Güneşe, Aya, Gündüze, Geceye Andolsun!
GÖĞE, YERE, NEFSE YEMİN OLSUN Kİ!
KENDİNİ ARINDIRAN KURTULUŞA ERMİŞTİR!
وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا وَالنَّهَارِ إِذَا جَلَّاهَا وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا
وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا
Güneşe ve onun ışığına… Ardından gelmekte olan aya… Onu ortaya koyan gündüze… Onu bürüyen geceye… Göğe ve onu yapana… Yere ve onu yayana… Kişiye ve onu şekillendirene… Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun ki:
Kendini arıtan kurtuluşa ermiştir. Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.
Güneş, Ay, Gündüz, Gece, Gök, Yer ve Nefis tam yedi tane çok önemli şey ve bütün bunların Rabbine yemin edildi. Güneş ve Kuşluk vakti, Ay, Gündüz, Gece, Sema ve Bânisi, Arz ve Döşeyicisi, Nefis ve Yaratıcısı. Ayrı ayrı sayılırsa 11 şey ile yemin edilmiştir, ya da on bir kere yemin tekrar edilmiştir, diyebiliriz. Nitekim bu ayetler hat levhalarında on bir vâv harfiyle yazılmıştır. Bu sayılanların hepsi, herkes için her zaman, hayatın gerekleri olan çok önemli şeylerdir.
Yeminde Hâlik ve mahlûk bir araya getirildi. Semâ ve bânisi, Yer ve döşeyicisi, nefis ve onun kontrolünü elinde tutan… Bu sayılanların hepsi Yüce Yaratıcının varlığına açıkça delalet eden tanıklardır. Sayılanlar sonradan olmuştur ve sonludur, yani ezelî ve ebedî değildir. Ezelî ve ebedî olan yalnızca Yüce Allah’tır. İnsan da sonradan olmadır ve sonludur.
İnsanın önünde iki yol vardır: Ulviyât ve süfliyât, aydınlık ve karanlık. Kendisiyle yemin edilen şeylerle buna da işaret edildi. Buna göre güneş ve ayıyla gökyüzü, aydınlık yücelikleri, yeryüzü ve karanlık ise aşağıları temsil eder. O halde insanın önünde ulaşması gereken hedef bellidir: Yüce Yaratıcının en güzel biçimde yarattığı nefis, yücelikleri hedeflemeli ve yüceliklere ermek için gayret etmelidir.
Güneş ve onun ışığı… Maddî olarak ısı ve ışık kaynağı Şems/güneş. Ona bütün canlılar muhtaç, insan da muhtaç. Güneş sabah doğuşuyla ve özellikle kuşluk vaktindeki ısı ve ışığıyla varlığını tam olarak hissettirir. Onun için güneş ve özellikle kuşluk vaktine and olsun, denilmiştir. Benzer şekilde manevî olarak bir adı da nûr olan vahiy ışığı olan Kur’ân güneşine de insanlık muhtaç olduğunu bilmelidir.
Ardından gelmekte olan ay… Maddî olarak Kamer/ay, ışığını güneşten alır, ona bağlıdır. Manevî olarak ay mesabesinde olan Peygamber ve O’nun Sünneti, vahyin izinde, onun aydınlığında gönülleri ışıtır ve ısıtır. Ay güneşi izler; Sünnet, Kur’ân’ı izler. Ay güneşsiz olamaz, yoksa karanlıkta kalır. Peygamber ve Sünneti de Kur’ân’sız olamaz, onsuz kalamaz. Onun için Peygamberin nübüvveti Kur’ân vahyiyle başladı, onunla devam etti ve onun kesilmesiyle sona erdi.
Güneş ve ayın hareketleri sayısız hikmetle dopdoludur. O hareketlerle meydana gelen pek çok tabiat olayı insanlığın ve diğer tüm varlıkların yararına olan şeylerdir. İnsan, günlük olarak gözünün önünde cereyan eden o hikmetleri görmeye çalışmalıdır. Yeni doğan ay incecik bir halde güneşi izlemesiyle ayın ortalarında bütünleşir, dolunay halini alır ve güneş gibi olur. Ay nasıl ki ışık kaynağı olan güneşi sistematik bir şekilde izliyorsa, ışığını ondan alıyor ve bu şekilde kemal buluyorsa; insan da vahyin aydınlığında yoluna devam etmeli, onunla aydınlanmalı, onunla kemale ermelidir.
Onu ortaya koyan gündüz… Güneş ayetinin ışığıyla varlığını ortaya koyan gündüz. Pek çok canlının ve özellikle insanın hayatını sürdürmek için lazım olan şeyi sağlayan gündüz. İnsan, varlığını sürdürmek için günün aydınlığında çalışır çabalar, iaşesini onda sağlar, işlerini onda görür.
Onu bürüyen gece… Gece, diğer canlılarla birlikte insanı sarıp sarmalayan, bağrına basan, onu dinlendirip huzura erdiren nimet. Sükûnet onda, dinginlik onda, rahat ve huzur ondadır. Elbette gece yalnızca uyku ve istirahat anı değildir. İbadet, zikir, fikir ve bütün bunlarla birlikte ilim ve irfanla, ilahî füyûzatlarla dolum ve olum anıdır. Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kur’ân oku. Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz. Şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir.
Gök ve onu yapan… Ve işte o güneşi-ayı bağrında barındıran gökyüzü. Sayısız yıldızları ile Yüce Yaratıcının varlığını haykıran ayetlerden bir demet. Elbette güneşi görüp sahibini görüp tanımamak, ayı-yıldızı fark edip sahibini görüp tanımamak olmaz. Onun için insan, o muhteşem ayeti ve onun bânisini Rabbini hatırlamalıdır.
Yer ve onu yayan… Karasıyla denizi ile şu uçsuz bucaksız yeryüzü. Enva i çeşit varlığı bağrında barındıran, üzerinde gezdiren ve doyuran yeryüzü. Yüce Yaratıcı onu yarattı ve canlıların yaşayabileceği şekilde dayayıp döşedi. İhtiyaç duyulacak olan her şeyi bol bol verdi ve hizmete sundu. Elbette onu görüp sahibini görmemek olmaz. Yeryüzünün muhteşemliği yaratıcısının kudretini haykırır durur. O yer de insana emanettir ve üzerinde yapılanlara şahittir.
Kişi ve onu şekillendiren… Yaratılan tüm varlıkların hizmetine sunulduğu insan ve onu Ellerimle yarattım, canımdan can kattım buyuran Yüce Rab. İnsanı yaratan ve ona en güzel şekli veren, onu tüm organlarıyla uyumlu kılan Yüce Allah. Ruh, gönül, akıl, duygu, his, düşünme, konuşma, planlama, üretme ve benzeri pek çok meziyetle onu donatan Yüce Yaratıcı. İnsanı yaratıp onu başıboş bırakmayan, ona seslenen, ona elçi gönderip kitap indiren Yüce Rab. İnsan, yaratıcısı, sahibi olan Yüce Allah ile irtibatlı olursa insan kalır ve O’nun katında değer bulur. İnsan, Rabbini unutursa, O’ndan ve O’nun dininden koparsa değersizleşir ve kaybedenlerden olur.
İyilik ve kötülük kabiliyeti veren… Nefse iki yolu göstermesi sınavın gereği ve O’nun rahmet ve hikmetinin göstergesidir. Yüce Yaratıcı, insana iyiyi kötüden ayırt etme, akletme, seçme ve işleme gücü vermiştir. Gönderdiği peygamberleri ve indirdiği kitapları vasıtasıyla iyiliği kötülüğü tanımlamış ve göstermiştir. Kul iyiye ulaşmak için gayret ederse ona iyinin yolu açılır ve o yol kolaylaştırılır. Kul kötünün peşine düşerse, ona da o yol kolaylaştırılır. Kul hak eder, Yüce Allah da halk eder. Önceki ayetlerde sayılan güneşin ışığında ve vahyin aydınlığında hakikat arayışı içerisinde olan insan, iyiye vasıl olur. Güneşe gözünü kapatan ve vahye sırtını çeviren kişi de karanlıklarda kalır: Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi? De ki: Gerçek Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük. İnsan, dileme ve dilediğini yapma gücüne sahiptir. Ancak her insan yaptıklarının sonucuna katlanacaktır. Peygamberimiz, bu ayeti okur sonra sesini yükselterek şöyle dua ederdi:
Allahümme âti nefsî takvâhâ. Ente veliyyühâ ve Mevlâhâ ve ente hayru men zekkâhâ/Allahım, nefsime takvasını lütfet. Sen onun dostu ve yardımcısısın. Onu arındıracak olanların en hayırlısı da Sensin Yâ Rab! Allah’ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, hiçbiriniz ebediyen temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır. Allah işitir ve bilir. Bizler, Yüce Allah’ın o lütuf ve merhametini hak etmek için koşturacağız, Yüce Allah da bizlere lütfedecek, merhamet edecektir. Bu, O’nun ilahî yasasının gereğidir. O, cennet yolunu seçip o yolda kararlılıkla ilerleyeni cennete ulaştırır. Cehennem yolunu tercih edip inatla o yolda koşturanı da cehenneme atar. Onun için yeminin cevabında gelen ayette kendini arındıran kurtuluşa ermiştir, kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır buyurularak arındırmanın ve kötülüklere batmanın fâili olarak insan zikredilmiştir.
