir taraf Allah yolunda, öteki taraf nefislerinin ve putlarının uğruna savaş için karşı karşıya gelmişti. Bir taraf sayıca az olduğu gibi silah bakımından da yetersiz; öteki taraf sayıca kat be kat fazla ve teçhizatlı. Zira müminler savaştan ziyade müşrik kervanını vurmak için yola çıkmışlardı. Müşrikler ise, bizzat savaşmak için hazırlıklı bir şekilde Bedir’e gelmişlerdi. Sonuç, kısa zamanda bozguna uğrayan müşrik ordusu, öldürülen yetmiş kâfir, esir alınan bir o kadar kişi ve elde edilen bol miktarda ganimet.

Bu iki cephenin sayısında, duruşunda, gayelerinde, birbirleriyle savaşında ve savaşın sonucunda basiret sahipleri için pek çok âyet, ibret, ders vardır. Sayıca az olanların Allah’ın izniyle, sayıca çok ve teçhizatlı bir orduyu nasıl yenebileceğini göstermiştir. Allah yolunda olanlara, Yüce Allah’ın moral, manevî destek ve melekler ordularıyla nasıl yardım ettiği görülmüştür. Savaş öncesi sayıca az olan iman ordusu müşriklere iki kat fazla ve güçlü gösterilmiştir. Müşrikler karşı tarafı kendilerinin iki katı yani iki bin kadar kişi görüyorlardı. Müminler ise karşı tarafı kendilerinin iki katı kadar yani altı yedi yüz kişi görüyorlardı. Zira şirk-küfür ordusu yalnızca görünen güçleri ile savaşırlardı; iman-İslam ordusu ise kendi güç ve imkânları yanında ilahî yardımlarla desteklenirdi. Karşı tarafın böyle bir imkânı yoktu.

Yaşanan, tarihe ve Kur’ân’a geçen bu olay hem o günkü müminler için, hem karşı tarafta duran müşrikler ve Yahudiler için âyetti. Aynı zamanda olay, kıyamete kadar devam edecek süreçte de âyet olmaya devam edecektir. Bu âyet İslam’ın hak din, O’nun peygamberinin hak Rasül, O’nun kitabı Kur’ân’ın hak kitap olduğunun ve o kitapta va’dedilenlerin tümüyle gerçek olduğunun göstergesiydi. Bu âyete göre her kim Bedir Ashabı gibi imani donanıma sahip olursa, aynı gaye doğrultusunda bir ve beraber olursa Yüce Allah onları da lütf u keremiyle destekleyecek ve düşmanlarına karşı onları galip getirecektir. Çünkü iman küfür savaşında, İslam ordusu yalnızca asker sayısı ve silah gücüyle değil; bunların yanında Yüce Allah’ın yardımıyla savaşır. Önemli olan O’nun yardımına müstahak olmaktır. Bu ise Bedir ehlinin iman, ahlak ve duruşuna sahip olmakla mümkün olacaktır. Nitekim Bedir sonrası pek çok savaşta aynı ruhla yola devam eden İslam orduları, sayı ve teçhizat bakımından güçlü nice küfür şirk ordularına karşı durmuş ve onları hezimete uğratmıştır. Bu konuda Rabbimizin vadi açıktır: Müminleri savaş için coştur. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan iki yüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz, inkâr edenlerden bin kişiyi yener; çünkü onlar anlayışsız bir güruhtur. Nice az topluluk çok topluluğa Allah’ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir.

Şimdi bu iki tarafı ve özelliklerini açıklayan âyetleri okuyalım:

Allah’a ve ahiret gününe inanan bir millettir, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah’a ve peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. İşte Allah, imanı bunların kalplerine yazmış, katından bir nur ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnut olmuştur. İşte bunlar, Allah’tan yana olanlardır. İyi bilin ki, gerçek anlamda kazanacak olanlar, Allah’tan yana olanlardır.

Kim Allah’ı, Peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah’tan yana olanlar üstün gelirler.

Şeytan onların başlarına dikilip Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarlarıdır. İyi bilin; şeytanın taraftarları elbette hüsrandadırlar.

Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.

Bu âyetler ışığında tarafımızı belirleyelim ve o tarafın gerçek mensupları olabilmek için üzerimize düşenleri yerine getirelim. Ancak bundan sonra Yüce Rabbimizin va’dinin üzerimizde gerçekleşmesini bekleyelim.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir