Kıyamet Gününe ve Kendini Eleştiren Nefse Andolsun! Diriliş ve Hesap Var!
لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ
أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَنْ نُسَوِّيَ بَنَانَهُ
Kıyamet gününe yemin ederim. Ve pişmanlıkla kendini kınayan nefse yemin ederim. İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor? Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.
Lâ üksimu kalıbı ikisi kıyâme suresinde olmak üzere 8 ayette geçer. Kalıbın geçtiği surelerin hepsi Mekke’de inmiştir. Bu kalıp, durum hiç de sandığınız gibi değil yemin ederim ki, kesinlikle yemin ederim ki, yemine ne hacet her şey ortadadır şeklinde anlaşılmıştır ki hepsi kuvvetli bir yemini ifade eder. Nitekim ayette bu kalıbın büyük bir yemin kalıbı olduğu açıkça belirtilmiştir: Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
Yüce Rabbimiz önce kıyamet gününe yemin ederek kıyamete dikkat çekiyor, şu sınav dünyasında yaşanan hayatı kıyamet gününe göre programlamayı ve o güne hazırlıklı olmayı emrediyor. Kıyamet, evrendeki her şeyin yerle bir olmasıyla beraber yerin bağrından insanların yeniden diriltilerek hesap için ayağa kalktıkları yahut adaletin her yönüyle hayata hâkim olduğu gün olduğu için bu isimle anılmıştır. Zira o gün, haksızlık yapan zalimlerin sesi kısılacak, yalnızca Yüce Allah’ın hükmü hâkim olacaktır. O gün onlar meydana çıkarlar; onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. ‘Bugün hükümranlık kimindir?’ denir; hepsi: ‘Gücü, her şeye yeten tek Allah’ındır’ derler. Rabbimiz üzerine yemin ederek kıyametin gereğine ve önemine dikkat çekiyor. Bu yeminle bizden kıyamet bilinciyle yaşamamız, hayatı bu bilinçle anlamlandırmamız istenmektedir. Evet kıyamet mutlaka gerçekleşecek, ölüler yeniden dirilecek ve o gün herkes yaptığının hesabını verecek ve yapıp ettiklerinin karşılığını görecektir.
İkinci olarak Rabbimiz kendini eleştirip kınayan nefse yemin ediyor. Nefs-i levvame. Sürekli kendini sığaya çeken, kendini eleştiren ve kendini yaptığı hatalardan vazgeçip pişmanlık duyan ve daha iyiye yönlendiren nefis. Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder.
Nefis, ruh, can, nefes, hayat, varlık anlamlarına gelir. Yüce Allah’ın ruh üflediği nefis ile doyuma/itminana ererek Rabbe dönen nefis aynı nefistir. Akla, ruha, kalbe de nefis denmiştir. Gazâlî, nefsin Rabbânî ve ilahî latîfe olduğunu söyler. Yine ona göre nefis, manevî cevher, bilen ve algılayan latîfe, hakiki insan, insanın kendisidir.
Yüce Rabbimiz, sözkonusu ettiğimiz bu ayetinde olduğu gibi başka ayetlerinde de nefse yemin ederek onun önemine ve onun eğitilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: Nefse ve onu şekillendirene, sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun!
Nefis, bize Rabbin rızasını ve cenneti kazandıracak olan şeydir. Mümin, malıyla ve nefsiyle/canıyla Allah yolunda cihad ederek O’nun rızasını ve cennetini kazanmaya aday olan kimsedir:
İnsanlar arasında, Allah’ın rızasını kazanmak için nefsini satanlar/canını verenler vardır. Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin nefislerini ve mallarını cennete karşılık satın almıştır…
Burada önemli olan insanın nefsini eğitmesi, kötü tutkulardan onu arındırması ve zikrullah/Allah ve O’nun Kelamıyla doyuma/huzura erip mutmain nefis sahibi olmasıdır. Eğitilmemiş, kontrol altında tutulmayan nefis, sürekli kötülükleri emreden nefistir. İman adamı, böyle bir nefisten kurtulmak için çırpınmalı, kötülükleri emreden nefsi dizginlemeli, o nefsin isteklerini öldürmeli, kötülükleri emredip ve işleyip dururken asla nefsini temize çıkarmaya kalkmamalıdır. Ancak bütün bunlar nefsi bütünüyle yok etmek ve nefsin meşru isteklerini tamamen terk etmek anlamına gelmez. Zaten nefsin bütünüyle yok edilmesi söz konusu olamaz. Ancak, nefsi kontrol altında tutmak, onu yönetmek mümkündür. Ne kadar kötü olursa olsun nefsi eğitmek, terbiye etmek, ıslah etmek, tezkiye etmek mümkündür. Yapılması gereken de budur.
