Doğu ve Batıların Rabbine And Olsun Ki! Biz Her Şeye Kâdiriz!

فَلَا أُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ إِنَّا لَقَادِرُونَ

عَلَى أَنْ نُبَدِّلَ خَيْرًا مِنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeye Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.

Doğular ve batılar… Yıldızların, güneşin yahut diğer gök cisimlerinin doğup battıkları yerler… Mevsimlere göre yahut kişinin durduğu yere göre doğular ve batılar birden fazla olduğu için çoğul bir kalıp kullanılmıştır. Bu ifade tüm mekânların gerçek sahibinin Yüce Allah olduğunu ifade etmektedir. Gerçekten de Yüce Rabbimiz, her şeyin olduğu gibi her yerin hakiki sahibi, yaratıcısı ve yöneticisidir. Ayette bütün mekanlar ve o mekanlarda bulunan varlıklar şahit tutularak yemin edilmiştir.

Doğu batı, güneşe göre belirlenir. Güneşin doğuş ve batış yerleri değişkendir. İbn Abbas’a göre güneş için üç yüz atmış doğuş ve batış yeri vardır. Güneş her gün bu yerlerden birinden doğar ve batar. Yüce Allah bunlar üzerine yemin etmiştir. Bunların hepsinin yaratıcısı ve hepsinde söz sahibi olan Yüce Allah’tır.

Kur’ân’da doğu ve batı için hem tekil hem ikil hem de çoğul kalıplar kullanılmıştır. Şöyle ki:

Müzzemmil suresinde tekil ifade kullanılarak şöyle buyrulmuştur: O, doğunun ve batının Rabbidir; O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse O’nu vekil tut. Bu ayette Yüce Yaratıcının Rububiyetine ve birliğine vurgu yapılmıştır, onun için doğu ve batı ifadeleri tekil gelmiştir. Nitekim benzer şekilde başka ayetlerde de tekil kalıp kullanılmıştır: Doğu da batı da Allah’ındır, nereye dönerseniz Allah’ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir. De ki: Doğu ve batı Allah’ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir. O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulananların Rabbidir.

Rahman suresinde bu ifade ikil olarak gelmiştir: O, iki doğunun Rabbidir, iki batının Rabbidir.Genel olarak güneşin doğup battığı yerlere bakıldığında yaz ve kış mevsimlerinde iki doğu ve iki batı vardır. Yahut yeryüzünün kuzey ve güney yarımküresine göre iki doğu iki batı vardır. Yine kıyamet öncesi güneşin batıdan doğup doğudan batması kıyamet alameti olarak sayılmıştır. Buna göre iki doğu ve iki batı olur ki Yüce Allah, iki doğunun ve iki batının da sahibidir. Bu ayette de buna işaret edilmektedir. Öte yandan Rahman suresinde çiftlerden bahsedilmiştir. Şöyle ki insan ve cinlere hitap edilmiş, yaratılış-talim, güneş-ay, otlar-ağaçlar/gövdesiz-gövdeli bitkiler, yer-gök, dane/tohum-meyve, iki deniz, cennet-cehennem, iki yüce cennet-ötesinde iki cennet daha, cennette iki pınar… Surede otuz bir kere tekrar eden Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız ey insan ve cin topluluğu? Ayeti iki gruba yönelik olarak gelmiştir. Dolayısıyla bu surede iki doğunun ve iki batının Rabbi ifadesi uygun düşmüştür. Zaten tekit için ayette Rab kelimesi de iki kere tekrar edilmiştir. Halbuki diğer ayetlerde O, doğunun, batının Rabbidir şeklinde Rab kelimesi tekrar edilmemiştir.

Konumuz olan Meâric suresinde ise Cenab-ı Hak, her şeyi kuşatan erişilmez kudretine, kemaline, yoktan var edişine vurgu yaptı. Dolayısıyla burada da doğu ve batıların çoğul gelmesi yerinde oldu. Zira mevsimlere göre, kuzey ve güney yarımküreye göre ve kişilerin bulundukları yerlere göre pek çok doğular ve pek çok batılar vardır. Bu ifadeden sonra da Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez buyurarak Biz kalıbıyla azametine vurgu yapmıştır. Bir tek ilah olan Yüce Allah, pek çok ayetinde Biz ifadesini kullanarak azametine, yaptığı işin büyüklüğüne dikkat çeker. Bunun yanında bizlere nezaket dersi verir. Bunca şeyi erişilmez kudretimle yaptığım halde ben demiyorum, siz de yapıp ettikleriniz, kazandıklarınız için ben ben deyip durmayın, hatırlatması yapıyor. Yine O, melekler yahut bir kısım vasıtalarla yaptığı işler için Biz ifadesini kullanır. Sözgelimi O, vahyi Biz indirdik, derken onun vahiy meleği vasıtasıyla indiğine; semadan suyu biz indirdik derken, onun ilgili meleklerin ve konulmuş yasalar doğrultusunda gerçekleştiğine dikkat çeker.

A’râf suresinde de doğular ve batılar çoğul kalıpla gelmiştir: Hor görülen yahudileri, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Zira bu ayette de ezilip hor görülen Yahudilere pek çok yerin miras bırakıldığına vurgu vardır.

Onların yerine daha iyilerini getirmeye Biz kâdiriz. Zaman ve mekanların bütün dilimlerinin sahibi Yüce Allah’ın her şeye gücü yeter. O, her güneşin doğduğu ve battığı günde yeni doğumları ve yeni batışları gerçekleştirmeye kâdirdir. Göğü ve yeri düzenli bir biçimde yaratmaya gücü yeten Yüce Rabbin, göklerde ve yerdeki tüm işleri yaratmaya ve yönetmeye de gücü yeter. O, kullarından dilediğini dünyaya getirir, izzet ve devlete erdirir; dilediğini de batırır, yerin dibine geçirir.

O, kendisine baş kaldıran inkârcıları ve diniyle alay eden münafıkları da yok edip yerlerine onlardan daha hayırlı olan müminleri getirmeye kâdirdir. Yine O, dinine hizmet eden mümin bir toplumun da ecellerini yetirir, yerlerine onlardan çok daha hayırlısını getirmeye kâdirdir. Buna göre hiç kimse Allah için bulunmaz ve vazgeçilmez değildir. İnsanlık tarihi bu ilahî yasanın tanıklarıyla dopdoludur. Tarih boyunca nice toplumlar gelmiş geçmiş, yerlerine yenileri gelip onların yurtlarına, mallarına vâris olmuştur. Bu ilahî yasanın gerçekleşmesini engellemeye hiç kimsenin gücü yetmez. Tabi ki kimin, ne zaman, kimlerle değiştirileceğine karar verecek olan göklerin ve yerin sahibi, doğuların ve batıların Rabbi olan Yüce Allah’tır. Nitekim başka ayetlerde de bu gerçek dile getirilmiştir: Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez. Onları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz. Gökleri ve yeri gerçekten Allah’ın yarattığını bilmiyor musun? Dilerse sizi yok edip yeni bir topluluk var eder. Bu, Allah için güç değildir. Ey İnsanlar! Allah dilerse sizi yok eder, başkalarını getirir, O, buna Kadir’dir. Ey İnananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların O’nu sevdiği, inananlara karşı alçak gönüllü, inkârcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihat eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu, Allah’ın dilediğine verdiği bol nimetidir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.

Yoktan var eden Yüce Allah, öldükten sonra diriltmeye de kâdirdir. Yüce Rabbimiz, tüm bu manalara delalet etsin diye, kuzey ve güneye değil de doğu ve batının Rabbine yemin etmiştir. Çünkü maddî ve manevî olarak doğuş ve batış, tüm varlıkların hayatında var olan değişmez gerçektir.

Yemin eden: Yüce Allah.

Kendisiyle Yemin Edilen: Doğular ve batılar, orada bulunan tüm her şeyin Rabbi.

Üzerine Yemin Edilen: Erişilmez kudretiyle Yüce Allah, her şeye kâdirdir. Doğularda batılarda yaşayan tüm varlıklar üzerinde yegâne hükümran O’dur. O, dilerse, dilediği zaman dilediğini yok eder ve yerine dilediklerini getirir. Mülkü dilediği kimselerden alır, dilediklerine verir. Dilediği kimseler için doğuş ve var oluşu yaratır; diledikleri içinse batış ve yok oluşu halk eder. O, hiç kimseye mecbur, muhtaç ve bağlı değildir.

Alâka: Doğular ve batılar, tüm bu yerlerde olan varlıklar, Yüce Allah’ın erişilmez ve kuşatıcı kudretine tanıktır. O’nun azameti tüm bu yerler ve bu yerlerdeki varlıklarda gerçekleşir. Tüm doğular ve batılar O’nundur, oralarda yegâne hükümran da O’dur. Doğduran da O’dur, batıran da. Var eden de O’dur, yok eden de tekrar diriltecek olan da ancak O’dur.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir