Bütün İnsanlığa Yüce Rabbin Katından Gelmiş Burhân

يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُبِينًا

Ey İnsanlar! Şüphesiz Rabbinizden size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur, Kur’ân indirdik.

يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ

Ey insanlar! Şüphesiz Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.

İlk emri Oku, olan Kur’ân, insanların hem gönüllerine hem akıllarına hitap ederek onları derinlemesine düşünmeye, mesajını doğru bir şekilde anlayıp özümsemeye, ardından da gereğini yerine getirmeye çağırır. O, insanı ilgilendiren her konuda delillerini açık ve net bir şekilde sunar ve muhataplarından da karşı delilleri ister. İşte benim açık delillerim, varsa siz de delillerinizi getirin diyerek onlara meydan okur! Yahudi veya Hıristiyan olmayan kimse elbette cennete girmeyecek dediler; bu onların kuruntularıdır. De ki: Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin. O’nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: Kesin delilinizi getirin. Yoksa, önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah’ın yanında başka bir tanrı mı? De ki: Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin. Bu meydan okuma hesap gününde de devam edecektir: Her ümmetten bir şahit çıkarır ve kesin delilinizi ortaya koyun, deriz.

Kur’ân’ın tüm bu açık çağrılarına rağmen karşı tarafın demagoji yapma, alay etme, tehdit etme, kaba kuvvete baş vurmadan başka bir çareleri yoktur. Bu değişmeyen sonucu da Kur’ân şöyle açıklar: Allah’la beraber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka tanrıya tapanın hesabını Rabbi görecektir. İnkarcılar elbette kurtulamazlar.

Kur’ân’ın bu burhân çağrısından özellikle dinî konularda delilsiz, bilgisiz ve belgesiz konuşulamayacağı gerçeği ortaya çıkar. Çünkü Kur’ân, akıl başta olmak üzere pek çok donanıma sahip olan insanın bir belge/kanıt üzere yaşamasını yahut yine bir belge ve kanıt üzere ölüp gitmesini ister: Allah mahvolan, apaçık belge üzere mahvolsun, yaşayan da apaçık belge üzere yaşasın diye böyle yaptı. Hayat ve ölüm delil/belge üzere olsun ki insanların ileri sürecek hiç bir mazereti kalmasın. Bütün bunlar, hesap gününde insanların bizim bu gerçeklerden haberimiz yoktu dememeleri içindir.

Burhân, sağlam delil, hüccet, apaçık belge anlamlarına gelir. Kur’ân’ın bir adı da Beyyinedir. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge (beyyine), yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Kur’ân’ın bir suresinin adı da Beyyine suresidir.

Bu açıklamalardan sonra şimdi konumuz olan ayetlerde öne çıkan hususları görelim: Her iki ayet de ey insanlık çağrısıyla başlamaktadır. Bu da Kur’ân’ın tüm insanlığa gelmiş ilahî mesaj olduğunu gösterir ki bunu bütün insanlığa ulaştırmak öncelikle ona inanan müminlerin görevidir. Zira insanlığa hayat rehberi olarak gelmiş olan Kur’ân’ı, öncelikle okuyacak olanlar müminlerdir. Onlar onu okuyup anlayacaklar ve hayatlarına taşıyacaklar, ardından da onun mesajını tüm insanlığa ulaştıracaklardır. Nitekim Peygamberimiz başta olmak üzere, tarih boyunca İslam ümmeti bunu yapmış ve yapmaya da devam edecektir. Buna göre, ben kendimi kurtarayım da el-âlem ne yaparsa yapsın anlayışı Müslümana yakışmaz.

Her iki ayette de insanlığa Rabbinizden size gelen ifadesi yer almıştır. Demek ki Yaratan ve Yöneten olan Yüce Allah, insanlığı kendi haline bırakmamış, onlara değer vermiş onları muhatap kabul etmiş ve onlara seslenmiştir. O’nun insanlığa seslenişi onların dünya ve ahiret hayrınadır. Kur’ân, insanlığı yaratan, terbiye eden ve yöneten Rabbin katından gelmedir. Onu Biz indirdik ifadesi de onun Yüce kattan geldiğini ve hem lafzıyla hem manasıyla muhteşem özellik ve güzellikte olduğunu vurgulamaktadır.

