Iı. Ayet: İnsanın Yaratılışı
İnsanın kendi yaratılışı en büyük ayettir:
Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır. Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
Sizi topraktan yaratması, O’nun (varlığının) delillerindendir. Sonra siz, (her tarafa) yayılan insanlar oluverdiniz.
İnsan, Yüce Yaratıcının ellerimle yarattım ve canımdan can kattım diye özetlediği en şerefli varlıktır. İki ayetten aldığımız bu cümlenin ilk bölümü insanın fizikî yönüne, ikinci bölümü de ruhî yönüne işaret etmektedir. Zaten insan beden ve ruhuyla insandır.
Yeryüzüne halife olarak atanan insan, en güzel ve en donanımlı bir şekilde yaratılmıştır. Biz insanı en güzel şekilde yarattık. And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık.Yüce Rabbimizin zatî, sübûtî hemen bütün sıfatları insan da az veya çok oranında tecelli etmiştir. Sözgelimi, Rabbimiz, ezelî’dir. İnsan da geçmişini merak eder, araştırır ve geçmişi ile bilinmek ve övünmek ister. Rabbimiz ebedîdir. İnsan da uzun yaşamak ve öldükten sonra ismiyle, çocuklarıyla, eserleriyle yaşamak ister. Rabbimiz tektir. İnsan da biricik olmak için çırpınır. Rabbimiz, hiç kimseye benzemez ve hiç kimseye muhtaç değildir. İnsan da özgün olmaya ve kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durmaya çalışır. Rabbimiz, hayat sahibidir, her şeyi bilen, gören, işiten, her şeye gücü yeten, konuşan ve yaratandır. İnsanda bu sıfatların yansıması vardır. Elbette Rabbimizin sıfatları kendi zatına hastır, eşsizdir ve kâmildir. Ve elbette insandaki bu sıfatların yansımaları sınırlıdır, insana özgüdür ve noksanlıklarla doludur. Zaten din, insandaki bu sıfatları yönetmek içindir. İnsana acziyetini bildirmek ve nerede duracağını ona öğretmek için gelmiştir. Sözgelimi insan bu tecellileri yaşarken kendisinin bir yaratılmış olduğunu unutmamalı ve kendini putlaştırmamalıdır. Kendisine bahşedilen bu sıfatları yerli yerinde ve hep hayırda kullanmalıdır.
Kur’ân’ın ilk inen ayetlerinde yaratılışa ve özellikle de insanın yaratılışına dikkat çekilir. Oku yaradan Rabbinin adıyla. O insanı alaktan yarattı. Oku emri geldiğinde peygamberimizin elinde ve zihninde herhangi bir ayet yoktu. Ama o, bir insan olarak kendini okuyabilme, fark edebilme imkanına sahipti. Ayet de bu doğrultuda geldi. Ona kendini okumasını, kendi yaratılışını düşünüp Yaratıcısını bulmasını emretti. Zaten gerçek okuma ve okumaktaki amaç da bu değil midir? İnsan kendisini okuyacak ve kendi yaratılışındaki ilahî kudreti fark edecek ve Rabbini bulacak ve O’na inanıp O’na kulluk edecekti. Alak suresinin Oku emri ile başlayıp Secde et emriyle sona ermesi bu noktada ne kadar anlamlıdır! Aslında bu her insan için geçerlidir. Her insan kendini fark etmeli ve kendi yaratılışında Rabbinin eşsiz kudretini görüp Ona boyun eğmeli, O’na kulluğunu da secdeye baş koyarak göstermelidir. Onun için kendini bilen Rabbini bilir denmiştir. Bu yüzden insanın yaratılışı, Kâinat kitabının en büyük ayetidir. Kâinat Kitabının ilk suresi Yaratılış ise, o surenin ilk ayeti de insanın yaratılışıdır. Kendini, kendi yaratılışını okuma konusunda hiçbir insan hiçbir mazeret ileri süremez. Benzer şekilde Kur’ân kitabının en büyük ayeti de Kürsî ayetidir. Çünkü o ayet de en veciz bir biçimde bize Yüce Allah’ı tanıtmaktadır.
Evet, insanın kendisi en büyük ayettir. Çünkü insan, Yüce Yaratıcının isim ve sıfatlarının en büyük ve en canlı tecelligâhıdır. Onun için insan Kâinatın aynasıdır. İnsanı derinlemesine okumak ve onu doğru bir şekilde tanımak, onu Rabbini tanımaya götürecektir. Onunu için Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır ayeti Beni tanımaları için yarattım şeklinde de anlaşılmıştır. Yine bunun için Rabbimizin deyişiyle Ben gizli bir hazineydim, tanınıp bilinmek istedim, bu yüzden mahlukâtı yarattım sözü kaynaklarımızda yer almıştır.
Kendi nefislerinizde ayetler vardır. Mükemmel yaratılışınızda ayetler vardır. Atanız Âdem topraktan yaratıldı. Toprak, özlü pişmiş çamur, en güzel şekilde cismi ve ruhuyla insan… İnsanın ölü topraktan yaratılması, Yüce Rabbimizin varlığına ve erişilmez kudretine delil olduğu gibi, öldükten sonra dirilmeye de açık bir delildir. İlk insanın topraktan yaratıldığını Yüce Rabbimiz haber veriyor. Bugünkü insan ve toprak üzerinde yapılan incelemeler de bu gerçeği teyit ediyor. Başka ayetlerde insanın sudan yaratıldığı bildiriliyor. Allah, sudan bir beşer yarattı. Değersiz bir sudan yarattı.Ayetler arasında herhangi bir çelişki yoktur. İnsanlığın atası Hz. Âdem topraktan yaratılmıştır. Daha sonra Âdemoğulları babanın sulbünden atılan bir bayağı sudan yaratılmıştır. İnsanda o suyun oluşması, yediği hayvanî ve nebatî gıdalar sayesindedir ki onlar da topraktan elde edilir. Dolayısıyla insanın aslı toprak ve sudur. Toprağa hayat veren de sudur. İnsanın varlığını sürdürmesi de toprağa ve suya bağlıdır. Toprağı, suyu, insanı ve bütün varlıkları yaratan Yüce Allah’tır. Cansız/cemadât denilen toprak ve sudan düşünen, konuşan, iki ayağı üzerinde durup hareket eden, mükemmel bir varlık olan insanın yaratılması ne büyük ve ne muhteşem bir ayettir.
Ondan sonra insan cinsinin bir damla nutfeden oluşması, sonra ete kemiğe dönüşmesi, insan şeklini alma ve dünyaya gelmesi. Ruhuyla bedeniyle insan olması… İnsanın baba sulbünden anne rahmine geçişi ve burada geçirdiği evrelerin her biri ayrı ayrı ayetlerdir ve her biri üzerinde derin araştırmalar yapılmalı ve her birindeki muhteşem ayetler fark edilmelidir.
Doğduktan sonra bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemleriyle insan… Hepsinde sayısız ayetler vardır. Yakınen bilenler için, derinlemesine düşünenler için, samimi inananlar için.
İnsanın yaratılışındaki her bir aşama, insanın maddî ve manevî yönleri, organları ve onların vazifelerini yerine getirişinde Yüce Yaratıcının eşsiz ayetlerini görmek, fark etmek ve bunlar karşılığında O’na şükretmek gerekir. Bir et parçası gözümüz görüyor, bir et parçası kulağımız duyuyor, bir başkası tadıyor, bir başkası koku alıyor, bir başkası hissediyor… Beynimiz aklediyor, gönlümüz duygularla dolup taşıyor… Midemiz, ciğerlerimiz, kalbimiz ve diğer organlarımız her biri kendi vazifesini ara vermeden yerine getiriyor… Solunum, dolaşım, sindirim, boşaltım sistemleriyle insan… Tek bir ağızdan alınan yiyecek ve içecekler, farklı organların yardımıyla kana, cana, enerjiye dönüşmekte ve iki farklı organdan dışarı atılmaktadır. Sürekli yenilenen hücreler, bir hasar gördüğünde kendisini tamir eden hücreler… Bu organlara bütün bu görevleri yükleyen, bu görev bilincini aşılayan kim? İnsanın yaratılışında ve varlığını sürdürmesinde görünür görünmez sayısız ayetler vardır. İnsan, bu ayetlerin içerisinde, bu ayetlerle yaşarken bunları düşünmeli ve sahibine şükretmeli.
Sosyal bir varlık olanın insanın farklı renklerde olması, farklı dilleri konuşuyor olması da ayrı birer ayettir.
Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi? Aslında Yüce Allah, gezip gördüğümüz her yerde ve kendi nefislerimizde ayetlerini bize gösteriyor. Üzerinde yaşadığımız yer, üzerinden kimlerin gelip geçtiğini, nelere şahit olduğunu söyleyip duruyor. Kâinat kitabı, içerisinde yaşanan sosyal ve kozmik olaylarla Yüce Yaratıcının eşsiz ve erişilmez kudretini haykırıyor. İnsanın kendi yaratılışı ve varlığı da aynı şekilde O’nun eşsiz kudretini, ayetlerini haykırmaya devam ediyor. Ayette büyük âlem kâinat ile kâinata ayna olan küçük âlem insan aynı ayetler kümesinde birlikte zikredilmiştir. Zaten kâinatın bir parçası olan insan, kâinat ile iç içe yaşamaktadır. İnsanın kâinat kitabını ve ayetlerini okuması, aslında bir ayetler manzumesinin bir başka ayet manzumesini okuması demektir. Zira ayetler kardeştir. Her ayet, bir diğerini teyit eder, kendi lisanıyla onu tekrar eder, onu açıklar. Tabi ki bütün bu ayetleri gönül açık olanlar görecektir. Görmek isteyenler fark edecektir. Ayetlerden kaçanlar, onlardan yüz çevirenler, ayetlere gözlerini kapayanlar onları fark edemeyecektir. Ancak onların görmezden gelmesi, ayetlere zarar veremeyecek, güneşler balçıkla sıvanamayacaktır.