İnsan, emrine amade kılınan tüm bu sayılan varlıkları O’nun ölçüleri doğrultusunda kullanırsa nefsini tezkiye etmiş ve kurtuluşa ermiş olur. Bunun için sayılan bu varlıkları fark etmeli, onlar üzerinde derinlemesine düşünmeli, onların yaratılış ve hizmete sunuluş gayesini anlamalı ve onları asıl sahibi Yüce Allah’ın ölçüleri doğrultusunda kullanmalıdır.
Ve muhteşem yeminlerin hikmetli cevabı geldi: Kendini arıtan kurtuluşa ermiştir. Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır. Kendisiyle yemin edilenler çok olunca cevap gecikti, bu yüzden de cevabın başındaki tekîd lamı hazfedildi, tekîd için olan kad edatıyla geldi. Arınmak için kirlenmemeye gayret etmelidir. Kirlenmemek için vahiy aydınlığında yaşamak gerekir. İnsan, beşer olarak şaşırıp kirlendiyse, geciktirmeden doğru temizleyici ile arınmasını bilmelidir. Kirlenenler için doğru arındırıcı istiğfardır, nasûh tevbedir. Günah kirlerine bulanan ve o kirler içerisinde kalan kimse ise arınamayacak ve kaybedenlerden olacaktır.
Ve işte özetin özeti:
Yemin eden: Yüce Allah.
Kendisiyle Yemin Edilen: Güneş, Ay, Gündüz, Gece, Gök, Yer, Nefis ve Yüce Rabbimiz.
Üzerine Yemin Edilen: Arınan kimse kurtulmuş, kötülüklere batan ise kaybetmiştir. Kendine ilham edilen, hakkın sesini duyan ve o çağrıya uyan kurtuluşa ermiş; onu duymayıp şeytanî iğvalara kapılan ve inatla bunda karar kılan ise kaybetmiştir.
Alâka: Güneş ve günün aydınlığı, Ay ve gece karanlığıyla bütün zamanın dilimleri arınmak için en önemli fırsattır. Gök ve yeriyle tüm mekânlar da arınma yerleridir. Bu zaman ve mekanlarda varlığını sürdüren nefis, ya Rabbi tanıyıp arınacak ve O’nun rızasına erecek; ya da O’nu unutup günah kirleri içerisinde kendini kaybedecektir. Tüm dilimleriyle zaman ve tüm parçalarıyla mekân insana emanet ve Yüce Allah’ın ondaki büyük nimetleridir. Bütün zaman ve mekân, insanın üzerinde gerçekleştirdiği tüm her şeyin şahididir. O halde onların hüsn i şehadetlerini kazanmak için çalışmalıyız. Zaten bu yeminlerle başlayan Şems suresinin temel amacı insanı iyilik ve güzelliklere teşvik edip kötülüklerden sakındırmaktır. İyilikler aydınlık, kötülükler karanlıktır. İyilikler yücelik, kötülükler ise alçaklıktır. İyiliklerin adamı olabilmek için vahyin aydınlığında yaşamak gerekir. Vahyin aydınlığında yaşamak, Yüce Yaratıcıyla irtibatlı olmaktır. Vahiysizlik ise karanlıklarda kalmaktır. İnsan, vahyin aydınlığında yaşamazsa karanlıklarda kaybolup gidecektir. Sayılan şeyler de iyi ve kötü amellerin yapılabileceği zaman ve mekânlardır.