Evet, kötülükleri emredip duran nefse muhalefet gerekir. Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, hep kötülüğü emrede. Nitekim bazı âlimler, İslam’ı, muhalefet kılıcıyla nefsi boğazlamaktır diye tanımlamışlardır. Ayette de Rabbinize dönüp tevbe edin, nefislerinizi öldürün buyrulmuştur. Bu ifade, şirke düşmeyenler şirk koşanları öldürsün diye anlaşıldığı gibi, günahtan tümüyle vaz geçerek kötülükleri emredip duran nefislerinizi kırın, onları günahlardan vazgeçirin şeklinde de anlaşılmıştır. Peygamberimiz de “Allahım! Nefsimin şerrinden sana sığınırım” diye dua ederek nefsin kötülüklerinden Allah’a sığınmıştır.
Yüce Allah’ın yarattığı her şeyde sayısız hikmet vardır. O’nun yarattığı hiç bir şey anlamsız ve kötü değildir. Nefis de öyledir. İnsan, kendisine verilen nefsi ile meleklerden farklı olmuştur. O, nefsini eğiterek, tezkiye ederek, istikamette tutarak Rabbinin rızasını ve cennetini kazanacaktır. Sonuçta eğitilen nefis imanla doyuma erecek, imanın gereklerini yerine getirerek günahlardan arınacak ve mutmainne makamına erecek, Rabbin rızasını kazanıp cennetine girecek, Rabbimizin şu hitabına mazhar olacaktır: Ey huzura/doyuma ermiş olan nefis! O, senden, sen de O’ndan hoşnut olarak Rabbine dön! Ey can! İyi kullarımın arasına katıl ve Cennetime gir.
Kendini kınayan nefis dünyada olabilir, ahirette olabilir. Önemli olan nefsin, kendini dünyada sığaya çekip sorgulaması, eksik ve yanlışlarından dolayı kendini kınayıp daha iyiye ve daha mükemmele yönelmesidir. Hesap gününde kıyamete inanmayan yahut ona gereği gibi hazırlanmayan kötü nefisler de kendini kınayacaklar, ah vah edecekler, ancak o gün bu pişmanlık ve kınamanın bir faydası olmayacaktır. Asıl olan fırsat elde iken bu dünyada aklı başa almak ve kendini hesaba çekilmeden önce sorgulamak ve kıyamete azık tedarikinde bulunmaktır.
Kıyame suresinde yeminin cevabı hazfedilmiştir. Yemindeki ifadeler ve ardından gelen Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz ifadeleri cevaba delalet etmektedir. Buna göre cevap şöyle takdir edilebilir: Kıyamet mutlaka gerçekleşecek, her nefis yeniden diriltilip Huzura getirilecek ve hesaba çekilecektir.
Ayette parmak uçları özellikle zikredilmiştir. Zira parmak uçları, insanın bedeninin en uç, en ince ve en hassas noktalarıdır. Birbirine benzememekle parmak uçları, bir anlamda insanın kimliği, kimlik kartıdır. Bu kadar insanın, birbirinden farklı parmak uçlarını bile diriltip bir araya getirmeye kadir olan Yüce Allah, onun diğer organlarını toplamaya ve tüm insanları diriltip huzurunda hesaba çekmeye haydi haydi kadirdir. İnkârcılar, öldükten sonra çürüyüp toprağa karışmış kemikleri kim diriltecekmiş diye soruyorlardı. Ayet onlara cevap olarak gelmiştir. Elbette onları yoktan var eden Yüce Allah, tekrar diriltecek, hem de en ince ayrıntılarına varıncaya kadar.
İnsan için el son derece önemli organdır. İnsanın yapıp ettikleri anlatılırken elleri sözkonusu edilir: Onun eli yatkındır, eli uzdur, eli açıktır, eli sıkıdır, eli dardır, elinden bir iş gelmez, eli uzundur, bu işte eli vardır, şuna bir el verin, elleri dert görmesin, elleri kurusun… Elle yapılan bütün işlerde de parmaklarla ilgisi vardır. Onun için onun on parmağında on marifet var denir ve hukukta on parmağın diyeti, iki elin diyeti kadardır.
O halde insan parmak uçlarındaki hikmeti düşünsün. Bunca insanın parmak uçlarını birbirine benzetmeden yaratanın erişilmez kudretini düşünsün. Parmak uçlarının farklı farklı, parmakların birbirinden ayrı, hareket edebilen özellik ve güzellikte yaratılışını düşünsün. O parmaklarla gerçekleştirdiği dokunma, hissetme, kavrama, tutma, çekme, itme, dürtme, verme, alma ve benzeri özellikleri düşünsün. Bütün bunları lütfeden Yüce Allah’a şükretsin, O’nun huzurunda çekileceği hesap gününe ve hesaba hazırlansın. Tüm yaptıklarının şahidi olacak olan organlarını O’nun ölçüleri doğrultusunda kullansın.
Yemin eden: Yüce Allah.
Kendisiyle Yemin Edilen: Kıyamet günü ve kendini kritize eden nefis.
Üzerine Yemin Edilen: Kıyamet mutlaka gerçekleşecek, her nefis yeniden diriltilip Huzura getirilecek ve hesaba çekilecektir.
Alâka: Kıyamet hayatın sadece dünyadan ibaret olmadığını, gerçek hayatın dünya ve ahiret hayatı olduğunu gösteren bir delildir. Kıyamet olmasaydı, yaptığı iyiliklerin karşılığını bu dünyada alamayanlara haksızlık edilmiş; yaptığı bunca kötülüğün cezasını bu dünyada göremeyenlere ayrıcalık yapılmış olurdu. Bu ise adaletle bağdaşmazdı. Onun için her hak sahibinin hakkını alacağı, her sorumlu kişinin yapıp ettiklerinin karşılığını göreceği kıyamet mutlaka olmalıdır ve olacaktır. Tüm peygamberler bu gerçeği dile getirerek gelmişler ve Allah’ın Dini İslam, ahirete inanmayı, imanın temel esaslarından saymıştır. İnsana bahşedilen nefis de önemli nimetlerden biridir. Asıl olan iyilik ve kötülüğe yatkın yaratılan nefsin eğitilip istikamette tutulmasıdır. Bunun için nefsin terbiye edilmesi, arındırılması, yanlış yaptığında pişmanlık duyup kendini kınaması ve hep iyiye, daha iyiye yönelmesi önemlidir. Nefis, dünyada da helal ve meşru alanlardan faydalanabilir, ahirette de cennet nimetlerinden faydalanacak yahut cehennemde fizikî azaplara duçar olacaktır. Kıyamet bilincini diri tutmakla nefis uyanacak, ıslah olacak, tezkiye edecek, istikamette kalacak, rızaya ve doyuma erecektir. Kıyamet bilinci Rabbin rızasına ermiş ve huzura kavuşmuş nefisler için en önemli ve gereklidir. İnsan bu bilinçle sahip olduğu tüm her şeyini Yüce Rabbin yolunda kullanacak ve kendini hep O’nun huzuruna çıkacağı kıyamet gününe hazırlayacaktır. Rabbimizin kendisiyle yemin ettiği her şey gibi nefis de önemlidir. Önemli olan onun kıymetini bilip değerlendirebilmek ve hayırlı işlere yöneltebilmektir.