Ayetlerde Kur’ân’ın, Burhân, Nûr, Mevıza, Şifâ, Hidayet rehberi Hüdâ ve Rahmet isimleri öne çıkmıştır. Kur’ân’ın bu isim ve sıfatları nekre kelimelerle ifade edilerek, onun çok yönlülüğüne ve bu konulardaki kuşatıcılığına işaret etmektedir. Bu isim ve sıfatlar aynı zamanda Kur’ân’ı bize ulaştıran ve onun nasıl doğru bir şekilde anlaşılıp gerektiği gibi yaşanacağını gösteren Peygamberimizin de isim ve sıfatlarıdır. Aynı zamanda bu isim ve sıfatlar, Yüce Yaratıcının insanlık için belirleyip gönderdiği İslam dininin özelliklerine de işaret eder. Dinin, peygamberinin ve kitabının en belirgin özellikleridir bunlar.

Kur’ân bir burhândır, hem de Rabbimizden bize gelmiş olan bir burhândır. Bizi bizden çok daha iyi bilen Yüce Rabbimizden gelen bir burhân. Onun söyledikleri salt doğrudur ve açık delillere dayanır. O, metinsel özellikleriyle, insanlığa sunduğu eşsiz mesaj ve hükümleriyle açık bir delildir. Onun indiği gündeki gibi değişime uğramadan korunmuşluğu, kolay ezberlenebilirliği de Allah Kelamı olduğunun açık kanıtıdır. Selîm akılla bunları derinlemesine düşünenler, onun bu hakikatlerini görüp anlarlar. O, hak ile batılı kesin hatlarıyla birbirinden ayıran özelliğe sahiptir.

Kur’ân ayetleri, kendi çağrısının hak olduğunu açık ve keskin delillerle ortaya koyarken, ona karşı çıkan tüm ideolojilerin bâtıl, noksan ve yanlış olduğunu da delilleriyle ispat eder. Artık Kur’ân’ın tüm insanlığın önüne koyduğu bu açık ve net hakikatten sonra, insanlığın bir mazeret ileri sürecek bir durumu kalmamıştır. Şüphesiz size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. O zaman onlara söyle deriz: Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz. Ey inkâr edenler! Bugün özür beyan etmeyin, ancak işlediklerinizin karşılığını görmektesiniz, denir. Bu, onların konuşamayacakları gündür. Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler. Yalanlamış olanların o gün vay haline!

Kur’ân’ın insanlığa sunduğu hakikat bu kadar açık ve net ortada iken, insanlık niçin ona inanmaz denilecek olursa şöyle cevap verebiliriz: Ya insanlara onların anlayabileceği şekilde Kur’ân mesajı ulaştırılamıyor, ya da onlar ön yargısız bir şekilde akl-ı selîm ile Kur’ân mesajını dinlemeye ve anlamaya yanaşmıyorlar. Kur’ân’ın bu net mesajlarını görebilmek, işitebilmek, anlayabilmek ve inanabilmek için gören göze, duyan kulağa, selîm bir akla ve tertemiz bir gönle sahip olmak gerekir. Bu özelliklere sahip olanlar bir bütün olarak Kur’ân mesajına yönelirse Kur’ân onların şek ve şüphelerini giderir, sorularına cevap verir, sorunlarına çözüm sunar. Nitekim Kur’ân ayetleri, dün olduğu gibi bugün de inananların imanlarına iman katmaya, inanmayan hakikat arayışı içinde olanları etkileyip imana çekmeye devam etmektedir.

Kur’ân, insanlığın yolunu aydınlatan, karanlıktan kurtaran sönmeyen ve pörsümeyen bir nurdur. Onun yaktığı aydınlıkta yürüyenler asla karanlıklarda kalmaz, zulümlere bulaşmaz.

