Kur’ân Gereği Yerine Getirilmek için Okunur

إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُور لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُمْ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ

وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ مِنْ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ إِنَّ اللَّهَ بِعِبَادِهِ لَخَبِيرٌ بَصِيرٌ

ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِإِذْنِ اللَّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبِيرُ

Allah’ın Kitabını okuyanlar, namazı ikame edenler, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarf edenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler. Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile artırır. Doğrusu O, çokça bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir. Bu, sana vahyettiğimiz, öncekileri doğrulayan gerçek Kitaptır. Allah şüphesiz kullarından haberdardır, görendir. Sonra bu kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta yolu tutar, kimi de Allah’ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur.

Kur’ân, okunan kitaptır. O, okunarak peygamberimize inmiş, ondan bize okunarak gelmiş ve kıyamete kadar da okunacak olan kitaptır. Kur’ân’ın okunması, onun kullandığı üç kavram çerçevesinde üç formda gerçekleşir. Kıraat, Tilavet ve Tertîl. Her üçü ile de Kur’ân’ı okumamız emredilmiştir. Yaratan Rabbinin adıyla oku (ıkra‘). O halde Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun (fakraû). Rabbinin Kitabından sana vahyolunanı oku (ütlü). Kur’ân’ı tane tane oku (rattil).

Bunlardan kıraat, anlayarak anlayamayarak her türlü okumanın adıdır. Tilavet ise daha çok anlamı merkeze alan bir okuma biçimidir. Tertîl ise en mükemmel okuma formu olup onu düzgün bir şekilde en güzel şekilde okumak, doğru bir şekilde anlamak ve gereklerini yerine getirmeye koyulmaktır.

Konumuz olan ayette de onu tilavet edenler anlatılırken, onu okumanın gayesi de açıklanmıştır. Allah’ın Kitabını okuyanlar, namazı gereği gibi kılanlar, infâk edenler… Okuyanlar, hemen peşinden bedenî ve malî ibadetlerini yerine getirerek onun gereğini uygulamaya koyanlardır. Onlar, okumayı ona uymak, gereklerini yerine getirmek için yaparlar. Zira Allah’ın kitabına yakışan, onu hakkıyla okumaktır. Kendilerine verdiğimiz Kitabı hakkıyla okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkâr edenler ise kaybedenlerdir. Tabidir ki okuduğunun gereğini yerine getirebilmek için, okuduğunu anlamak gerekir. Okuyucu, doğru bir şekilde anlayabilsin ki gereğini yerine getirebilsin. Kitabı okuduğu halde gereğini yerine getirmeyen kimse ise sanki onu okumamış gibidir. Tıpkı gözü olduğu halde gerçeği göremeyen, kulağı olduğu halde hakikati duyamayan kimselerin kör ve sağır olarak nitelendirilmeleri gibi. Onun için Kur’ân’ın inişindeki asıl amaç/murad-ı İlâhî, onu okumak, anlamak ve gereğince yaşamaktır. Zaten bir önceki ayette de Allah’ın kulları arasında O’ndan korkan, ancak bilginlerdir buyurularak gerçek âlimlerden bahsedilmişti. Ayetlerde haşyet, kitabı okuma, namazı ikame ve infak sıralanmıştır. Haşyet kalp eylemi, Kitabı okuma dil eylemi, namaz bedenin ameli, infâk da mâlî eylemdir. Bunların hepsi bir kişi de bir araya gelirse o kişi kâmil mümin ve gerçek âlim makamına erişmiş olur. Bu makama erebilmek için de Yüce Yaratıcının huzurunda, O’nunla konuşur gibi O’nun kitabını samimiyetle okumak lazım, ardından okuyup anladıklarının gereğini yerine getirmek lazımdır. Zira ona inanmadan okuyanlar, onun gereklerini yerine getirmeyenler onu okumamış gibidirler. Nitekim bu konuda Peygamberimizin uyarısı açıktır: “Kur’ân’ı, seni yasaklarından alıkoyduğu sürece oku. Aksi takdirde O’nu okumuş olmazsın”. Nitekim aynı surenin ilk ayetlerinde imanı yükseltecek kabule şayan kılacak olan şeyin sâlih amel olduğu açıklanmıştı: Güzel sözler O’na yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir.

Ayette kitabı okuma, muzari kalıpla zikredilmiştir. Bu, onların bu ameli sürekli yaptıklarına işaret eder. Onlar sürekli okuyarak Kur’ân mesajıyla dolarlar. Kitâbullah ifadesiyle, okunan Kur’ân’ın muhteşemliği de vurgulanmış oldu. Zira bir şey Yüce Allah’a izafe edildiği zaman bu onun şerefini ve büyüklüğünü gösterir. Allah’ın Kitabı, Allah’ın Dini, Allah’ın yasası, Allah’ın Şiarı, Allah’ın Evi, Allah’ın Arzı, Allah’ın kulları gibi. Onlar herhangi bir kitabı değil, Yüce Allah’ın kitabını okurlar. Onu ellerine alırken, okurken, anlarken, onunla ilgili konuşurken bu bilinçle hareket ederler.

Kitaba muhatap olup ona miras olan ve onu taşıma sorumluluğunu üzerine alanlar da üç grupta kendilerini gösterirler: Ona inandıkları halde sorumluluklarını yerine getirmeyip günah ve isyanlarıyla kendilerine zulmedenler, orta yolu takip edenler, bir de hayırda öne geçenler… Kur’â’nın istediği bu üçüncü gruba girmeye çalışmaktır. Hadiste haber verildiği üzere hayırda öne geçenler hesapsız cennete gireceklerdir. Orta yolu takip edenler, kolay bir hesapla cennete girecek. Kendilerine zulmedenler ise, önce tutuklanırlar, sanki hiç kurtulamayacaklarını sanırlar, sonra zorlu bir sorgulamadan belki de bir süre azaba uğradıktan sonra ilahî lütufla cennete gireceklerdi. Onun için Kur’ân hayırda öne geçenleri bize anlatırken onların izinde onlar gibi olmaya çağırır:

İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensâr ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnutturlar. Onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Rabbinizin mağfiretine ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşusun/bunun için yarışın.

Ey insanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah’a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete vasıl olmak için birbirinizle yarışın. İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır. Yarışanlar, bunun için yarışsınlar.

Mesajlar:

Allah’tan gereği gibi sakınan gerçek âlimlerden olmak için Kur’ân’ı anlayarak okumak ve gereklerini yerine getirmek gerekir. Gerçek âlim ilmiyle eylemini bütünleştirendir.

Kur’ân’ın insanlığa geliş amacı/Murad-ı İlahî, yalnızca okunması ve anlaşılması değil, gerekleriyle amel edilmesidir. Elbette Kitabın gerekleriyle amel edebilmek için onu okuyup anlamak gerekir.

Kur’ân’ı eline alıp okumaya başlayan kimse, onu herhangi bir kitap olarak değil Allah’ın kitabı olarak eline alıp okumalı, bu bilinçle onu anlayıp gereklerini yerine getirmeye çalışmalıdır. Kur’ân hakkında konuşan kimse de bu titizliğe sahip olmalıdır.

Kur’ân’a muhatap olmak büyük bir nimettir. Yüc Rabbimiz, peygamberler içerisinde Hz. Muhammed aleyhisselamı seçti Kur’ân’ı ona indirdi. Sonra Ümmet-i Muhammed olarak bizleri seçti ve bizi Kur’â’na muhatap, mirasçı kıldı. Bize düşen de bu büyük nimetin farkında olmak ve nimetin hakkını vermektir.

Kur’ân, muhataplarını hayırda yarışa çağırır. Onun hedefi yerinde sayan müminler değil, hayırda ileri geçen müminlerdir. Zira müminin hedefi, müttakî olmaktan öte, müttakîlere önder olmaktır. Nitekim onların dillerinden düşürmedikleri bir Kur’ân duası şöyledir: Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder yap.

Sürekli Kur’ân okuyarak yenilenen mümin, hayır işlemeye yönelir, daha iyi mümin olmak için gayret eder. Zira mümin, cennete girinceye kadar hayır dinlemeye ve hayır işlemeye doymayan kimsedir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir