Çağlayan Nehirleriyle Cennet Yurdu
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ فِيهَا أَنْهَارٌ مِنْ مَاءٍ غَيْرِ آسِنٍ وَأَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ وَأَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ وَأَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّى وَلَهُمْ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَاءً حَمِيمًا فَقَطَّعَ أَمْعَاءَهُمْ
Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren meşrubat ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rablerinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli kalana ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
Müttakîlere Rabbin va’dettiği cennet. Rablerini hesaba katarak yaşayan, O’ndan sakınan, O’na karşı sorumluluklarını yerine getiren müttakîlere va’dedilen cennet. Diledikleri her türlü nimeti hazır bulacakları cennet. Bu ayette özellikle cennetin içeceklerine ve meyvelerine dikkat çekilmektedir. Hepisinden çok daha önemlisi ise Rabbin mağfireti.
Ayette cennetin bu eşsiz nimetleri, cehennemin bağırsakları paramparça edecek olan kaynar sularıyla mukayese edilmektedir. Bir tarafta kaynar sular, cehennemliklerin yaralarından akacak olan cerahat, kan ve irinler; diğer tarafta cennet suları. Hayat Düsturumuz, her zaman olduğu gibi karşılaştırmalı bir şekilde anlatıyor. Cennet ayetlerini okuyup kendimizi cennete hazırlayalım, cehennem ayetlerini okuyup kendimizi cehenneme karşı koruma altına alalım diye. Şimdi onları teker teker tanıyalım:
Tertemiz su ırmakları… Pek çok ayette zemininden ırmaklar akan cennetler ifadesinin burada daha tafsilatlı açıklaması yer alıyor. Bu ifadeyi iki şekilde anlamak mümkündür: Şeffaf bir zemin ve altından akan sular… Bu tıpkı Hz. Süleyman’ın misafiri Sebe’ Melikesi Belkıs’i ağırladığı billur sarayı andırmaktadır. Kraliçeye «Köşke gir» dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: «Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur» dedi. İkinci anlayışa göre ise, vadi yamacında kurulmuş köşkler ve aşağısından akan sular. Tabidir ki bunlar bizim dünya nimetlerine göre anlayabildiklerimizdir. Ahiret yurdunda olacak olanlar ise gözlerin görmediği, akılların anlamakta güçlük çekeceği özellik ve güzellikte olacaktır! Zira dünya suları bozulur, kirlenir, bulanır, azalır, tükenir, kesilir. Cennet nehirleri ise öyle değildir. Su hayattır, su temizliktir, su güzelliktir, su ferahlıktır, su bunların hepsidir.
İşte cennetteki su ırmakları… Orada ırmaklar var. Öyle bir sudan ki bozulması yok, bayatlamaz, tadı bozulmaz, kokmaz, öyle akar gider. Onların akar su olması hem bitmez tükenmez oluşlarını hem taze oluşlarını anlatır. Bu nehirler içerisine çamur, kum, sinek-böcek karışmamış, rengi kokusu değişmemiş arı duru, tertemiz nehirlerdir. Cennet nehirleri, hem cennetliklerin ihtiyaçlarını karşılar hem de ses ve manzara güzellikleriyle onların gözlerine ve gönüllerine hitap eder. Nitekim hadiste şöyle buyrulmuştur: “Cennette su denizi, bal denizi, süt denizi, şarap denizi vardır: Bundan sonra da ondan nehirler ayrılır.” Nitekim başka ayetlerde cennet sularından bahsedilirken fışkıran fıskiyeler, şarıl şarıl çağlayan çağlayanlar, gürül gürül akan şelaleler, büngül büngül kaynayan kaynaklar, pınarlara vurgu yapılır. Bu arada Kevser havzı ve nehrinin de özel bir yeri vardır. Zira onun ayrı bir suresi bile vardır. Buna göre orada hem göze, hem gönle hitap eden türlü türlü tad ve lezzette sular olacaktır. Bunların hepsi, her bakımdan cennete ve cennetliklere özel olarak sunulacaktır. Onlar bitmez, tükenmez, kesintiye uğramaz nehirlerdir. O suların kendileri güzeldir, bulundukları, aktıkları yerler harikadır. Onları sunanlar ve sunum kapları özel ve son derece güzeldir. İşte cennet içeceklerinden bahseden ayetlerden bir kısmı:
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o amel defterleri sağdan verilenlere! Onlar dikensiz sedir/kiraz ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar. Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
Doğrusu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıt eşler ve dolu dolu kadehler vardır.
Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır… Bu iki cennet türlü ağaçlarla doludur… Bu cennetlerden akan iki kaynak vardır… Bu cennetlerde türlü meyveden çift çift vardır.
İnanmış olanların yüzleri, o gün, pırıl pırıldır. Yaptıklarından hoşnutturlar. Yüksek bir cennettedirler. Orada boş söz işitmezler. Orada akan kaynak vardır. Orada, yükseltilmiş tahtlar vardır. Yerleştirilmiş kaseler. Sıra sıra yastıklar. Serilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır.
İyiler, şüphesiz, nimet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyrederler. Onları, yüzlerindeki nimet pırıltısından tanırsın. Sonunda mis kokusu bırakan, ağzı kapalı saf bir içecekten içerler. İyi şeyler için yarışanlar, bunun için yarışsınlar. Onun katkısı gözdelerin içtiği yüce kaynaktandır.
Tadı bozulmayan süt ırmakları… Öyle bir sütten ki tadı değişmez, dünya sütleri gibi ekşimez, kesilmez, kokmaz, yaratıldığı şekilde taptaze akar. Bu sütler, bir hayvandan sağılmamış, içerisine herhangi bir pislik düşmemiştir.
İçenlere zevk veren meşrubat ırmakları… Yine ırmaklar var bir şaraptan ki içenlerine lezzet, dünya şarapları gibi kekreliği yok, sarhoş ediciliği yok, günahı, vebali yok, baş ağrısı-mide ağrısı yapmaz. Onlar yüzü buruşturarak içilen şaraplardan değildir. Bu şaraplar, el değmeden hazırlanmış meşrubatlardır. İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur. Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahseden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur. Baş ağrısı ve baş dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler…
Süzme bal ırmakları… Yine nehirleri var öyle baldan ki sâfi süzme, mumu yok, posası yok, katkı maddesi yok. Arıların ürettiği baldan başkadır. Dolayısıyla onlara arının kanadı, kılı, artığı herhangi bir şey bulaşmamıştır. Arı duru, saf ve tertemizdir.
Onlara orada her türlü ürün de vardır… Bunlar, onların dünyada yapıp ettikleri sâlih amellerin hasılatı, semeresidir. Dileyip arzuladıkları her çeşit meyveden bolca ikram edileceklerdir.
Rablerinden mağfiret de onlaradır…Aslında Rabbin mağfireti cennete girmeden öncedir. Yüce Allah, onları bağışlayarak cennetine koymuştur. Burada sayılan bu nimetlerden sonra mağfiretin gelmesi, onların geçmişteki günahlarının hiç gündeme getirilmemesi ve onları hiçbir zaman utandırmama anlamına gelmektedir. Ya da bu ikramlar, Rabbin onları bağışlamasının bir sonucu manasınadır.
Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi
Yüce Rabbimiz ayetinde cennet ve cehennemlikleri karşılaştırmalı bir şekilde anlatmaktadır. Bu anlatımlar kullarını cennetlik olmaya teşvik ve cehennemden sakındırmak içindir. Evet, cennet de cehennem de ebedîdir. Cennetin nimetleri, ikramları da bitmez tükenmez, cehennemin azabı da kesintisizdir.
Kur’ân’ın canlı ve kendi özgün üslubuyla anlattığı cennet tasvirleri, bizlere adeta cenneti gezdirir, cenneti özletir ve bizi cennete hazırlar. Cennet içecekleriyle ilgili ayetleri okuyanlar da kendilerini o suların yanında, içinde hissederler.
Ayetteki anlatımdan da anlaşılacağı üzere cennet nehirleri cennete özeldir. Onlar dünya nehirlerine benzemez. Onlar hem göze, hem gönle hitap eder hem de cennetliklerin ihtiyaçlarını karşılar. Diğer cennet nimetleri gibi cennet nehirleri de bitmez tükenmez, bozulmaz, bıkkınlık vermez, kusur ve noksanlıklardan uzaktır. Hak edenlere müjdeler olsun. Yüce Rabbimiz, lütfuyla bizleri de cennetlik eylesin!