Kur’ân, en güzel, en tesirli öğüdü sunan bir mevıza kitabıdır. Sözleriyle kulakları ve gönülleri çarpar, söylemleriyle insanı düşündürür, duygulandırır ve iç dünyasına inşirah verir. İnsanın aklını ikna eder, gönlünü ve ruhunu doyurur. Katı kalpleri yumuşatır, eşkıyayı evliya yapar. Zira insan ve cin şeytanları kötülüğe ve cehenneme çağırırken Rabbin ayetleri iyilik ve güzellik ile cennete çağırır: O müşrikler ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır. Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır. Muhakkak şeytan size, kötülüğü, hayasızlığı, Allah’a karşı da bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder. Şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayâsızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet va’deder. Allah’ın lütfu boldur, O her şeyi bilir. Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir. Allah size ne güzel öğüt veriyor.

Kur’ân, gönüllere şifadır. İnsanın iç dünyasında yer alabilen şüphe, tereddüt, nifâk, inkâr gibi hastalıkları ortadan kaldırır. Kur’ân ile akıllar cehalet bataklığından, gönüller nifak ve küfür hastalıklarından kurtulur. Tabi ki onun gönüllere şifa veren bu reçetesini gönül doktoru olup hastalara sunmak gerekir. Yoksa eczane raflarında duran ilaçların hastalara bir fayda sağlamayacağı gibi, raflarda duran Kur’ân ayetleri de kalplere şifa olmayacaktır.

Kur’ân, doğru yolu gösteren, insanı doğru yolda tutan ve onun bu yolda ilerlemesini sağlayan hayat rehberidir. Doğru yolu bulmak için Kur’ân’ın aydınlığına yönelmek gerekir. O yolda kalmak için, onun çizdiği nurlu rotayı izlemek gerekir. O yolda mesafe katetmek için de sürekli onunla olmak ve onun manevî gıdalarıyla dolmak gerekir.

Kur’ân, rahmettir. Rahman ve Rahîm olan Yüce Yaratıcının insanlığa sunduğu en büyük rahmet tecellisidir. Kur’ân ile insan merhametli olur, merhametle dolar ve bu dolgunluğunu tüm varlıklara yansıtır.

Kur’ân’ın tüm bu güzelliklerinden faydalanabilmek için, gönülleri ona açmak gerekir, onun söylediği gerçekleri can kulağıyla dinlemek, gösterdiği hakikatlere gönül gözüyle bakmak gerekir. Onun için ayet, ey insanlık diye söze başladı. Sonunda ise onun özellikle müminler için mevıza, şifa, hidayet rehberi ve rahmet olduğu vurgulandı. İnsanlık onun tesirli va’zlarını dinleyecek, iç dünyasındaki şek ve şüphe hastalıklarından kurtulacak, doğru yolu bulup rahmete erecektir. Ayetin tefsirinde Râzî’nin dediği gibi; insan Kur’ân’ın emir ve yasakları içeren mevizeleriyle dış dünyasını arındıracak ki bu şeriattır. Ardından Kur’ân’ın gönüllere şifa veren yönüyle iç dünyasını tasfiye edecek ki bu tarikattır. Hakkın hidayet nuru kalplere yansıyacak ve hakikate erilmiş olacaktır. Âlemlere rahmet oluşuyla nâkıs insanları kemale erdirecek olan da nübüvvettir. Bir tek ayet şeriat-tarikat-hakikat-nübüvvet, bunların hepsine işaret etmektedir.

Sonuçta Kur’ân’a yönelen, Onun evrensel mesajıyla dolan insanın hem dünyası huzurlu cennet hayatına dönecek hem de o kişi ahirette Rabbin rızasıyla cennetine nâil olacaktır. Evet nihayetinde Kur’ân müminlerin lehine hüccet/delil olup onları cennete götürürken, ondan yüz çeviren kâfirlerin de aleyhine olup onları cehenneme sürükleyecektir. Peygamberimizin dediği gibi: Kur’ân ya lehine hüccettir, ya da aleyhine hüccet!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir